Öykü

Balina İçinde Aliana Tiyatrosu

“Okyanus’ta var olmak için karada yok olman gerekir.
Okyanus’a hoş geldin.”

Balina. On iki metre. Bu oyun böyle değildi. Meşhur tiratlar atılmayan sahneden yalnızca figürler saçılacaktı. Sahnede ölü balinanın parlak yüzeyine bakarak hiç konuşmayacaktı Aliana. Fakat dansını da balinanın yanında yapma gibi bir hayali yoktu. Siyah tül elbisesinin içindeki göz alıcı vücuduyla seyirciyi sahneye hapsedecekti. Öyle ki, oyuna gelenler günler sonra bile ismini bilmedikleri bir kadının kalçasını, ince belini düşüneceklerdi. Oyunda hiç ismi geçmeyecekti ama seyirciler ona kendiliğinden Aliana diyeceklerdi. Başka ihtimal akıllarına gelmeyecekti. Asil Aliana. Zarif Aliana.

* * *

Perdelerin arasından süzülerek sahneye çıkıyor Aliana. Balinanın varlığına şaşırıyor. Gözlerini ondan alamıyor. Bir an ayakları sahnenin arkasına dönüyor. Buraya nasıl gelmiş olabilir? Kim getirmiş olabilir? Işıklar tek tek açılıyor. Giderek daha çok parlayan balinaya alkış kopuyor. Gereğinden daha aydınlık her yer. Işık sarı, sivri dişlerini göstererek hırıltılar çıkaran canavar. Aliana eteklerini kavrayıp sıkıyor. Bir an için perdenin arkasına koştuğu görülüyor. Seyirci oyun mu yoksa gerçek mi olduğunu anlamadan müzik başlıyor.

Müzik, şaşkınlıkla yükselen uğultulara karışıyor. Aliana perdeyi araladığı titrek ellerinin üstünden kafasını çıkarıyor. Sağa, sola sıkıca bakıp tozları bile uyandırmadan sahneye tekrar çıkıyor. Çıplak ayakları müziğin sesiyle hareket etmeye başlıyor. Parmak uçları siyah zeminden ayrılmadan sahnenin ortasındaki balinaya çekiliyor. Yaklaştıkça müzik hızlanıyor. Seyirci, kadının balinaya yaklaşmasını izlerken ışığın indiği yerlerde yalnızca gözlerin takip etmekte giderek zorlandığı ayaklar var.

Işık hareket ediyor. Perde uçuşuyor. Konuklar kalkıp oturuyor. Siyah tülün ardında kıvrımlı bir vücut var. Yürüyüşünde bir yılanın kıvraklığı var. Müzik susuyor. Sinek vızıltıları ve kuş ötüşleri geliyor. Sanki biri uzaktan, ormanın derinlerinden dallara ve yapraklara basarak yaklaşıyor. Hışırtılarla. Keman başlıyor. Yayların titreşimini kalbinizde hissettirecek bir kahkaha kopuyor perde arkasından. Siyah tül hışımla dönüyor. Ortası çukurlu bir bel görüyoruz. Saçlarını elleriyle sıyırarak önüne alıyor. Işık onda. Müzik onda. Nefes onda. Çıplak ayağını kaldırıyor. Elini dizine, ayağını yere aynı anda vuruyor. Oyun sanki şimdi başlıyor.

Sahne doluyor. Her renk giysi var. Üstü çıplak adamlar, büyük tekerlerin ortasına gerilmiş kadınları yuvarlayarak Aliana’nın etrafında dönmeye başlıyor. Sonra sahneden çıkıyorlar.

Kurt ateşe yaklaşmaz.

Ayı ateşe yaklaşmaz.

Yılan ateşe yaklaşmaz.

Aliana neden balinaya yaklaşıyor?

Tedirgin. Bu oyun böyle değildi. Aliana, siyah tülün içindeki hızlı yürüyüşünün verdiği rüzgârla dalgalanıyor. Sessizliğin içinde gizlenmiş nefesler de tutuluyor. Sahne şimdi loş. Fakat yeniden gitgide aydınlanıyor. Gözler seçebildikçe dehşetin boyutu artıyor. Balina hareket ediyor.

Müzik daha yumuşak. His sivrileştikçe müzik onu bileyliyor.

“Aliana,” diyor tüm nefesini tüketerek sarf edilmiş bir fısıltı. “Aliana.” Tekrarlıyor.

Siyah tül kendi etrafında defalarca dönüyor. Döndükçe uçuşuyor. Artıyor. Büyüyor.

“Aliana.”

Kumral saçları savruluyor.

“Aliana.”

Zarif burnunu dikip sesi koklamaya çalışıyor Aliana. Elbisesini tutuyor. Bir yabancının havada yayılan sesinin incecik, geniş aralıklı ipliklerinden sızıp derisine yapışmasını istemiyor. Oysa ses çok uzak. Aliana sahnenin ortasındaki balinayı unutuyor. Sesi arıyor. İçten bir kahkaha daha kulaklarına ulaşıyor. Elbisesini bırakıp kulaklarını tutuyor. Sesler karışmamalı.

“Aliana.”

Ardından bir ıslık.

“Aliana.”

Piyano tuşları art arda inip kalkıyor.

“Aliana.”

Aliana çığlık atıyor.

Sessizlik. Sahnenin ortasında, sahneyi boydan boya kaplayan bir balina hâlâ orada. Biraz ondan söz etmek istiyor Aliana. Işık azalıyor. Siyah tül kıpırtısız. Derin bir nefes alıyor. Göğsü kalkıp iniyor. Müzik ürkekçe yeniden başlıyor. Silent Like Water çalıyor. Aliana başını hafifçe öne eğip eteğini iki yanından tutup kaldırıyor. İnce ayak bilekleri ortaya çıkıyor. Sahnede gezinen ayakları ardında tılsımlı izler bırakıyor.

“Balina.” Nihayet sesi duyuluyor. Yeni kesilmiş tırnaklarınızı kadifeye sürmeyi denerseniz Aliana’nın sesini içindeki sızıyı duyabilirsiniz.

“Islak sırtı kaydıraklara benziyor,” diyor Aliana seyircilere dönerek. Kısa boylu birine sesini duyurmak ister gibi eğiliyor karanlığa. Eteğini iyice çekiyor.

“Salyaları içime akıyor,” diyor, “Sanırım kusacağım. Bu oyun böyle değildi. Nereden çıktı bu?”

Balinaya yaklaşıyor. Ses.

“Aliana.”

“İsmim,” diyor işaret parmağını hafifçe büzdüğü dudaklarına yaklaştırıp şşşt-lerken. “Benden duymuş olmayın. Bana sesleniyor.”

Seyirci sandalye yollarına tırnaklarını geçiriyor. Piyano başlıyor. Aliana en sessiz ezgiyi dahi müthiş bir şölene döndürebiliyor.

“Aliana.”

“Dansımı sahnenin tam ortasına taşıyacaktım oysa.”

Kollarını başının iki yanına kaldırıyor. Ellerini adına yaraşır zarafet ile kıvırıyor. Kalçasıyla ahenk içinde bükülüp dönüyor elleri. İkisi de yeterince havada. Giderek yaklaşıyor balinaya.

“En azından yakınından geçeyim asıl olmam gereken yerin. Kıvrılsın ince belim siyah tülün ardında, bilet paranız boşa gitmesin.”

“İçime gel,” diyor, ses.

İlerlemeden, gerilemeden, öylece olduğu yerde kıvrılıp bükülen balinanın içinden duyulan seste aklı durduran bir büyü var. Aliana ısırarak kanattığı dudaklarına aldırmadan müziğin ritmine uydurduğu dans figürleriyle balinanın etrafında dönmeye devam ediyor.

“Yaklaş.”

Karşı koyduğunu sanıyorken kolayca aldanan Aliana. Oyunu tamamı ile unuttu. Bir kahkaha patlattıktan sonra iki defa ayakları üstünde tepinerek kendine vurdu. Balina vücudunu gerdi. Seyirci müziği duymaz oldu.

Dans bitti. Ahenk bitti. Aliana yere çöktü. Emekleyerek ilerlemeye başladı. Balinanın içinde bir oyun vardı, besbelli. Aliana bu gece bir oyunda oynayacaktı. Balina kaskatı kesilmiş derisini yırtarcasına açtı ağzını. Derin bir nefes aldı. Tuttu içinde. İlk soluk verişinde Aliana karşı duvar dekoruyla birlikte sahnenin arkasına uçabilir diye.

Aliana az evvel sahneyi ve içini dolduran müziğin aklında kalan melodisini mırıldanarak vücudunun bir kısmıyla balinanın ağzının içine girdi.

“Yaklaş, oyun başlıyor.”

Aliana gülümsüyor. Siyah tül elbisenin arkasından parlayan ışık, vücudundaki masum, hevesli titreyişi açık ediyor. Balinanın ardına kadar açtığı ağzında yarı uzanır gibi oturuyor. Ayaklarını uzatıp ellerini geriye yaslıyor.

“Bu akşam bir oyunda başrol olacağım,” diyor balinanın içine karışan saçlarını arkaya savururken, “herkes beni izleyecek. Oyunda ne olması gerekiyorsa o olacak.”

Seyircilerden birkaçı sahne yükseltisinin ucuna çenesini yerleştirmiş, elleriyle zemine vuruyor. Olmaması gerekenler, onu yaşamayan kimselerce hep en geç vakitte fark ediliyor.

Nihayet müzik yeniden başlıyor.

“Önce buraya gelmen lâzım,” diyor balina midesindeki ses.

“Önce buradan gitmem lâzım,” diyor Aliana.

Sözlerinin uyuşmasının verdiği rahatlıkla sırtını balinanın geniş boğazına doğru bırakıyor Aliana. Balina çenesini hafifçe doğrultunca Aliana asıl kaydırağın nerede olduğunu anlıyor.

Elif Şeyda Doğan

Eylül 1994’te Ankara’da doğdum. İzmir’de büyüdüm. İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalında doktora yapmaktayım. Öykü yazıyorum. İki kişi olarak CosmicZion Zine (czz) adlı fantastik edebiyat, uzay ve mitoloji fanzinini çıkartmaktayız.