Öykü

İlahi Adalet

2 Nisan 2045, Öğleden sonra 14.22

Oval toplantı masasında on koltuk özenle dizilmişti. İlk görüşte iyi bir mimarın elinden çıktığı fark edilen salon, detayların ne kadar önemli olduğunu bir daha gözler önüne seriyordu. Duvarda özenle seçilmiş adalet temalı panolar, sektörü zekice yansıtan antik resimler, sunum için kullanılan devasa ekranın antik Yunan sütunları ile çevrili çerçevesi; tüm bu objeler, on altı renk tonuna geçiş yapabilen saydam duvarda havada asılı gibi duruyorlardı.

Salonun bir köşesinde, iki buçuk metre yüksekliğinde “Themis” heykeli, bütün ihtişamıyla sergileniyordu. Dönemin ünlü heykeltıraşı; Giancola Chiellotti tarafından bir milyon dolar karşılığında yaptırılan heykel, görüşmeler sırasında ortamın az da olsa gerilmesine neden olmuştu. “‘Justitia’ yapmamı mı istiyorsunuz?” demişti, Giancola. Themis’in, Roma mitolojisindeki karşılığıydı. “Ha Yunan, ha Roma!” diye geçirdi içinden Seher Hanım. Gözlerini kaçırarak çaprazdaki tabloya bakmış, sonra sürmeli gözlerini dikerek: “Evet, efendim.” diyerek daha fazla uzatmamıştı. Ama gelin görün ki, bir saat süren toplantıda en az sekiz defa daha “Themis” olarak telaffuz edilmiş, Giancola birkaç defa düzeltmek zorunda kalmış, en son telaffuzda mırıldanır gibi İtalyanca küfretmişti.

Her Hukuk Bürosunun, olmazsa olmazlarından Themis’in ünlü büstüne ayrıca değinmek gerekir. Salona girenlerin, kendilerine bakıyor izlenimi verdiği ve sanki adalet düzenlemeleri için ona borçlu hissettiği -ve tabii ki kazanılan para içinde-bu tanrıçanın sol elinde “Kılıç” bulunur. İlk etapta şiddet izlenimi veren bu obje; adaletin caydırıcılığını ve gücünü simgeler elbette. Oysa bu salondaki büstün kılıcı, yeteri kadar para karşılığında birçok insanın yüreğine saplanıp çıkarılmıştı.

Sağ elindeki “Terazi” ise, adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını betimler. Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterdiğinden; müşteriler toplantı salonuna girdiklerinde, ikinci dikkat ettikleri genellikle hep sabit duran terazinin topuzu olur.

Themis’in belki de en önemli simgeleri: Kadınlık, bakirelik ve gözbağıdır. “Bakire kadın”, bağımsızlığı; “Gözbağı” ise tarafsızlığı tasvir eder. Bir Hukuk bürosu bağımsız ve tarafsız olamayacağı için; karar merci olan bazı Hâkimlerin göz bağlarının sökülmesi, bekâretlerinin de alınması gerekiyordu. İşte, bu işleri hakkıyla yerine getiren kişi, birazdan salona adım atacak olan Fikret Bey idi. Artık “kader” ya da “karma” mı dersiniz; ne derseniz deyin, ağlarını onun için yavaşça örmeye başlamıştı.

En az on beş dakika geciktiği halde, bir hışımla salona girip koltuğuna oturdu. Herkes apar topar ayağa kalkma eğilimi gösterdi; Fikret Bey, oturmaları için hafifçe bir el işareti yaptı. Her şey o kadar hızlı gerçekleşmişti ki; Kıdemli Avukat Fevzi Bey, poposunu koltuktan kaldırmadan arkaya doğru hafifçe yaslanmak zorunda kaldı.

“Başlayalım, Seher,” diye seslendi. Sol gözü seğirmeden hemen önce, koltuğunu ekrana döndürdü; masadaki dokunmatik düğmeye basarak, duvarı ve ışıkları sunum için uygun bir hâle çevirdi.

Çok ünlü bir şirketin başı ciddi şekilde dertteydi. Dört milyon liralık anlaşma kapsamında, bu sorunu çözmek amacıyla büronun kapısını çalmışlardı. Seher Hanım ayağa kalkarak, şirket davasını anlatmaya başladı; o arada Fikret Bey’in gözü peş peşe iki kere daha seğirdi. Burnundan önce damla kan aktı; ardından oluşan baş ağrısı dayanılmaz boyutlara ulaştı. Eğer kurtulabilse ve anlatabilseydi; “Hayatımın en şiddetli baş ağrısıydı” diye tarif edecekti. “Birisi balyoz ile başımı eziyor!” ya da “Birisi ense köküme bıçak sokarak çevirmeye çalışıyor!” diyebilecekti belki de… Koltuğu az önce olduğu pozisyona getirerek, sol eliyle yardım için bir hareket yapmaya çalıştı. “Ölüyorum aptallar!” diye geçirdi içinden, birkaç kelime fısıldadı ancak duyulmayacak kadar azdı. Kolundaki altın rengindeki “CryoPR” bilekliğini göstermeye çalışıyordu!

Salondaki herkes seferber olarak, tekrar hayata döndürmek için Beyhude bir çaba içine giriştiler. Seher Hanım hemen telefonuna sarılarak ambulans çağırdı. Bu sırada, Fikret Bey yerde şuursuzca yatıyor, gözlerinin feri yavaşça karanlığa doğru kayıyordu. Bilinci tamamen kapanmadan hemen önce: “Demek böyle bir şeymiş!” diye geçirdi içinden…

Hastane yöntemlerini es geçmek ve müşteriye en kısa sürede, “Kriyoprezervasyon” işlemleri uygulamak, CryoPR şirketi için çok önemliydi. Başarısız bir beden dondurma işlemi, şirket için bir facia anlamına geliyordu. Ambulansın ilk arandığı sırada, bildirim hemen şirketin iletişim kaynakları tarafından yakalanmış ve acilen özel olarak tasarlanmış “Bell 855 Relentless” modeli helikopter gönderilmişti.

Salondakilerin yeterince yas tutmalarına izin vermeden, ceset çuvalına dikkatli bir şekilde yerleştirilen beden sedyedeki kemerlerle bağlandı ve hızlı bir şekilde odadan çıkarıldı.

Çok geçmeden, CryoPR tesisinde özel olarak hazırlanmış silindir şeklinde kabine yerleştirilen Fikret Bey’in bedenine, belirli dozlarda üç iğne enjekte edildi. Hücre içine ve dışına nüfus eden; Gliserol, Dimetil sülfoksit ve Propilen glikol gibi etken maddelerin, bedeni kuru buzun ciddi etkilerinden koruması amaçlanıyordu.

PR kabinin yekpare kapağı kapandı; koyu sarı renkli çözelti yavaşça tankı doldurmaya başladı. On yıllık uzun bir araştırma sonunda, ciltle etkileşime girerek kalın bir koruma katmanı sağlayan bu sıvı geliştirilmişti. Böylece nitrojenin, kılcal damarlara ve dokulara vereceği hasarı %77 oranında azaltması öngörülüyordu. Sıvı çözeltinin tamamen kabini doldurması bittiğinde, bu sefer sıvı nitrojen kabini doldurmaya başladı. Nitrojen renksiz olmasına karşın, çözelti ile etkileşim sayesinde Beyaz bir hal aldı. Fikret Bey, artık bilim ve teknolojinin onu tekrar hayata döndürmesi umuduyla derin bir umuda yelken açmıştı.

9 Temmuz 2522, CryoPR Konya Tesisi 10.58

Atakan Oğur, göz merceğine odaklanmayı bırakarak, birkaç adım yürüdü; otuz sekiz numaralı kabinin önünde durdu. Tekrar göz merceğin odaklanarak, akıp giden bilgileri yokladı:

Adı: Fikret Avun

Cinsiyet: Erkek

Yaş: 48

Ölüm Nedeni: Beyin kanaması

İyi Kelebek Etkisi Oranı: %12

Kötü Kelebek Etkisi Oranı: %88

Atakan, elindeki aygıtı kabine doğrultarak, Beyaz renkteki lazer ışınının taramasını bekledi. Cihaz uygun anlamına gelen bir melodi çıkardı; en son notanın hemen bitiminde, yeşil bir ışık yanıp sönmeye başladı. Kafasını çevirmeden, gözleri donuk bir şekilde kabine bakarak, ciddi ses tonuyla seslendi:

“Bu bedende uyumlu, bunu da çözmek için götürelim!”

“Hemen işlemlere başlıyoruz efendim” diye karşılık verdi, yanında duran mat metal rengindeki robot. Sesi bir insandan ayırt edilemeyecek kadar kusursuzdu.

Ertesi gün, haki ve sarı şeritler halinde boyanmış duvarların ortasında, hasta yatağındaki solgun beden gözlerini açtı. Birkaç saniye ne olduğunun ayrımına varmadan, öylece tavandaki ışıklara göz gezdirdi. Ellerine bakmak istedi ancak, onları kontrol edemiyordu.

Herhangi bir anı, en ufak bir ses, koku ibaresi yoktu; sadece var olduğuna dair saf bir bilinci duyumsuyordu. O duymasa da, Atakan Oğur odaya girmiş ve ona doğru ağır adımlarla yaklaşmıştı. Arkasında iki kişi onu takip ediyor, verdiği direktifleri dikkatle dinliyorlardı.

Atakan, yaklaşarak bedeni kısa bir süre süzdü. İki meraklı gözün ona dönerek, yalvardığını, kendisine sorular sorduğunu hissetti; ancak hiç umursamadı. Yanındaki asistana dönerek: “TMC1” ve “CTNNBL1” genlerini etkinleştir.” diye seslendi. Asistan, Fikret Bey’in hemen yanında bulunan ekrana ilerleyerek birkaç düğmeye bastı. Duvardaki bir bölme hareket ederek önce hafifçe içeri doğru girdi; hemen sonra tabaka yukarı doğru ilerledi ve gözden kayboldu. İçeriden mekanik hareketlerle bir kol çıkarak, Fikret Bey’in sağ bacağına iki farklı şırınga ile sıvıları enjekte ederek tekrar eski yuvasına döndü.

“Sanırım başlayabiliriz…”

“Duyuyor ve hafızası yerinde efendim, buyurun…” dedi, asistan Hande. Bu genlerin etkinleştirilmesiyle, kırk beş yıllık ömründeki her anı hatırlıyor; kulakları eski bedenine nazaran daha iyi duyuyordu.

“Fikret Bey öncelikle yeni yaşamınıza hoş geldiniz. Şimdilik sadece hafıza ve işitme genlerinizi etkinleştirdik. Önce size, kanunen bildirmekle mükellef olduğum bilgileri aktarmam gerekiyor: Bedeniniz, “Genetik Klonlama Yöntemi” ile tekrar oluşturuldu. Ancak; Bedeninize Türkiye Cumhuriyeti, Adalet Bakanlığı, Kelebek Etkisi Denetleme ve Ceza Kanununun 2. Fıkrası, 1, 2, ve 3. maddeleri gereğince hak mahrumiyeti uygulanmıştır. Yine aynı ceza kanunun, 4. Fıkrası, 1 ve 3. maddeleri nedeniyle bedeninizde yüz on yıl tutuklu kalacaksınız. Yaşamınız boyunca, direk ve dolaylı olarak 23.522 kişinin ölümüne, 18.500 kişinin sakat kalmasına neden oldunuz. Şirket yönetmeliklerini düzenleme ve manipüle etmeniz dolayısıyla doğada ciddi tahribatlara yol açtınız. %12 oranında iyi etkileriniz göz önüne alınarak, cezanızda aynı oranda hafiflemeye gidilecektir.

Benan Pastaci

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for benan benan says:

    “Terazinin topuzu” değil, “topu” olacaktı.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar