Öykü

Büyük Şeyler

“Bu mu?”

“Evet, bu efendim.” Ar-Ge baş mühendisi Kimr’e, kendi sözleri elinde hızlıca salladığı küçük, içinde berrak bir sıvı olan test tüpüne çarpıyor gibi gelmişti, sanki Büyük Şeyler şirketinin sahibi Bay Vido’ya ulaşamamıştı. Kimr’in elindeki tüpün üstünde bir etiket vardı. Etikette BüyükŞeyler-özel-çiDNA, şirketin ismi olan Büyük Şeyler ve bir de tarih yazıyordu. Diğer elinde ise bilgitaşırı vardı. Arkasındaki iki laborant ise yansıtıcı için masayı hazırlıyorlardı.

“Bay Vido, isterseniz hemen virüsün görüntülerine geçelim.” Kimr cümlesini bitirir bitirmez toplantıya katılmış olan, şirket için çalışan profesörlere ve şirketin yönetim ekibine göz gezdirdi. Herkesin onaylar haldeki ifadeleri onu yansıtıcıya yöneltmişti.

“Görüntülerden önce, şu Onabroton Galaksisi’ndeki ortağımız ANARobotlar şirketine bu ani toplantıyla ilgili bir durum güncellemesi yaptınız mı?”

“Evet, efendim. Bu konuda sizin görüşlerinizi kabul edeceklerini söylediler. Onların bir kaybı olmayacağıyla ilgili de bir şeyler diyorlardı.” Bilgitaşırını yansıtıcıya yerleştirmişti ve görüntüleri oynatmak için hazırdı.

“Bize önce sonuçları anlatmak istemez miydin, Kimr?” Bay Vido’nun sözleri, Kimr orada değilmiş gibi geçip gitmişti ve Kimr olanlara pek aldırmıyormuş gibi görünüyordu.

“Görüntüleri görmeniz yetecektir. Sonra daha fazla açıklama gerekirse elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım efendim.” Toplantıya dahil olan ve şimdilik onları izlemekle yetinenler Kimr’in sözlerini küstah bulmuştu ve onaylamaz ifadeleri sanki ekşi pento yemişler gibiydi.

“O zaman başlatabilirsin, Kimr.” Toplantıdakilerin aksine Bay Vido bir kaygıyla göz göze gelmiş gibi görünüyordu.

Yansıtıcı boş beyaz bir görüntü gösteriyordu. Görüntünün üst kısmında nanoskop m20 ve alt kısmında ise büyütme seviyesi yazıyordu. Başta beyaz olan görüntü kendini bozmaya niyeti olmadığını açıkça söylüyordu.

Alttaki büyütme seviyesi arttıkça görüntüde bulanık şekiller gözükmeye başladı. Gittikçe netleşen görüntü bir tür yerleşim yerine benziyordu başlarda. Şehir duvarları, evler, pazar yerleri, şehir kalesi, göl ve at arabaları vardı. Binlerce şehir kendi içlerinde harıl harıl çalışıyordu. Çok gerçekçi gözükse de bunun imkânsız olduğunu kendilerine hatırlatmaları gerekiyordu toplantıdakilerin. Bu şekiller ancak hücre ve gördükleri yapılar ise organeller olabilirdi yani hücre zarları ve çekirdekleri, mitokondriler, Golgi aygıtları, lizozomlar ve endoplazmik retikulumlardı. Görüntüye başta ne olduğunu bilmedikleri ama üstünde düşününce onun bir şırınga olduğunu anlayacakları bir nesne girip çıktı ve görüntüde bir akım yarattı. Bir şeyler enjekte edildiği anlaşılıyordu.

Görüntü, hücreleri yeterince anlayacakları kadar netleştiğinde yine büyütme seviyesi artmaya ve görüntü bulanıklaşmaya başladı. Bu sefer daha küçük canlılar gözükmeye başladı hem hücrenin içinde hem de dışında. Hücrenin içinde iplik işleyen işçiler görünür oldu. Bunlar da ribozomlardı, çekirdekten gelen mRNA’ları okuyup amino asit dizilimini oluşturuyorlardı. Tamamlanan amino asit dizeleri ikincil ve üçüncül yapılarına kavuşuyorlardı. Bazı proteinler hücre içinde kullanıma girerken, birçoğu hücre dışına boşluğa salınıyordu. Dışarı aktarılan proteinler büyük ihtimalle başka hücrelere yollanılmıştı ama artık bir dokunun parçası olmadıkları için boşlukta süzülüp gidiyorlardı.

Hücrelerin dışında ise olaylar daha farklıydı. Şırınganın ne enjekte ettiği şimdi anlaşılıyordu. Şehirleri, yani hücreleri, haydutlar gibi saran virüsler görülüyordu artık ama görünümlerinde bir gariplik, zarlarına bağlı küçük oluşumlar vardı. Bu oluşumların ne oldukları büyütme seviyesi daha da artmadığı için anlaşılmıyordu. Virüsler hücre zarlarına saldırıyor ve kolayca içeri sızabiliyorlardı. Virüsler kendi zarlarını saldırdıkları hücreninkine bağlıyor ve hücrenin içine giriyorlardı. İçeri giren virüsler, enzimler sayesinde eritiliyordu ve içlerindeki çiDNA’ları çekirdeğe gidiyor oradaki kromozomlara yapışıyorlardı. Virüslerin zarına bağlı gibi gözüken anlaşılmaz oluşumların da hücreye girdiği ve hücre enzimleri tarafından eritildiği gözleri kısarak bakılınca anlaşılıyordu.

Buraya kadar her şey bir virüsten beklenecek şekilde ilerliyordu ve toplantıdakiler sorunun ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorlardı.

Helikaz enzimleri, DNA ikili sarmallarını bir bıçak gibi hidrojen bağlarından kopararak açıyor ve DNA şeritlerini birbirinden ayırıyodu.

Bu noktada toplantıdakileri bir huzursuzluk kapladı. Virüs başarılı bir şekilde hücreyi ele geçirmiş sayılırdı artık ama görüntüler hâlâ akmaya devam ediyordu.

DNA şeritlerinden birine RNA polimerazı yapıştı ve yeni eklenmiş çiDNA boyunca RNA yapılandırmaya başladı.

Belki de virüsün DNA’sının çalıştığını kanıtlamak için devam ettiğini düşündüler.

RNA polimerazının tamamladığı mRNA’nın yanına splisozom enzimleri yaklaşmaya başladı ve protein biyosentezinde işe yaramayacak bölgeler olan intronları mRNA’dan kesip atıyor ve kesik uçları birbirine yapıştırıyorlardı. Bu işlemler de tamamlandıktan sonra mRNA çekirdekten çıktı ve ribozomlar tarafından yeni proteinlerin biyosentezi başladı. DNA sarmalı ise hâlâ ikiye ayrılmış bir şekilde beklerken iki şeridi de kaplayan bir DNA polimerazı yapıştı.

Toplantıdakiler hâlâ bu huzursuzluğun nereden geldiğini anlamıyor ve gayet normal bir virüsün çalışmasını izlemenin altındaki nedeni çözemiyorlardı.

DNA polimerazı hiç zaman kaybetmeden yeni DNA sarmalları oluşturmaya başladı ama sarmallar sadece çiDNA’yı çoğaltıyorlardı. Çoğaltılmış yeni çiDNA’ları çekirdekten çıkıyor ve ribozomların oluşturmakta olduğu proteinleri etraflarına dolayıp yeni virüsler meydana geliyordu. En sonunda hücreler, içlerinde oluşmuş virüslerin kalabalığına daha fazla dayanamayıp bir noktadan patlak veriyor ve virüsleri dışarı salıyorlardı.

Görüntüler bu noktada sonlanmıştı. Toplantıya katılanlar düşüncelerinin içinde kaybolup gitmişlerdi. Bir düşünce sessizliği konuşuyordu etrafta. Gürültülü bir sessizliktir bu, kimsenin ağzını açmadan düşüncelerini etrafındakilere iletebildiği garip anlardır.

Sonunda sessizliği bozan Bay Vido’ydu. “Bu da neydi şimdi? Bunun herhangi bir virüsten farkı neydi?”

“Sorun da bu zaten Bay Vido. Bir farkları yok.”

“Bu kadar açıklama yeter diyorsun?”

“Hatırlarsınız. Yetişkinlerin, gençlerin, çocukların, bebeklerin yani kısacası embriyo aşamasından itibaren genlerimizi, virüsleri kullanarak nasıl değiştirebileceğimizi araştırmamız için projeyi bize vermiştiniz.”

