Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Son İnsan

Yola çıktığımda saat 3.15’ti. Artık saatin ne önemi var, bilmiyorum ama… Alışkanlıkla sol bileğimdeki dijital ekrana baktığımda gördüğümü yazıyorum işte: 3.15! Tarih yok, gün yok, ay yok, yıl… Mevsimler, çoktandır birbirine karışmış durumda. Mevsimler de yok, mevsim tek: tozlu yaz. Hep fırtına, toz, kum, donuk sarı gece gündüz. Gece de yok, gündüz de… Hepsi, her şey birbirine karışmış gibi sanki. Ayırt edemiyorum artık. Kolumdaki saatin pili bitince öleceğimden korkuyorum. Kalbimin atışı, saatin tiktaklarına eşlik ediyor. Önce kim duracak? Düşünmeden edemiyorum. Korkuyu kovamıyorum. Yelkovan, akrebi kovalıyor sürekli. Hızına yetişmek için nefes nefese kalıyorum. Kalbim, ağzımdan çıkacak gibi oluyor. Yutkunuyorum. Toz, toprak yutuyorum yine. Tükürüğümle çamura dönmüş kum, ciğerlerimle birlikte midemde de balçıktan kaleler oluşturuyor, eminim. Taşlaşıp kalmaktan korkuyorum. Öyle birdenbire… Yürürken donup kalacağım ayakta, dikilitaş gibi… Bir adımım havada asılı kalacak ve dengemi koruyamayıp devrileceğim bir yana. Düştüğümde milyonlarca parçaya ayrılacağım, bir anda tuz buz! Kum tanelerine baksalar da kimliğimi tespit edemeyecekler. –Ler? Kim(ler)? Kimse yok ki! Bir Allah’ın kulu yok ki etrafta!

Kulaklarım uğulduyor hâlâ. O ne gürültüydü? Deprem desem, değil. Hiçbir şey yıkılmadı, sarsıntı yok. Yanardağ patlaması desem, yakınlarda tepecik bile yok. Binlerce insanın çığlığı, en tizinden, en pesine… Bir anda, hep birlikte aynı notadan ve sonra kopkoyu sessizlik… Yer yarıldı da içine mi girdi tüm insanlar? Kıyamet senaryolarının dünyada tek başına bıraktığı bahtsız kahraman, ben olamam herhalde. Yani “Bi kıyametin koptuğunu görmediğimiz kaldı!” derken, sadece kendimce şaka yapıyordum, o kadar! “Üstü kalsın, kıyameti görmesek de olur.” anlamında kurmuştum ben o cümleyi. Tüm evren sözcüklerle kuruluyor ve yıkılıyorsa, ortada bir yanlış anla(şıl)ma var. Ne olursa olsun, gerçek şu ki, yapayalnızım. Yalnız!

Çadırımdan çıkmaya karar vereli çok olmadı. Cesaretimi toplayıp başımı dışarı uzattığımda gördüğüm manzara korkunçtu. Kamp yerinde hiçbir çadırdan, insandan, rehberden iz yoktu. Tası tarağı toplamış da gitmişler gibi. Dikkatlice bakınca, çadır kazıklarının bile izlerinin olmadığını gördüm. Sanki hiç çadır kurulmamış gibi… Kum fırtınası her şeyi örtmüş olmalı. Burada biraz daha kalırsam beni de yutacak. Nereye, ne yöne gittiğimi bilmeden battaniyemi, termosumu sıkıştırdığım sırt çantamla yürümeye başlıyorum. Kumlara bata çıka… Yüzüme sıkı sıkı sardığım tişörtüm, nefes almamı zorlaştırsa da kum süzgeci görevini başarıyla yerine getiriyor, ondan vazgeçemem. Yer yer dizlerime katar battığım oluyor uçsuz bucaksız kum denizinde. Yorucu, çok yorucu bu. Fakat korku, yorgunluğumu bastırıyor. Gücümün bittiği yere kadar giderim, diye düşünüyorum. Sonrası meçhul… Kendi terimin kokusundan midem bulanıyor. Boş midem… Önümde, saat on yönünde bir karaltı beliriyor birden. Gittikçe büyüyen bir karaltı. Üstüme geliyor. Hayır, ben onun üstüne gidiyorum. Ben durunca, o da duruyor. Bir gölge bu. Sabit bir şeyin, bir yapının gölgesi. Yaklaştıkça anlıyorum. Devasa, birkaç kubbeli bir yapı, kızıl kil renginde. Kale duvarlarına benzer bir setle koruma altına alınmış. Üç adam boyluk iki kanatlı kapısı ardına kadar açık, beni bekliyor. Sanki geleceğimi önceden biliyormuş gibi. Kapıdan geçerken eşikte duruyorum. Rüzgâr, kumları dansa kaldırıyor tekrar yabancısı olduğum bir dilin fısıltısıyla. Toz duman oluyor yine dünya. Çok kullanılmış kervansaray, artık pek o kadar misafirperver değil galiba, diye geçiriyorum içimden.

Yerçekimine yenik düşüşümü hatırlıyorum. Gözlerim kararıp… Hayır, kum fırtınasının sarı tozundan iyice sararıp… Tok bir sesle buluşuyor vücudum kumullarla. Yumuşacık, sıcacık sarıyor beni kum, tane tane gözeneklerimi tıkıyor. Kirpik diplerimi, burnumun deliklerini dolduruyor. Heykele dönüşmek üzereyim işte: Terli balçıkla sıvanmış kimsesiz bir heykele. Yeryüzündeki son insan ben miydim? Peki şimdi ne olacak? Üstüme yıkılıyor kumdan kervansaray, altımda bir dünya insanın çığlıkları. Artık korkmuyorum.

Belgin Karar

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Okurken kendimi baş kahramanın yerine koyup ürperdim. Yeryüzünde tek başına kalmak korkunç olurdu. Yaklaşan helakın getirdiği dehşeti hissettiren bir öyküydü, kaleminize sağlık.

  2. Avatar for SJack SJack says:

    Çok şairane bir öyküydü. Beğendim. Çölü ve onun yapısıyla ilgili cümleleriniz çok hoşuma gitti.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar