Öykü

Balina Dışkısı Suyu

Gerisinin çok da önemli olmadığını inşa ediyorlar. Mühim olan ileriye doğru ilerlemekmiş. Yapmakmış ve yaptırmakmış. Olmak ve olmamak, asmak ve asmamak ya da dökmek veya sıçmakmış.

Kısacası rivayetmiş. Fakat örfmüş, adetmiş. Ayıpmış, yazıkmış. Ama günahmış ya. Azıcık da zavallıymış. E biraz da mahcupmuş. Yalnızmış aynı zamanda. Tabii biraz da gerçekmiş. Aman ne saçma sapan iş?

Peki, bu saçma sapanlık kırk dokuz yaşındaki Sercan içinde aynı mı? Ya da ismi Sercan olan kırk dokuz yaşındaki bir insan içinde aynı mı?

Üstelik kendisinin yaşıyla bağlantılı kırk dokuz tane anahtarlıktanoluşan bir koleksiyonu da var. Peki, bu neyi değiştirir? Hiçbir şeyi tabii ki.

O yüzden bu durum Sercan içinde aynı değil. Çünkü Sercan bir insan ve bir birey. Söylenilenleri kendisi için söylemiyor olabilir. Ayrıca kimsenin sepetindeki destelerden biri olmak zorunda da değil.

Bu sebepten Sercan lâkinlerle birleşmiş tırnak arası pisliklerine katılmak zorunda değil. Haklı mı? E haklı işte. Birine bu durumdan dolayı dava açsa kazanır mı? Bilmiyorum. –Evet, hukuka puanım yetmiyor. Yetmeyecek de. Ne yapabilirim?-

* * *

Sercan, genelde gündüzleri kalkıyor. Yataktan değil, mutfak masasından. Çünkü bir yatağı yok. Ayrıca mutfak masasının üstünde örtü yerine bir adet döşek var. E bu adam geri zekalı mı? Neden yerde yatmıyor? Döşeği yere sersin işte.

Döşeği yere seremez. Çünkü döşek çok ağır. Ve döşeği taşıyamıyor. Eve ilk taşındığında o döşek oraya yan komşusu Pehlivan Bey tarafından koyulmuş. Evet, kendisi adı gibi pehlivan. Soyadı gibi ayran değil ama. Ayran ne demek ki gerçi? Yani mecazi olarak.

Neyse bizim Sercan taşıyamıyor işte bu döşeği.

Bu yüzden döşeği mutfak masasının üstüne oklavayla güzelce açıvermiş, orada yatıyor. Rahat mı peki? E sayılır be gülüm. Takma sen bunu kafana.

Ayrıca Sercan’ın bir parfüm dükkânı var. Zaten onun kıyafetlerini görseniz ve koklasanız bunu anlayabilmeniz çok zor olmaz. Çünkü yoldaşlık vazifesiyle yola çıkıp, zevk ve sefa uğruna ağıtlaşan kokulara sahip kıyafetleri.

Bir de kendisi bu dükkânı tek başına işletmiyor. Amcalarıyla beraber işletiyor. -Evet, kırk dokuz yaşında ve amcaları var. N’olacak ki?-

Amcaları haftanı içini, Sercan da hafta sonunu idare ettiriyor. Sol elinin sağ eline yettiği kadar işte.

Aynı zamanda Sercan uzun boylu bir akasya, uzun parmaklar için üretilmiş bir adet darbuka ve marul tiryakisi. Yani dağların bağlarında yetişmiş bir keltoş, genetik olarak uzun ve kafein bağımlısı.

Karısı falan yok. Ve evlenmeden çocuğa karşı olduğu için sevgililerinin doğum kontrol hapıyla ilişkiye girmesini istemiyor. Yani azıcık dindar azıcık alkolik.

* * *

Bir cumartesi günü Sercan, “Neden kimsenin ismi Pazar ya da Cumartesi değil?” diye düşünürken bir müşteri geliyor.

Güzel bir müşteri. Bir kadın. Topuklu ayakkabı giymiş. Pileli yeşil bir etek ve ucuz bir şeker kız gömleği. Taş çatlasın en fazla yirmi beştir. Saçları siyah, omuzlar dar ve fiziği güzel. Oturaklı bir vücut dili ve “Lütfen bakar mısınız?” tarzında bir çantası var.

Evet, evet çanta. Çiçekli falan değil. Kadının elinde desensiz düz pembe renkte bir çanta. Ayrıca kadın çantaya oranla fazla resmî giyinmiş. Klişecümleler.com.zdp

Kadın kapının eşliğinden adımını atar atmaz bizim Sercan’ı görüyor. Sercan tezgahın arkasında durmuş her ne kadar belli etmemeye çalışsa da bir taburenin üzerine oturup Candy Crash oynuyor.

E tabii ki kadın aklı. Fark etmez mi bunu? Eder tabii ki. Ama sağolsun topuklu ayakkabılar bu fark edilişin zevkini sürmesini engelliyor. Tak tak diye başlıyorlar. Tik tik diye bitmesi beklenirken Sercan kafasını kaldırıyor ve kadın:

“Merhaba, ben bir parfüm arıyorum da bana yardımcı olabilir misiniz?”

“Evet, tabii. Parfümün adı nedir?”

“Aslında bir adı yok. Daha çok bir özelliği var.”

“Tamam, nedir peki?”

“Ben içinde balina dışkısı olan bir parfüm arıyorum.”

“Anladım. Pahalı parfümlerden istiyorsunuz. Sizin için çıkartırım hemen bekleyin.” diyor ve içeri gidiyor Sercan. Bir süre geziniyor sonra bir kutu alıp geri gidiyor kadının yanına.

“Bakın şimdi, burada içinde balina dışkısı olan özel yapım parfümlerim var. İsterseniz marka olan parfümleri de gösterebilirim.”

“Yok. Ben sadece hangisinin daha ağır olduğunu merak ediyorum.”

“Neden?”

“Ne neden?”

“Yani insanlar genelde kokusuna göre alırlar. Ağırlığını ne yapacaksınız ki?”

“Şey ben veterinerim.”

“Bunun benimle alakası ne? Ben dışkı için balina öldürmüyorum.”

“Hayır hayır kastettiğim o değil. Sadece bu içsel bir şey. Yani bir veteriner olarak içinde hayvanların bulunduğu şeyleri pek sevemiyorum. Ama balina dışkısı olmayan parfümleri sıkınca da alerji oluyorum ve her yerimde sivilce çıkıyor. O yüzden balina dışkılı bir parfümün ağırlığı ne kadar fazla olursa o kadar az balina dışkılı oluyor. Ben de hem içsel olarak rahatlamış oluyorum hem de alerji olmuyorum.”

“Anladım. Aslında bakarsanız parfümleri hiç tartmadım. Hemen şimdi tartabilirim.”

“Tamam. Ama tartıyı buraya getirin. Ağırlıklarından emin olmak istiyorum.”

“Peki,” diyor Sercan ve içeriden tartıyı getirip kadının önündeki tezgâha koyuyor. Sonra ilk parfümün ağzını açıyor ve tartının kâsesine dökeceği zaman kadın adamın elinden alıp kafaya dikiyor. Sonra bir diğerine geçiyor. Sonra da bir diğerine. Hepsi bitikten sonra ağzındaki parfüm sularını çalkalıyor ve tartının kesesine tükürüveriyor.

Tabii Sercan kadını durdurmaya çalışıyor. Ama nafile. Kadın o kadar hızlı ki her şeyi şak diye yapıyor. Üstelik kadınparfüm sularını tartının kesesine tükürdükten sonra diğer parfümlere saldırmaya başlıyor. Raflardaki, dolaplardaki parfümleri alıp ağzına dikiyor.

Sercan da ne yapsın son çare bir yerden –bir yerden kaptığı değil üzerinde Candy Crash oynadığı-kaptığı tabureyi alıp kadının kafasına yerleştiriyor. Sonuç mu? Sonuç kadın bayılıyor tabii. Yere çöküyor ayakları ve elleri.

Sercan, “Ne yapacağım?” diye düşünüp, “Ne yapmalıyım?” diye şaşkın şaşkın etrafına bakarken, içeri bir adam giriyor. Top sakallı ve kirli yüzlü bir adam. Sanki yasal olmayan bir çöplüğün içerisine girip yasalaştırmak için uğraşmış gibi. Sercan’a bakıyor ve:

“Siz ne yaptınız?”

“Ben… ben…”

“O benim karım. Benim için geldi buraya.”

“Ama o bütün parfümleri içmeye başladı. Ben de onu durdurmak için anca böyle yapabildim.”

“Benim için yaptı.”

“Karınızın neden parfüm içmesini istediniz ki? Polisi arayacağım ben şimdi.”

“Hayır durun. Polisi falan aramayın. Size anlatacağım her şeyi.” Diyor ve başlıyor anlatmaya.

* * *

Adamın adı Ahmet. Kendisi bir plakçı. Tabii günümüzde artık bir değeri kalmadı ama işte eski plakları alıcısına satan ve öyle geçinen bir insan.

Ve müziğe fazlasıyla düşkün. Olması gerektiğinden fazlasıyla hem de. Hatta o kadar fazla ki sırf müzikten uzak kalacak diye askere gitmek istemeyecek bir insan.

Tabii bu kimine göre doğru. Kimine göre yanlış. Kimine göre sanat. Kimine göre saçmalık. Ama sorun bu değil. Sorun Ahmet’in askere gitmek istememesi ve askere gitmemek için hiçbir sebebinin bulunmaması.

Ama eğer sebepler bulunmazsa yaratılırmış.

Kendisinin bir hastalığı yok. Yaratabilir mi? Hayır. Peki, tek çare? Kilo almak. Doğal yollarla alabilmiş mi? Hayır. O zaman? Kimyasal yollar.

İşte balina dışkısı suyu gücü.

Balina dışkısı suyu ağza alınıp yutulmadığı zaman insana ağırlık yapıyormuş. Hatta insanın bir an da otuz ya da kırk kilo almasını sağlayabiliyormuş.

Ahmet de bunu öğrenmiş ve neden olmasının diyip işe koyulmuş. Ufak görünümlü bir arıştırmayla bütün parfümlerin içerisinde az miktar bile olsa balina dışkısı suyu olduğunu, parfüm ağızdayken insan dilinin üzerinde bulunan bazı sinirlerinden beyine vücuda kilo aldırmalısın tarzında uyarılar gönderdiğini ve insanın on saniye boyunca ağzında parfüm suyu tutabileceğiniokumuş.

Ardından da başlamış karısıyla parfüm dükkânlarını gezmeye. Bir sürü dükkân olduğu için ayrı ayrı gezmeye karar vermişler. Ve tabii ki karısının da bu işten aldığı bir parmak bal var. Yoksa kim aptal saptal bir kirli yüzlü için parfümleri kafasına diksin ki?

Kadının böyle bir aptallığa bulaşmasının nedeni kocasını aşırı sevmesi değil. Sadece dişlerinin aşırı beyaz olmasını istemesi. Evet, parfümün beyazlaştırmak gibi bir özelliğinde varmış. Kadın da kocasına bu yüzden yardım etmiş. Ama kocasının böyle bir niyetten haberi yok tabii. Düşünün bir sevdiğiniz insana kendi menfaatiniz için yardım ediyorsunuz. Bu hiç yardım etmemekten bile daha kötü bir şey.

Tabii Sercan bunları kadının bizzat kendisinden öğreniyor. Adam konuştuktan sonra kadın tamamıyla içinden gelen bir ateşle açıklayıveriyor. İşte gerçekler iki meme arasındaki parfümün kalıcılığı kadar güçlü.

Parfüm ağırlığı işi mi? O da işin diğer bir gerçek kısmı. Yani parfüm ne kadar ağır olursa kişinin ağırlığı da o kadar artar mantığı.

İşte bizim kadın da parfümleri ağzına alıp çalkalamasının nedeni hem kendisinin kilo alıp almadığını ölçmek istemesi -ki parfümleri ağzına aldıktan sonra vücut baya bi’ şiştiği ve ağırlaştığı için tartıya ihtiyacı yok- hem de dişlerini beyazlatmak istemesi.

Ayrıca Sercan sırf kadına pahalı parfümlerden satmak için sadece pahalı parfümlerin içinde balina dışkısı olduğunu söylemiş. Bunu fark etmişsinizdir zaten. Size en başından beri Sercan’ın bir pislik olduğunu söylüyorum. -Tabii kokan balıklara gerek yok.-

Ahmet’in dükkâna gelmesinin sebebi de o civardaki bütün dükkânları gezip, yapılacak bir şey kalmadığı için karısını bulmak istemesi.

Anlayacağınız ya da anlatılan koca bir boşluk veya doldurulup boşaltılan alışveriş merkezleri. –Sonunu anlamsız yapmasaydım içimde kalacaktı.

Zilan Damla Polat

2008 yılında televizyonda başlayan bir tiyatro programını, ailesinin kendisini küçükken götürdüğü bir tiyatro oyunu yüzünden izlemek zorunda kalır. Çünkü ailesi onu masanın altından dev bir kızın şak diye kelebek olarak çıktığı bir oyuna götürür. O andan itibaren beyni ilk saçmalama virüsünü kapar ama o bunun farkına varamaz. 2008 yılında BKM’nin başlamasıyla beraber biraz daha mutluluk için 4 yıl tedavi görür. Ama o tedavi istemez. Tam tersine hastalığa sahip olmak ister ve seçkiye öykü gönderir.

Balina Dışkısı Suyu” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Emeğinize sağlık,

    Bu yorum tamamen bir okuyucu olarak metninizin bana hissettirdikleri. İlk iki paragraf sanki bu metne ait değil. Ben öyküyü kafamda Sercan’dan başlatmaya karar verdim. Öykünün fikri çok güzel ama nedenlerinizi sağlam görmedim. Adamın askerden kaçmak için bulduğu çözüm değişik ama karısının bundaki payını anlatan kısım çok havada kalmış. Metin kafamda bir sonuca bağlanmadı.

    Karakterleriniz çok renkli, oturttuğunuz zemini biraz daha sakinleştirebilirseniz, bence ortaya çok keyifli bir çalışma çıkabilir.

    Sevgiyle

  2. Zilan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba
    Öncelikle teşekkür ederim. Evet, ilk iki paragrafta sanırım aklıma bir fikir gelsin diye biraz boş yapmışım. Sercan’dan başlatmanız gerçekten daha sağlıklı olmuş. Ve nedenler konusuna gelirsek evet haklısınız. Bence de havada kalan çok fazla kısım var. Onların üzerinde biraz daha durabilirdim. Ve tabii ki karakteri renkli bulmanıza sevindim. Teşekkür ederim yorumunuz için sağolun. :blush::blush:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!