Öykü

Distopik Bir Peri Masalı

O malum perinin Diyarı terk etmesinin üzerinden yıllar geçmişti ve artık ondan haber alınamıyordu.

Bu aralar insan hikâyeleri Diyar’da çok modaydı. Anlaşılmaz şekilde Dünya’ya bir meyil vardı periler arasında. Oysa Dünya’nın en kötü zamanlarıydı: Kaynaklar tükenmiş, ahmaklık ve kirlilik artmıştı ama yeni dönem perileri arasında popülist bir akım gibi yayılmaya devam eden bir rağbet vardı bu boş hayata. Kadim periler zaten bu akımın karşısında, yeni kafaları esefle kınar durumdaydılar. Zaten peri olmaktan vazgeçip sırra kadem basan peri bozmasından sonra tedirginlikleri giderek artmış ve yönetimsel anlamda sorunlar yaşamaya başlamışlardı. Diyar’ın bazı yerlerinde çiçeklerin solduğunu izlemek ve bir takım perilerin kadim büyülere karşı saygısız tavrı Diyar’ı zora sokan koşullar sunmaktaydı ve bu çok kötüydü. Bin yıllardır süren peri geleneğinin yozlaşmaya uğraması ne büyük talihsizlikti.

Diyar’ın başındaki en eski periler bu gidişatı tedirginlikte izlemekteydiler. Bu endişelerini gizleyip başları dik katıldıkları periler büyük meclisindeki toplantılarında, gençlerin sitemlerini kulak arkası edip eski büyü yasalarının üzerinden geçer, birkaç peri talebini ele alır ve oturumu kapatırlardı. Yönetimsel anlamda yaşadığı zorluklar onların da hayatlarına yansıyordu ama kimse renk vermiyordu. Büyülerle gizledikleri yorgunlukları uyku ihtiyacı doğuruyordu. Onlar basit insanlar gibi uyuyarak değil efsun kozalarının içinde dinlenerek uyanık halde yorgunluklarına çare ararlardı. Onlara göre insanların yaptığı her şey aşağı kültüre aitti. İnsanlar güçsüz, insanlar ahmak, insanlar sıradan…

O aşağılık perinin Dünya’yı Diyar’a tercih etmesi ateşi fitilleyip çok başka bir ışık yakmıştı kafalarda. Konseyin baş perisi, gençlerin eleştirilerini dikkatle okuyup üzerinde düşünmüştü ama bunu kimse bilmiyordu. Genç perilerin genç dimağları Diyar’ı daha farklı algılıyordu. Kadim büyüler kimseyi oyalamıyordu artık. Diyar’daki çiçeklerin kokusu ve ya konuşan ağaçlar kimseyi hayranlığa sevk etmiyordu. Diyar’a yapılan koruma ve göz bağlama büyüleri arttırılmıştı. Ona rağmen genç perilerin inançları yer değiştirmişti. Bu ne demekti? Diyarın eskiyen duvarlarını tutan eskiyen büyülerin sonu yakındı. Böyle olunca daha çok peri gerçekleri isteyecekti. Efsunla dolu Diyar’ın, Dünya ile ufak bir teması bile tüm büyülerin darmadağın olmasına neden olabilirdi. Ahmak insanların kurtarılabilir bir tarafı yoktu. Periler de onlarla birlikte ahmaklaşacaktı.

Emek diye bir şeye kafayı takmışlardı periler. İnsanoğlunun emekle kazandığı şeylerin perilerce hazır ele geçmesi idi, Diyar’ı bölen. İnsanların deyimiyle “ Rahat batmıştı” perilere. Bin yıllardır bu rahatlığa yapılan yatırım bu çağda çatlıyordu işte. Emek neydi? Periler için eski öğretilere, kadim büyülere sahip çıkmaktı. İşte genç perilerin eleştiri okları tam olarak bunaydı. Sahip çıkılması gereken eski büyüler değil yenilerin geleceği olmalıydı. Ama büyü tarihinde yeni bir şey yoktu. İlerleme ve ya modernleşme zaten peri lügatında yoktu. Varsa yoksa klasik çağda insanların yaptığı gibi eskiye rağbet, elit sınıfının yükselişi ve skolastik yönetim… Bu gibi aşağı bir kültüre yapılan benzetme yaşlı perilerden oluşan konseyin kalbini kırıp gençlere olan öfkesini arttırıyordu. Oysa insan elinden çıkan her eserde peri dokunuşu vardı. Ve periler olmadan insanlar bu medeniyete asla sahip olamazlardı. İnsanın yaratma gücünden bahseden yeni periler, bu gibi peri işlerine yukarıdan bakıyor ve Diyar’ı aşağı çekiyorlardı. Eski periler her şeyin farkındalardı ama yeniyi anlama konusunda gençlerle aynı tarafta değillerdi. Geriye tek bir seçenek kalıyordu: Diyara bilinen en eski efsunu salmak.

– Herkes hazır mı?

– Hazır efendim.

– Güzel…

Konseydeki eski perilerin kendilerine ayırdıkları daha eski büyüler vardı ve bunlara erişim yasaktı. Bu günler için -olağanüstü hallerde- kullanmaya ayırdıkları, Diyar kurulurken peri birliğini sağlamak için dövülmüş, herkesten ve her şeyden eski büyülerdi bunlar. Bağlama büyülerinin en güçlüsü ve sorgulamayı bitiren, zihinlerdeki aksi fikirleri kazıyan çok ama çok güçlü bir büyü idi bu. Şimdi konseydeki yaşlı büyücüler güçlerini bu kadim büyü için bir araya getirecek ve bu fikir tohumundan sonsuza dek kurtaracaklardı Diyar’ı.

– Hazır mısınız?

– Evet efendim

– Başlıyoruz.

….

Yeni güne uyanan Diyar’daki çiçekler daha güzel kokuyor, genç periler sağlıkla Diyar’ı arşınlayıp buraların güzelliğini birbirlerine anlata anlata bitiremiyorlardı. Konseyden günün hediyesi, turuncudan pembeye kaçan gök küredeki alımlı Güneşti. Bugün zafer günüydü. Konseyin zaferi. “Bugün kutlama mı var? Güneşe bak” dedi genç perilerden biri. “Periler diyarının her günü kutlu ve mutlu” dedi diğeri. “Evet, çok yaşa Diyar…” dedi öbürü.

Diyar’da herkes mutlu mesut yaşayıp gitti. İnsanların Dünya’sı aşağı, onlarınki kutluydu. Biri dışında herkes mutluydu. Ağır kadim büyü operasyonu sırasında Diyar ile Dünya arası geçitlerin birinde gizlenen firari peri artık Diyar için daha çok endişelenmekteydi.

Emine Nihan Acar

Multi-disiplinli bir alanda akademik arayışını sürdüren bir fenci- sosyolog olarak, peri masallarına ve bilime aynı anda inanan bir edebiyat hayranıyım. Üretkenliğimi sınadığım görsel tasarım, müzik ve sahne sanatlarından sonra -ve akademik yazından önce- edebiyat denemeleri yapıyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Online ve yazılı edebiyat platformlarında yayınlanmış kitap analizlerim ve öykülerim mevcut. Üretmenin bu dünyadaki tek sihir olduğuna inanıyorum.