“Bir dakika, bir dakika. Bizim böyle bir projeden niye haberimiz yok acaba Bay Vido?” Şirketin yönetim kurulundan biri kendi sınırlarını unutarak çok ciddi bir şekilde yeni bir maceraya atlamıştı ama Bay Vido’nun sakin sakin verdiği cevapla bunun bir maceraya değil de kum parkındaki bir çocuğun oyununa dönüştürmesi saniyeler almıştı.

“Saçmalamayın lütfen bu toplantıdaki herkesin bu projeden haberi var. Sanırım beş ay kadar önce hükümetin gizli bir proje için bize başvurduğunu söylemiş ama projenin içeriği hakkında bir bilgi vermemiştim. Projenin genel olarak yeni çıkacak hastalıklara karşı bağışıklık kazanılmasıyla ve başka genetik değişikliklerle ilgili olduğundan ve biz de virüs alanının öncülerinden olduğumuz için projeye dahil olmuştuk. Ortağımız ANARobotları’nı da işin içine dahil ederek küçük bir ekip oluşturmuştuk. Eh artık siz de konuya dahil olduğunuza göre pek bir gizliliği kalmış değil. Sanırım bu kadar bilgi size yeter. Ben bile projeyle ilgili gizliliğin korunması için pek bir şey bilmiyordum, izniniz olursa öğrenmek de istiyorum. Kimr, devam et lütfen.”

“Evet, başta dediklerimi göz önüne alınca bütün ilgimizi otomatik olarak çift iplikli DNA virüslerine yönelttik. Bu tarz virüslerin çoğunun kendini çoğaltmak için çiDNA’larını hedef hücrenin kromozomlarına yerleştirdiğini biliyoruz.

“Virüsün yapısında pek bir değişiklik yapmayı göze alamadık, aktarılmak istenen geni nükleotidler ve DNA parçaları olarak yerleştiremedik veya DNA uzunluklarında oynamalar yapamadık. Bu başka sorunları da beraberinde getiriyordu. Bu yüzden biz de acaba virüsün DNA’sını hiç bozmadan hedef hücrelere aktarsak ve ek olarak hücrelere farklı enzimler ve nanoparçacıklar mı iletsek diye düşündük. Bu ilave maddeler çiDNA’yı gerekli parçalara ayıracak ve değiştirilmesi istenen genlere eklenmelerine yardımcı olacaklardı. Bunun için birkaç farklı seçeneğimiz vardı. Başka virüsler mi kullansak diye fikir yürüttük başta ama yeni virüsleri işin içine sokmanın olayları daha da tehlikeli ve olduğundan daha karmaşık hale getirmesini istemedik. Bu konuyu ANARobotlar’ına ilettiğimizde ise nanokapsülleme teknolojilerinin bizim için kullanıma açık olduğu söylenmişti. Zaten şimdiye kadar nanoparçacık ve robotlar açısından yardımlarını kabul etmiş olduğumuz için buna da hayır demedik. İşte başta virüslerin zarına bağlı olan anlaşılmaz küçük, içlerinde enzimleri ve nanoparçacıklarını taşıyan oluşumlar da bu nanokapsüllerdi. Yansıtıcının da gösterdiği gibi gerekli fosfolipitler ve proteinlerle bir virüs gibi davranabilen yapay bir virüs oluşturmayı başardık.”

Kimr açıklamasını yaparken, laborantlardan biri yansıtıcıdaki görüntüyü çiDNA’nın hücre çekirdeğine girmeden hemen öncesine geri sarıyordu.

“İşte burada gördüğünüz andan itibaren her şey yanlış gidiyor. Nedense nanokapsüllerin taşıdığı enzimler ve nanoparçacıklar çiDNA’yı gerekli parçalara ayırıp kromozomlarda istenen bölgelere monte etmiyorlar. Bu da normal bir virüsten farkı kalmamasına neden oluyor. Bu dokuzuncu prototipimizdi ve hiçbir sefer istediğimiz yönde aşamalar kaydedemedik.”

Toplantıdakilerin sandalyelerine iyice yapışmasını sağlamıştı bu açıklamalar.

“Yani, Kimr, bunun gibi sekiz farklı virüs mü geliştirdik? Peki hepsi aynı davranışlar içinde mi?”

“Neredeyse. Etkiledikleri hücrelerde farklılık gösterdikleri oluyor.”

“Hangi hücreleri peki?”

“Bir vücutta bulabileceğiniz hepsini. Deri, düz kas, kalp kası, iskelet kası, alyuvarlar, akyuvarlar ve liste böyle uzayıp gidiyor. Şunu da söylemem gerekiyor sanırım, elimizdeki tek örnek bu elimde tuttuğum tüpte ve tüpün içindekilerin herhangi bir şekilde bulaşıcı olmasını önlemek için virüste küçük değişiklikler yaptık ama birinin eline geçerse neler yapacağını bilemeyeceğimiz için bu toplantıyı talep ettik. Aslında virüs çoğalımını engelleyip genetik değişikliği etkinleştirebilsek başarılı olduk sayılırız.”

“Ölümcül değil mi? Yoksa bu kadar acil bir toplantı istemezdin. Diğerleri bu kadar kötü değildi, yanılıyor muyum?” Bay Vido kısaca düşündü ama sanki virüs hakkında kararına daha toplantı başlamadan varmış gibiydi. “Virüsün derhal imha edilmesini istiyorum. Onabroton’daki ortağımız ANARobotlar’ına da projeyi iptal edeceğimizi söyleyin. Başbakana gerekli açıklamaları ben yaparım. Kimr… Hemen bu konudaki araştırmalarımızı imha edin ve bakteriyofaj ve virofaj araştırmalarına geri dönün.”

Kimr yanındaki laborantlardan birine hâlâ elinde tuttuğu tüpü ve “Üçüncü laboratuvardalar” diye talimatını verdi.

Toplantıdakiler hararetli bir tartışma içinde gece yarısına kadar proje hakkında konuştular.

* * *

“Şu haberi duydun mu? Büyük Şeyler şirketinin büyük fiyaskoları başlıklı haberi?”

“Nerde yayınlanmış?”

“Pirintağt sitesinde. Bak ne diyorlar. Büyük Şeyler şirketinin son aylarda gizlice yürüttüğü genetik değiştirmeye yönelik virüs çalışmalarında dokuz prototip oluşturup hepsinde başarısızlık elde etmeyi ve sonuncu prototipin şimdiye kadar görülmüş en tehlikeli viral enfeksiyonlara sebep olabileceğini yazmışlar. Ama daha da kötüsü bu virüsün imha edilmesi için laboratuvara götüren laborantın bayıltılmış halde temizlik dolabında bulunduğu yazıyor. Yönetim kurulunun, portal kulesi muhafızlarını uyarmasıyla virüs gezegeni terk edemeden yakalanmış. Şirkete sızmış olan robotun kimin adına çalıştığı hâlâ bilinmiyormuş. Projeyle ilgili raporlara veya bilgilere sadece proje üzerinde çalışanların erişebilmesinden ve robotun sisteminde projeyle ilgili pek bir bilgi bulunmamasından projenin içeriğinin sızdırılmadığı kesin olarak anlaşılmış. Biraz korkutucu, ne dersin?”

“Boş ver, yalan haberdir. Yok şirketler gizlice projeler üretecekmiş de, birileri onu çalmak için içeri robot sızdıracakmış da, yönetim kurulu kule muhafızlarını uyarmış da öyle yakalanmış. Çok klişe. En iyi kısmı da laborantın bayıltılmış bir şekilde temizlik dolabında bulunması. Reklamdır bu, rek-lam!”

Oruç Can Hasmaden

Finlandiya’da gıda mühendisliği okuyorum. Fantastik ve bilim kurgu edebiyatı, filmleri ve oyunları tüketmeye bayılırım.

Büyük Şeyler” için 4 Yorum Var

  1. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar. Geçen aya göre daha düzenli, derli toplu bir hikaye bana göre. Okuyunca özgeçmişinize baktım doktor muydu acaba diye. :slight_smile: Kavramlarda biraz koptum ama eksik olarak söyleyemem onu. Sonunu zayıf buldum sadece. Elinize sağlık.

  2. Aremas dedi ki: dedi ki:

    Çok ufak hatalar dışında temiz bir öykü. Yalnız proteinler öyle ayan beyan görüntülenemiyor diye biliyorum.

  3. Ufak hataların ne olduğunu söylemediğiniz için bir şey diyemeyeceğim ama proteinler hakkında bir cevabım var sanırım. Yanılmıyorsam, proteinlerin görüntülenememe nedeni şu anki optik mikroskopların büyütme seviyelerinin yetersiz oluşudur. Bu yüzden ben de nanoskop diye bir şey “uydurdum”, yani nano ölçekte çalışan bir görüntüleme aracı ama yine de bunların ne kadar mantıklı olduğunu bilmiyorum. Yorumunuz için teşekkürler.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!