Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Uçan…

Sedirin üstünde doğrulup tülü hafifçe araladı. Gün doğumuna yakın göz kırpan güneş ışınları, kirpiklerini tararken iyice ayıldı. Gökyüzünde teker teker birbirini dansa kaldıran rengarenk kubbeli balonları seyre koyuldu. Her birininin sepetinde irili ufaklı, gittikçe silikleşen gölgelere takıldı kaldı gözleri. Yaşlı horozun kesik kesik ama kararlı ötüşüyle irkildiğinde mutfaktan gelen çaydanlık fokurtusu, onu yeni güne çağırıyordu. Her yeni gün, birbirinin aynısıydı. Çay-peynir-ekmekten mürekkep kahvaltı sonrasında, küçük taş evlerinden büyük toprak meydana uzanan aynı yolu, aynı ayakkabılarla, aynı hızla yürüyecek ve elindeki hasır çantanın içine doldurduğu renk renk ipliklerle uçan balon motifleri işlenmiş olan havluları turistlere aynı cümlelerle satmaya çalışacaktı.

“Hand-made… Hand-made…”

Annesinin işlediği havluların desenleri bile aynıydı. El yapımı olmalarına rağmen, nasıl bu kadar aynı olabilirlerdi ki? Hem sıkıntısı hem de zaman geçsin diye, başını göğe kaldırıp balonları saymaya başladı. Tam yirmi birinci balonu da gözleriyle işaretlemişti ki omzunun arkasından bir ses:

“Kaça satıyorsun?”

“On lira.”

Sonrası, işaret dili ve sözsüz diyalogla halledilen günün ilk alışverişi. İçinden, her güne başlangıç cümlesini geçirdi, yine o aynı cümle: “Siftahı senden, bereketi Allah’tan…” Annesi ezberletmişti bu cümleyi ona. Siftah ne demekti? Bilmiyordu. Allah’ın bereket vermesini diliyordu. Neredeyse kendini bildi bileli, bereket bekliyordu yukarıdan. Öyle ki, ancak o zaman şu koca sepetlerden birinin içine gururla binip gökyüzüne süzülebilecekti. Yani kendi parasıyla. Çalışıp kazanarak biriktirdiği parasıyla… Göklerin fatihi oluverecekti birkaç saatliğine ve güneş, sırf onun için doğacaktı. Belki koca sepette bir tek o olacak, rengini bile kendi seçtiği balonun hem kaptanı hem yolcusu olmanın keyfini sürecekti.

Birkaç kış, birkaç bahar, birkaç güz ve yaz… Geçti birbirinin aynı. Yaşlı horoz öldü. Havluların desenleri hiç değişmedi. Bir zamanlar on liraya satılan havlular, yirmi lira oldu. Yine de biriken bir şey olmadı. Uçan balonların sayısı öylesine arttı ki, gökyüzü görünmez oldu.

Belgin Karar

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Gerçek hayatın içinden gökyüzü renginde bir manzara. Zamansız bir anda çekilmiş fotoğraf gibi. Emeğine sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar