Öykü

Algan

Köylülerin aksine “İt” ailesinin yaşayacakları düzgün bir evleri yoktu. Kümesten hallice olan bu basık ev, mağara ile köyü birbirine bağlayan dik yokuşun ortasında konumlanmıştı. İki odadan oluşan ve 4 kişiyi barındıran bu penceresiz ev sahip oldukları tek mülktü. Uğursuz olduğuna inanılan ailenin toprak, bağ ve bahçe sahibi olmasına izin verilmez, yiyeceklerden ve sudan uzak tutulurdu. Hayatta kalmaları için gereken yardımı ve hayvanları köylüler temin ederdi.

Her sabah olduğu gibi gün doğumunun ilk dakikalarında evden ayrılan baba it ve 3 oğlu mağaraya yöneldiler. Her geçen gün daha az kömür çıkartmalarına rağmen bugün öğlene kadar çalışacaklardı. Büyük oğlu, yani 1 Numaralı İt’in düğünü vardı. Daha doğrusu kendisine uygun görülen kadını eş alacaktı.

Bir ay süren yorucu bir çalışmanın ardında yarıdan biraz fazla dolmuş olan kızağı evlerinin önüne kadar hafifçe iteklemeye başladılar. Yıllarca bir aşağı bir yukarı sürüklenmiş kızağın kendine has yolu üzerinde salınmaya devam ediyordu. Tamamen doldurulduğun 1 ton dan fazla alabilen bu kızak büyük babası tarafından üretilmişti. Öncesinde kömürleri nasıl taşıdıklarını, bu sefil hayatın nasıl ve ne zaman başladığını düşündü. Neden kimse bu düzeni değiştirmek için harekete geçmemişti. Cevap ortadaydı. Hâlâ kaybedecek çok şey vardı.

* * *

Bu sefer kızağı köy sınırına doğru yönlendirdiler. Köye vardıklarında ilk gördükleri köyün etrafında yükselmeye başlayan duvar olmuştu. Yer yer 1 metre yükselmiş olan duvarın kalınlığı referans alınırsan en az 10 metre yükseleceği muhtemeldi. Belli ki köylüler önlem almaya başlıyordu. Yıllardır sürülerinin çoğunu vererek beslemek zorunda kaldıkları mağara insanlara başkaldırmadan önce hazırlık yapıyorlardı. Peki ya kendilerine ne olacaktı. Mağara insanlarına hayvan vermek için 8 nesil önce seçilen bu ailenin sonu ne olacaktı. Bunları düşünmeyi sonraya bıraktı. Sonuçta bugün aileye yeni bir fert, bir kadın katılacak ve yaşam standartları düzelmeye başlayacaktı. En azından Baba İt’in hayali buydu.

Köye yaklaştıkça çocukların bağırışları ve şen kahkahaları duyulmaya başladı. Yavaş yavaş toplanan kalabalığın çoğu çocuklardı. Çocukların seslerini duyan İt ailesi aldırış etmeden kızağı yanaştırıp sabitleme başladılar.

“Geliyorlar, geliyorlar İt ailesi geliyor.”

“Şunların tiplerine bak, dilencileriz bile daha iyi bunlardan.”

“Biliyor musunuz onlara İt ismini takan benim büyük babammış, böylece yerlerini bilirlermiş.”

“Bağırma oğlum, söylediklerimizi duymasınlar, onlarda mağara insanları gibi kanınızı içerler.”

“Hadi be oradan bu sefiller su bile içemez.”

“Bir de bunlara yemek verip bakıyoruz bırakalım gebersinler açlıktan.”

“Bırak yaşasınlar oğlum en azından mağara insanları bunları görüp iğrendiğinden bize bulaşmıyorlar.”

Tekrar kahkahalar koptuğu 4 çocuk gülerken bile konuşmaya devam etiler.

“Doğru diyorsun harbiden, zaten annem çürümüş meyvelerin hepsini sepete koydu onlara verelim diye. Baksanıza şunlara nasılda pis kokuyorlar.”

“Oğlum benim annemde küflü ekmekleri ayırdı. Onlara çok bile.”

Rutin haline gelen kahkahalar tekrar yankılandı köy girişinde. Toplanan kalabalık yanında getirdikleri artıkları köyün sınırındaki ikinci bir kızağa bırakmaya başladılar.

Sepetini bırakan çocuklar hızla yetişkinlerin arkasına çekiliyordu. Geri çekilmelerinin nedeni korkuyor olmalarıydı. Çünkü ne zaman anne/babalarını kızdıracak bir şey yapsalar sizi İt ailesine veririz kanınızı emerler diye korkutulurlardı.

Çocukların geri çekilmesinin ardından köyün en yaşlısı yanında getirdiği 13 koyun ile öne çıktı. Kömürlerin miktarını göz ucuyla kontrol ettikten sonra yanında getirdiği koyunları artık yiyecek dolu kızağa bağladı.

“Merhaba, bu ayki kömür miktarımız yaklaşık 620 kg” diye söze başladı Baba İt.

“Önümüz kış, daha fazla getirmeniz gerekiyor.” dedi yaşlı adam

“Biliyorum efendim ama yeterli beslenemiyoruz. Kömür çıkartacak gücümüz yok.”

Gıda kızağına bakan adam içeride ki yiyecekleri görünce uşağına bir şeyler fısıldadı. Hızlı koşan adan birkaç dakika sonra geri geldiğinde elinde 1 çuval bulgur ve 1çuval bakliyat ile 3 canlı tavuğu yaşlı adama göstere göstere kızağa yerleştirdi. Tüm bu işlemler sırasında köylüler ile it ailesi aralarında her daim 10 metre kalacak şekilde mesafeyi koruyorlardı. Sanki üzerlerine bulaşabilecek pislikten kaçınıyorlardı.

Minnetlerini sunan Baba İt tekrar konuşmaya başladı.

“Efendim biliyorsunuz büyük oğlum 20 yaşını tamamladı. Geçen ay onun için uygun bir eş adayı talep etmiştik.”

“Biliyorum biliyorum. Kızı getir.” diye bağırdı uşağına

Bu sefer adamının geri gelmesi bir hayli uzun sürmüştü.

“1 Numaralı İt için ideal bir eş. Bol bol erkek evlat doğurup soyunuzu devam ettirin ve kömür çıkartmaya devam edin. Hayvanları her zamanki gibi teslim edin ve mağara insanlarına görünmeyin.”

Sözleri bitmeden önce tüm gözler arkasına, uşağına yönelmişti. Bir kadını sürükleye sürükleye getiriyordu. Yakına gelinceye kadar durum anlaşılmasa da şimdi kadının ciddi bir sorunu olduğu anlaşılıyordu. Etrafına attığı korkak bakışlar, yürümekte bile zorlanan bacakları, anlamsızca kurduğu cümleler ve diğer anormaliler. Karşılarındaki ağır zihinsel engelli olan kadın Bana İt için şok etkisi yaratmıştı.

“Efendim bu kadını kabul etmemiz mümkün değil.”

“Seçme hakkınız olduğunu nerden çıkarttın seni İt.”

“Efendim bilirsiniz ki eşim rahatsızlığından dolayı erken ayrıldı aramızda. 5 kardeşimde annemdeki rahatsızlıktan dolayı erken yaşta öldü. Baba tarafımı ise söylememe gerek yok. Şimdi ise bu kadın, yani bunu kabul edemeyiz, soyumuz hastalıklı olmaya devam eder.”

“Kes sesini. Size kadın vereceğimizi söyledim ve kadınınız burada. Soyunuzu sopunuza başlatmayın. Gidin ve önümüzdeki aya kadar kızağı tamamen kömür doldurmuş olun.”

* * *

Sessiz gecen dönüş yolu baba it için sonsuz uzunluktaydı. Beyninde yankılanan ve kavga halindeki düşüncelerden sıyrılamıyordu. Ne yapabilirdi ki, tüm köye karşı tek başına nasıl meydan okuyabilirdi. Nasıl başkaldırabilirdi. Ağlamaktan kan çanağına dönmüş oğlunun gözlerine bakamıyor, oğlunu teselli edemiyordu. Bir babanın maruz kaldığı bu denli acizliği telafi edecek ne söyleyebilirdi.

O akşam sofra kurulmamış, espriler yapılmamış, hikâye anlatılmamış, gelecek hayalleri kurulmamıştı. Bir bir yataklarına geçip gecenin karanlığında teselli aramıştı tüm aile.

* * *

Sahip oldukları tüm kömürü teslim ettikleri için mağaraya girdi. Acele etmesi gerekiyordu. Güneş batalı 4 saatten fazla olmuştu ve onlarla mağarada karşılaşmak istemiyordu. Taşıma esnasında yerlere dökülmüş olan kömürlerden bir kucak dolusu toplayıp evine doğru koşmaya başladı.

Kömürleri altı delik değiş olmuş kovaya boşalttı. Üzerine çalı çırpı ilave edip tutuşturdu. En üstteki kömürler tutuştuğunda gecenin karanlığın da bile göze batan koyu dumanlar yükselmeye başladı. Hırkası ile tutuğu kovayı sessizce evin içine taşıdı. Kömürlerden hâlâ yükselmekte olan duman yavaşça odanın tavanını kaplamaya başlayınca evin kapısını sıkı sıkıya kapattı. Evden birkaç adım uzaklaşıp, eylemlerini yönlendiren düşüncenin onay vermesini bekledi. Kapının altından kaçmaya çalışan dumanları yine hırkasını kullanarak engelledi. Bu akşam, bu evden hiçbir şey canlı çıkamayacaktı. Evde hapis olmuş dumanın diğer odada yatan büyük oğlu ve engelli kadına ulaştığını görür gibiydi.

İşi henüz bitmemişti. Koyunları tamamını ayaklarından ağaca bağlamaya başladı. Çok yorulmuş ve nefes nefese kalmıştı. Ter ile kömür tozunun oluşturduğu çamuru sildi alnından. Biraz soluklandıktan sonra devam etti.

* * *

Koyunların kanlarının akışını, toprakta oluşturdukları desenleri seyrediyordu. Bugün mağara insanları koyun ile beslenemeyecekti. Tamamlanmamış duvarların ardındaki insanların çığlıklarını duydu zihninde. Eşinin, kız kardeşinin ve annesinin gülen yüzleri canlandı gözlerinde.

“İnsanların hakkımızdaki düşünceleri, kaderimizi yazan kalemi yönlendirmeye başlamışsa tek yapabileceğimiz kalemi kırıp noktayı koymaktır.” derdi annesi ona. Ve o an hatırladı, annesinin küçükken ona verdiği ismi. Algan.

Bıçağı boynuna götürdüğünde ilk kez böylesine huzurluydu Algan.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba,

    Son derece yabancı bir ortamda ancak son derece insani bir öykü yazmışsınız. Dogville etkisi de var sanırım. Bir iki editlenecek kısımla etkisi katlanır.

    Elinize sağlık. Güçlü bir öyküydü.

  2. Avatar for Betsev Betsev says:

    Beğenmiş olmanıza çok sevindim. Yorumunuz için teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar