Öykü

Bir Avuç Ömür

Ali, öğrenciliğin ilk günlerinde yeni başladığı üniversitede keşfe çıkmaya karar verir. Okulun yemekhanesi, kütüphanesi, kafeleri… Derken her yeri tek tek gezer. Ve sonunda öğrenci işleri binasının arka tarafında, köy manzaralı ıssız bir yer ve manzaraya karışıklık konulan bir bank keşfeder. Üniversitede böylesine güzel bir manzara keşfetmiş olmasının sevinciyle banka geçip oturur. İçinde heyecanla karışık bir hüzün vardır. Ali, manzarayı öyle seyre dalmıştır ki yanı başına kıvırcık siyah saçlı, ela gözlü, uzun boylu bir kızın gelmiş olduğunu fark etmez bile. “Bu güzel manzarayı tek başıma izlerim sanmıştım. Senin gibi biriyle paylaşacağımı düşünemezdim.” Ali, kızın bu sözlerine bir tepki vermez. Sadece şaşkın şaşkın kızı izler. Kızın dağınık kıvırcık saçlarını, şiir gibi konuşan ağzının kıvrımlarını, masumane bakan ela gözlerini öylece izler. Konuşmaya devam eden kız şunları ekler. “Hey konuşmaya niyetin yok galiba, madem manzaramı seninle paylaşacağım, hiç olmazsa bir sohbet edelim değil mi ama. Bu arada ben Hilal.” Ali, tanışmak için ona uzatılan ele karşılık verir. “Ben de Ali, memnun oldum.”

Saniyeler, dakikalar ve saatler asla şaşmaz. Her gün aynı yerde buluşur durur Ali ve Hilal. Öyle ki bu durum onların arkadaşlıklarını da değiştirir. Aralarında daha samimi bir ilişki başlar. Zamanla birbirlerine o kadar bağlanırlar ki öğrenciliklerini sinemalarda, kafelerde, gezilerde geçirmeye başlarlar. Ta ki aradan bir yıl geçer ve okul tatile girer. Fakat onlar tatillerini de birbirleriyle telefonla konuşarak geçirirler. Kararlaştırdıkları gibi okulun başlayacağı ilk gün her zamanki yerlerinde buluşmak için sözleşirler. O gün geldiğinde Ali söz verdiği yerde orda olur fakat Hilal söz verdiği gibi buluşmaya yerine gelmez. Ali, Hilal’in kaldığı yurda gider ve oradaki görevlilerden kaydının silindiğini öğrenir. Telefonla Hilal’i aradığı numara da telesekreter “ Aradığınız kişiye ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.” Cümleleriyle tekrarlar durur. Sesli mesajlar bıraksa da asla geri dönüş alamaz. Aradan bir, iki ay geçer fakat hâlâ Hilal’den haber alamaz. Bir gün Hilal buluşmaya yerine gelir, umuduyla her gün orda onu bekler. Günün sonunda Hilal’e kavuşmadan… Okulun ikinci yılı da biter, üçüncü yılı da. Derken dördüncü ve son yılı da… Ali bir gün bile Hilal’e kavuşma umudundan vazgeçmez. Öğrenciyken yıllarını Hilal’i bekleyerek geçirir. Taki ki bir gün manidar bir zamanda telefon çalar. Arayan kişi Hilal’dir. Hilal’in aradığını gören Ali sevincinden ağlamaya başlar ve hemen telefonu açar. “Hilal, yıllardır neredesin ben seni hep bekledim. Niye beni hiç aramadın.” Bir süre cevap gelmez fakat sonra telefonun karşı tarafındaki konuşmaya başlar. “Ben Hilal’in annesiyim. Hilal senden çok söz etti oğlum. Üzgünüm.”

Bir Yıl Sonra

Karlar mezarın üstüne yağdığında ve mezar beyaz bir örtüyle kaplandığında etrafı aydınlatan sokak lambaları bir anda sönüverir. O sırada Ali gözükür uzaklardan… El fenerinden çıkan Işık mezar taşları üzerinde gezinir. Derin derin nefes alan Ali, ayakta zor duruyormuşçasına yanındaki mezar taşına tutunur. Kalp ritmi gittikçe hızlanan Ali’nin, gözleri kararmaya başlar. Fakat, aldırış etmeden kendini toparlayarak yürümeye çalışır. Aradığı kişinin yerini bir türlü bulamayan Ali, gittikçe telaşlanır. Korkutucu sessizliğin sardığı bir mezarda ve yabancı isimlerin arasında tek başına kalakalmıştır. Fakat ısrarlı bir şekilde aramaya devam eder. Mezar taşları üzerinde hareket eden Işık bir anda duruverir. Aradığı kişiyi bulduğunu düşünen Ali, emin olmak için mezar taşını okumaya çalışır. “Hilal Aslan” İsmi okurken kekeler.

Ali, el fenerini yere bırakıverir istemsizce. Hilal’in olduğu mezara doğru yürür. Yürürken de ağır hastalığı nedeniyle öksüren Ali, ellerine bulaşan kanı fark eder fakat aldırış etmez. Ve hasret kaldığı ilk ve tek aşkına kavuşur ta ki yıllar sonra. Mezar taşına sarılır, bembeyaz mezar taşına ellerindeki kandan bulaşır. Ali, gözyaşlarını tutamaz ve ağlamaya başlar. “Hilal’im ben seni yıllardır bekledim. Sana çok kızgınım, neden yanında olmamı istemedin. Neden.”

Ali, o soğuk karlı günde öylece durur, mezarın başında. Öksürür, Öksürür, Öksürür… Ali, karanlıklar içinden adını çağıran bir ses duyar. Başını kaldırıp bilmediği yönden gelen bu sese doğru bakmaya çalışır. Adını çağıran bu ses gittikçe yaklaşır. Sönen bütün ışıklar biranda geliverir. Ali, ışıklar altında ona bakan Hilal’i görür. Hilal, bembeyaz elbisesiyle adeta melekler gibidir. Ellerini açar ve Ali’yi çağırır. Ali, ayağa kalkar sonra da dengesini kaybedip yere düşer. Hilal’in, görüntüsü sönen ışıklarla birlikte yok olur ve her yer tekrar karanlığa gömülür. Ali, Hilal’in olduğu mezara bakar ve kendi kendine konuşur. “Çok merak ediyorum Hilal’im evlenseydik, çocuklarımız olsaydı, nasıl olurdu diye. Ama olmadı işte. İkimizde bunları ne birbirimizle nede başkalarıyla yaşamadan… Nihayetinde hepimizin toprak olacak bir avuç ömrü yok mu?”

Mehmet Ali Arslan

Radyo, sinema ve Televizyon öğrencisiyim. Hayatım boyunca hep yazdım. Öykü, şiir, deneme, roman, senaryo... Yazmak benim için nefes almak gibi bir şey.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Size nasıl hitap edeceğimi bilemedim. Kardeşim desem değilsiniz, arkadaşım desem hiç değilsiniz. Bey desem resmi ve soğuk olur. Neyse ben Mehmet Ali diyeyim siz alınmayın.
    Bence yazdığın öykü bir roman özeti olmuş. Güzel dokunaklı ve oldukça romantik bir roman. Kusura bakma ama amatörce olmuş Böyle kırıcı olabilecek bir cümleyi yazma cesaretini ise imzana eklediğin künyenden aldım. Eğer “Hayatım boyunca hep yazdım. Öykü, şiir, deneme, roman, senaryo… Yazmak benim için nefes almak gibi bir şey.” diyorsan bence daha iyi bir öykü okumalıydık. Yine de kalemine sağlık diyorum.

  2. Avatar for Hayalet Hayalet says:

    Çok teşekkür ederim eleştirileriniz için. Evet yazdığım öykü amatörce kabul ediyorum. Ama bide şöyle düşünelim biz karşı tarafın kendini anlattığı kadarıyla yetiniyoruz. Hayatım boyunca yazmış olmam yıllarca bu işle uğraşıp yazı yazdığım anlamına gelmiyor. Olayı daha basit özetleyeyim, yazdığım yazılar okuduğum kitaplar kadar az. Son bir kaç ay tam anlamıyla yazma başladım ve yazmak benim için son bir kaç ayda anlam kazanmaya başladı. Künye hakikati pek yansıtmıyor bu benim hatam. Ama bundan sonra öykülerimde daha dikkatli olacağım. Bundan sonraki seçkilerde görüşmek üzere.

  3. Amaç üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. Bence yazdığınız konu koca bir cildi dolduracak bir konu. Oldukça romantik hatta idealist. Böyle bir konuyu bir öyküye dönüştürmeye çalışmak yerine bir kesit alsaydınız mesela annenin açtığı telefon veya mezarlık sahnesi öyküye çok daha büyük anlam katabilirdi. Künye meselesine gelince umarım bir gün yazdıklarınızdan gurur duyacağınız bir künyeniz olur. Yazmaya denemeye devam…

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar