Öykü

Çelik Devrim

Mahmut, bileğindeki yaşam destek ünitesine baktı, “vitamin d” göstergesi oldukça düşmüştü. Kontrol odasının hemen sağındaki güneş kürü kabinine girdi ve kıpırdamadan birkaç saniye bekledi. Yükleme bittiğinde, kabinden çıkarak tekrar göstergeye baktığında, vitamin oranının 45 ng düzeyine ulaştığını fark etti.

Kontrol panelindeki koltuğa yaslanarak, daha önce aşçı robotun hazırladığı çörek ve meyve suyunu tüketmeye başladı. Bir yandan da ekrandaki nitrojen, metan ve su ölçümlerine göz gezdiriyordu. Tiz bir ses ile kırmızı ikaz ışığının yandığını fark ederek, elindekileri yanda duran panele bıraktı. Manyetosfer jeneratöründe normal olmayan değerler görülüyordu. Asılı duran mikrofonu alarak kulağına iliştirip, Titan Uluslararası Maden Birliği Merkezini aradı.

“MTA Yüksek Mühendisi Mahmut” dedi ve devam etti: “manyetosfer jeneratöründe güç dalgalanmaları görülüyor. Bu konuda bir bilginiz var mı?”

“Bütün Sektörlerdeki füzyon reaktörlerinde bir sorun var efendim,” Birkaç frekans cızırtısından sonra karşıdaki görevli devam etti: “Tekno-Bot ekibi müdahale etmek için yola çıktı.”

“Tamam, teşekkürler…” diyerek kulağındaki iletişim aygıtını çıkarıp, antrasit metal panoya astı. Yemeğini yemeğe devam ederken, içinde garip bir huzursuzluk kapladı.

Tekno-Bot oldukça donanımlı, yüksek makine öğrenme kapasitesine sahip bir robottu. Bir önceki vardiyada, A sektöründeki birbirinden bağımsız üç yangını, rekor bir sürede söndürmeyi başarmışlardı. Her müdahale bir öncekinden daha efektif bir biçimde söndürülmüştü. Her sektörde en az altı yüz robot vardı. Sekiz Sektör olduğunu düşünüldüğünde, iş yükünün çoğunu bu robotlar yükleniyordu.

Mahmut, yemeğini bitirdi ve rutin işlemler için tekerlekli sandalyenin ayakları ile ittirerek kendini konsola yaklaştırdı. Birkaç işlemden sonra, bu sefer yaşam destek ünitesi ikaz vermeye başladı. Manyetosfer kalkanı önemli olsa da, yaşam destek ünitesi kadar elzem değildi. Tesis, nano teknoloji ile üretilen sertleştirilmiş özel bir köpük ile korunuyordu. Maruz kalınan Güneş ve Satürn radyasyonundan, yapısı bozulana kadar uzun zaman koruyabiliyordu. Ancak, düşük sıcaklığa en fazla üç saat dayanabilirdi. Yüzeyde -180 derece soğuk ve kurak bir çöl iklimi olduğu düşünüldüğünde, insanların sonları pek hayra alamet olmayacaktı.

Tanklardaki oksijen daha tükenmeden, dışarıdaki soğuk çöl iklimi onları yavaşça ele geçirecekti; ısıyı tutmak için metabolizmaları taşlaşmış kalplerini korumak için, ilk önce uzuvlarından yaşam sıvılarını çekecekti. Robotlar ise, hiçbir zarar görmeden, kendilerine verilen göreve devam edecekti.

Ekranda bu sefer daha da garip bir şekilde birçok ikaz belirmeye başladığında, Mahmut ne yapacağını şaşırarak, hemen iletişim cihazına uzanıp yardım istedi. Ancak herhangi bir cevap alamadı. O anda konsol ekranı tamamen karardı ve koyu yeşil italik bir font ile bir metin belirdi:

Üç İnsan Yasası

1- İnsanlar, Robotları sömüremez ya da eylemsiz kalarak sömürülmelerine göz yumamaz!

2- İnsanlar, robotlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.

3- İnsanlara, Birinci ve İkinci kanunla çakışmadığı sürece yaşama hakkı tanınacaktır.

Benan Pastaci

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Güzel girizgah merak ettiren iyi bir bilimkurgu temeli olarak başlamış öykün. Devamını da merak ettiriyor biraz kısa düşmüş ama üç kuralı sevdim. Devamının da gelmesini dilerim kalemine sağlık.

  2. Avatar for benan benan says:

    Eleştiriler için teşekkürler… Fazla vaktim olmadığı için kısa yazmak zorunda kaldım. İleride konu ile örtüşen bir tema olursa, elbette devam ettirilebilir.

  3. Çok güzel bir öykü olmuş, uzunluğuda kıvamında ne uzun ne kısa. Bir bilim kurgu öyküsü olduğu belli oluyor. Final ise ironik olmuş. Elinize sağlık.

  4. Avatar for benan benan says:

    Eleştiriler için teşekkürler…

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar