Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Acele Zamanlar

Enterzamansal gemilerimiz beklenenden kısa sürede dönüş yaptı. Zaman gemileri gerekli yüksek spin hızından dolayı uzay gemileri gibi büyük inşa edilemez. Büyük spin hızı yüzünden çok kararlı da hareket edemez. Atmosfere girdiklerinden alevlenen yüzeyleri ile rastgele savrulmuş topaçlar gibi gözükürler. Çarpışmayı önlemek için dünyanın farklı noktalarından atmosfere giriş yaparız.. Bu yolculuğun her yolcu için karakteristik özelliği sağlam bir mide gerektirmesidir. Bu sefer kendimize gelmemiz bir saat kadar sürdü. Gemi kaptanımızın ilk sorduğu soru tarihsel kayıtlardı. Gemi yapay zekâsı gelecekten gelen karbon izi kayıtlarının sonuçlarını inceledikten sonra milattan sonra ikinci yüzyılda olduğumuzu ve kıyametin üçüncü yüzyılda gerçekleştiğini söylüyordu.

“Evet sayın mürettebatım ve yolcular” diye konuşmasına başladı, kaptanımız Edgar.

“Yaklaşık yüzyıl kadar bu döneme misafir olacağız, bu dönemim bozulmamış doğası ve ilkel güzellikleri bizi bekliyor”.

Kalabalık alkışlarken gemi mühendislerinden Philip söyleniyordu.

“Az kaldı İsa’dan öncesine gideceğiz, sonra Hıristiyan bile olamayacağım.”

“Belki de her yolculukta paralel bir evren oluşturuyoruz ve bizim gerçekliğimiz başka bir evrende yaşıyordur. Aksi olsa kendi varlığımızla paradoksa düşeriz.” diye rahatlatmaya çalıştım Philip’i.

Aslında bu hiç birimizin cevabını bilmediği bir konuydu. Yirmi yedinci yüzyılın başlarında ölümsüzlüğü bulduğumuzda her şey mükemmel olacak diye düşünmüştük ama ölümsüzlük tarifemiz kaynaklarımızın çok hızlı tükenmesine neden oldu. Kaçacak sadece tarih kalmıştı ama hangi yüzyıla gitsek neden olduğumuz değişikliklerle kıyametimizi bir yüzyıl sonrasında beliriyordu. Bu şekilde ikinci yüzyıla kadar gelmiştik işte. Kısır döngümüz bizi dünyanın yaşanamaz olduğu tarihlere kadar kovalayacaktı ya da bir noktada döngü kırılacaktı kimilerinin umduğu gibi.

Güvenlik kontrollerinden sonra yolcular dünyayı gezmeye çıkmaya başlamışlardı bile. Geminin motor kontrollerini yaparken kaptan yardımcısı Merlow geldi.

“Beraber gezelim, yakınlarda küçük bir ilkel kasabası var. Belki kendimize birkaç seksi ilkel kadın da buluruz” dedi.

“O bulduğun büyük ihtimalle senin çok büyük babaannen olacak ve seksi olması için gerekli ağdanın bulunmasına daha birkaç yüzyıl var” diye eğlendim onunla. Beni ikna edemeyeceğini anlayıp yalnız başına gitmesi uzun sürmedi.

Aslında on beşinci yüzyıldan öncesi bana çok vahşi gelmişti. Mesela doğa o kadar tımar görmemiş, o kadar yabani idi ki bu gezmelerde kaplanlara, yılanlara ve diğer tehlikeli canlılara onlarca yolcu kaybetmiştik. Bu vahşi doğanın verdiği heyecan kadar önemli değil di kimsenin gözünde. Sonuçta yüzyıllarca yaşamanın verdiği bir sıkıntı, hayata getirdiği bir değersizlik de söz konusuydu.

Ekibimiz birkaç saat gezip, eğlendikten sonra bizim teknolojimize tanrısal gözüyle bakan bir sürü ilkelle dönmüşlerdi. Bir açık hava sineması misali ışık şovumuz ve beyinlerine mutluluğu gösteren içecek ikramımızla misafirlerimize hoşça zaman geçirttik. Sonra da kurbanlık koyun gibi hasat makinesine ilerlediler. Beyinleri artık sonsuz bir cennete daldıklarını düşünerek hasat makinesinin kabinine giriyorlardı. Makine onlardan aldığı yaşamsal malzemeleri bize aktaracak ve ölümsüzlüğümüze bir yüzyıl daha katacaktı.

İnsanları diri diri öğüten hasat makinesine baktım. Cehennem bu olmalı diye düşündüm içimden. Yanı başımda Kaptan Edgar da ayn manzarayı seyrediyordu.

“Tarihteki en barbar, en yamyam kavim olabiliriz” dedim.

Edgar her zaman ki pozitif tavrıyla karşı çıktı.

“İnsanlar kendi çocukları ya da torunları için kendilerini kolayca feda eder. Biz onların torunlarıyız. Bu açıdan bakmalısın.”

“Bizim gemilerimizi UFO diye isimlendirirlerken, ya da tanrı sanıp bize piramitler dikip ibadet ederken veya mürettebatın onlara tecavüz ederken bunu açıklamayı hiç düşündün mü?” dedim.

“Çok düşünüyorsun. Sorularını Ademe sakla” diyerek benden uzaklaştı.

Her yüzyıl kendime söz verip tutamadığım yaşamı bu yüzyılda anlamlandırma yeminimi ederken hasat makinesi biz değerli zaman yolcuları için görevine devam ediyordu.

İsmail Çakır

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for SJack SJack says:

    Kısa ve tadımlık güzel bir öykü. Bazı yerlerdeki imla hataları da düzeltilirse daha hoş görünecektir öyküleriniz. Yalnız hasat makinesinin işleyişi hakkında biraz daha bilgi verilebilirdi.

  2. Avatar for Eftenpuf Eftenpuf says:

    Kısa ve öz, güzel bir hikayeydi.

  3. Avatar for acimatriyarka acimatriyarka says:

    Kısa ve özlü bir öyküydü. Kaleminize sağlık. Gerekli şartlar altında insanoğlunun ne kadar acımasız olup bir de yaptıklarını meşrulaştıracağını ve ölümsüzlük hissinin verdiği kibri iyi yansıtmış. Öykünün devamı da belli… Bütün zamanları tüketip kendilerini yok edecekler… Başkarakter de yaşamını anlamlandırma yeminini asla tutamayacak gibi görünüyor. Çünkü tüketim üstüne kurulu bir yaşam anlamsızdır.

  4. Avatar for soulmate soulmate says:

    Beğendiğiniz için teşekkür ederim. Aslında son gün yazdığım için yeterince editleyemedim. (Tabi üç hafta daha sürem olduğunu bilseydim daha iyi olurdu). İmla konusunda haklısınız, sanırım denetim yapan bir editöre terfi etmem gerekiyor.

  5. Avatar for soulmate soulmate says:

    Öyküyü yazarken pirimiz Hemingway’in “Atlayabileceğiniz her şeyi atlayabilirsiniz ve atlanan kısım hikayeyi güçlendirecek ve insanların anladıklarından daha fazlasını hissetmelerini sağlayacaktır.” mottosunun etkisinde kaldım biraz. Sonra yazdığım özet gibi geldi, çok anlattın biraz tasvir et dedim ama sanırım fazlasıyla geç kalmıştım. Sanırım beyinden akan söz öbekleri tuşlandıktan sonra olduğu yere kazınıyor. Beğeni için teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

3 cevap daha var.