Öykü

Özür Dilerim

Aralık ayının son günü olmasına rağmen evin içinde ne güne özgü süslenmiş bir Noel ağacı ne de eğlence hazırlıkları vardı. Aslında günlerce temizlenmemiş gibi duran eşyalar ve ürkütücü sessizlikten başka bir şey yoktu. Dışarıda gökyüzünden lapa lapa kar yağıyordu. Pencerenin camına çarpan ve kayarak düşen kar taneleri… Gündüz saat beş sularındaydı. Evlerinde uyuyan Firuze ve kocası Sami çalan telefonun sesiyle uyanmışlardı, sıcacık yataklarından. Firuze, bir hışımla yataktan kalkıp koşarak telefonun olduğu odaya koştu. İçinden “acaba beklediğim haber mi geldi” diyerek iç geçirdi. Telefonu açan Firuze yutkunarak konuştu. “Alo, buyurun.” Duydukları karşısında şok geçiren Firuze, telefonu istemsizce yere bırakıverdi. Kocası Sami de telaşlı halde yanına geldi. “Firuze iyi misin, bir şey mi oldu Firuze, kendine gelerek konuşmaya çalıştı. “Bulunmuş. Eve getireceklermiş.” Sami, “Ne gerçekten mi? İyi de sen neden bu kadar üzgünsün. Bir şey oldu. Söylesene bir şey mi oldu?” Firuze, hareketsizdi, tepkisizdi. Aradan saatler geçmişti fakat halen gelen giden yoktu. Sami, duvardaki saate baktı. Saat, onu geçiyordu. Ta ki kapı çalınmıştı. Sami, koşarak kapıyı açtı. Firuze, oralı bile olmadı, belli bir noktaya donmuş halde bakıyordu. Sami, kapıyı açtıktan sonra gördüklerine inanamadı. Adamın beyaz bir battaniye sardığı kızım… Sami, “Hayır, hayır, hayır. Bir aydır onu bekliyoruz biz. Hayır.” Daha fazla ayakta duramayıp yere çöktü ve deli gibi ağlamaya başladı. Veteriner, battaniye sarılı kızımı yere bıraktı. Sonra da konuşmaya başladı. “Veterinerin önünde donmuş halde buldum. Veterinerin önüne gelmiş ve beklemiş. Kızınız çok zeki. Mikroçipten ailesini bulabileceğimizi biliyor olmalıydı. Hamileymiş üzgünüm!” Sami, yarın sabah gömülesiye kadar beyaz battaniyeye sarılı kızını salonun girişinde yere koymuştu. Sonra da geçip uyumuştu. Firuze, yaklaşık bir buçuk saattir kıpırdamadan öylece oturmuş duvara bakıyordu. En sonunda da kendine gelerek duvardaki saate baktı gece yarısı olmasına ve yeni bir yılın başlamasına yarım saat kalmıştı. Ayağa kalkarak yatak odasına gitti, Sami’nin uyumuş olduğunu gördü. Daha sonra da odadan çıkıp salonun girişinde battaniyeye sarılı kızını kucakladığı gibi dışarı çıktı. Evin önündeki ağacın altında kızını yere bıraktı ve çukur kazmaya başladı. Soğuk havaya ve üstüne yağan kara aldırış etmeden elleriyle kazmaya devam ediyordu. Elleri, yüzü her yeri kıpkırmızı olmuştu. Belki de hissetmiyordu artık. Aradan bir süre sonra Firuze ellerinin artık tutmadığını fark etti. Kazmayı bırakıp kendini küçük çukurun üstünde yere bıraktı. Sonra da battaniye sarılı kızını kucağına aldı ve ona sık sıkı sarıldı. O son sözler dökülüverdi ağzından. “Kızım çok mu üşüdün sen. Özür dilerim kızım.” Kar daha da şiddetlenmişti. Üstüne yağdıkça yağıyordu. Durmuyordu. Bitmiyordu. Vücudunun her yeri karla kaplanıyordu. Etrafta havai fişek sesleri yankılanıyordu. Bu yeni bir yılın işareti olmalıydı.

Üç Ay Önce

Evet, ben dişi labrador cinsinde bir köpeğim. Açık dore renginde… Annem babam kim bilmiyorum. Kaç kardeşim var bilmiyorum. Kaç yaşında olduğumu da bilmiyorum. Ama uzun bir süre yaşadım epeyce zordu benim için. Hiç kendime ait bir evim olmadı. Aslında kendimi bildim bileli hep yer değiştiriyorum. En son kaldığım yerse çok büyüktü. Bir sürü arkadaşım vardı. Ama hepsi ile aramda bir kafes vardı. Yani birbirimizi görüyorduk ama birbirimize çok uzaktık. Sonra da benim için gelen şu anki ailemi gördüm. Diğer arkadaşlarımın arasından beni gördüler. Bana bakarak bunu istiyoruz dediler. Kadın çok heyecanlıydı ama adam beni satın almak için vereceği parayı saymakla meşguldü. Tabi bide benim için indirim istiyor ve gereksiz yere pahalı olduğumu söylüyordu. Anlamıyordum. Benim için neden para verildiğini de Anlamıyordum. Bir eşya gibi satın alınıyordum. Kafesten çıktığımda kadın bana sarıldı, beni öptü ya işte o zaman çok mutlu oldum. Her şeye rağmen mutluydum. Benim için yeni bir hayat başlıyordu. Aradan bir ay geçmişti, eve alışmıştım. Beni kızları gibi gören aileme alışmıştım. Özelikle kadın benimle oyunlar oynuyordu. Her gün yürüyüşe çıkıyordu. Benimle uyuyor, benimle yemekler yapıyordu. Yıllarca oradan oraya sürüklenirken burada hem uzun hem de mutlu bir hayatım olabileceğini bilmiyordum. İkinci ayın başında ailem bana mikroçip taktırmak için veterinere götürdüler. Dediklerine göre benim resmi bir adım, resmi bir ailem olacaktı. Kaybolursam da mikroçip sayesinde ailem bulunabilecekti. Tabi önce veterinere gideceğim de mikroçipim okutulacakta öyle bulunacağım da. Ama olsun. Ben kaybolursam kendim bile veterinere giderim. Derken mikroçipin sırtıma takılması birkaç saniyede oluvermişti. Firuze Annem kulağıma eğilip üç kez adımı tekrarladı. “Kızım, kızım, kızım” Sonra da yanağımdan öptü. Babamda başımı okşamakla yetindi. Gün geçtikçe ben aileme ailem de bana bağlanmıştı. Böylece ikinci ayda bitmişti ve aralık ayına girmiştik. Soğuk havalardan artık dışarı gezmeye çıkamıyorduk. Annem heyecanlı bir halde koşarak yanıma geldi sonra da bana sarılıp kendince müjdeli dediği haberi verdi. “Kızım anne oluyorsun. Canım benim senin için uygun bir aday bulduk. Bugün veterinere gideceğiz. “İlk başta anlamamıştım çünkü bazı şeyleri anlamak için görmem ve hissetmem gerekiyordu. Taki veterinere gittiğimizde veterinerin içime aşıladığı o tohumları hissedince anlamıştım. Ailem, anne olmamı istemişti ve anne olmuştum. İçimde bir yerlerde cinsini bile bilmediğim bir şeyler büyüyecekti. Acaba çocuklarım olduğunda beni yine eskisi gibi sevecekler miydi, çocuklarım hep yanımda kalacak mıydı? Bana neden kimse Anne olmak ister misin diye sormadı. Önce beni satın almak istiyorlar sonra da çoğaltmak istiyorlar. Ama ben istemiyorum bunu. Artık istemiyorum bu aileyi istemiyorum. Beni yere bıraktıkları an bütün gücümle koşmaya başladım. Veterinerin otomatik çıkış kapısı birinin içeri girmesiyle açılmıştı ve dışarı çıkmıştım. Artık kimseye ait değildim. Özgürdüm. Beni bulmamaları için bir süre öylece koştum. Derken artık izimi kaybettirmiştim. Çok mutluydum. Ya da ben öyle sanıyordum. Ben aslında annemi de babamı da seviyordum. Ama onlara çok kırıldım. Ben bir oyuncak değildim ki… İstediklerinde anne olayım… Karnım çok açtı acil yemek bulmam gerekiyordu. Hava kararmıştı fakat ben hâlâ yemek bulamamıştım. Şimdi de kalacak bir yer bulmam gerekiyordu. Onu da bulamadım. Sokak ortasında öylece kalakaldım. Hava da iyice soğuyordu. İlerde bir çöplük vardı. Orada yemek bulabilirdim. Öyle de oldu, bir sürü yemek buldum. Günler sokaklardaki çöplükleri gezerek geçti. Bazen adımı unutuyorum en kötüsü de bu ya. Annemi babamı çok özledim. Karnım gittikçe büyüyordu. Sokaklarda doğuramazdım. Hayır, bunu yapamazdım. Şimdi hava sadece soğu. Ama bugün yarın kar da yağacak işte o zaman ne yapacağım. Ailemi bulmam gerekiyor. Evet, artık eve dönmek istiyordum. Ama nerden nasıl gideceğim. Evi hatırlamıyorum. Bir dakika bir veterinere gitsem o bana taktıkları mikroçipten evimi bulabilir. Günler geçti ve ben bir veteriner de bulamadım. En kötüsü de bugün kar yağmaya başlamıştı. Hava çok soğuktu. Isınmak için hep koşmam gerekiyordu. Her yer beyaz bir örtüyle kaplanmıştı. Çok üşüyordum. Bir veteriner bulmuştum sonunda. Veterinerin cam kapısına tekmeler atıyordum. Fakat açan kimse yoktu. Defalarca vurdum. Sonra da biri gelir diye kapının önüne yere uzandım. Çok üşüyorum. Özür dilerim Anne. Çok uykum vardı. Uyumak istiyordum. Sadece uyumak. Gözlerim kapanıyordu.

Mehmet Ali Arslan

Radyo, sinema ve Televizyon öğrencisiyim. Hayatım boyunca hep yazdım. Öykü, şiir, deneme, roman, senaryo... Yazmak benim için nefes almak gibi bir şey.