Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Minotorlu Bir Peri Masalı

Büyücüden bozma yaşlı insanlar birbirine bakarken Selim ne yapacağını zaten biliyordu. Kapıya bir zaman bağlama büyüsü attı. Kapıdaki zaman ile içerideki zaman arasına mesafe koyan bu büyü, güçlü büyülerden biriydi. “Ayrık zaman büyüsü” denilen büyünün izleri kapıda dönüp duran mor bir girdap yaratmıştı. Ona dönen yüzleri önemsemeden önündeki bifteğe yönelen melez peri, çatalı ağzına götürürken “Hadi başlayalım, afiyet olsun.” dedi.

Sofraya yönelen meraklı bakışları, eski büyücülerin bedenleri de izledi istekle. Çok ama çok açlardı. Çöl hayatlarında zar zor buldukları yemekler şimdi misli misli önlerinde uzanıyordu. Yer sofrası şeklinde tasarlanan büyülü sofra, Dünyalı yaşayışına bir göndermeydi kuşkusuz. Selim kullanmaya yeni başladığı büyüsünün ona kattığı özgüven ile yaptığı işe sonsuz güveniyordu. Kapıda kalan eşkıyalar gürültülerine devam ederken diğerleri yemeklerin tadını çıkarmaya başlamışlardı bile.

Selim Noti’nin soru dolu bakışlarıyla karşılaştığında “ Ne oldu Noti? Bu güzel sofrada bile aklında niye bin tane soru var?” diye sordu, koca bir dilim ekmeği ağzına atarken.

Noti, ciddiyetle çorbasını kaşıklarken “Umarım bize göz bağlama büyüsü tarzı bir büyü altında kum yedirmiyorsundur.” dedi. Selim bir kahkaha patlattı: “Şüpheciliğini anlıyorum Noti fakat masumların arkasından iş çevirenler sizlerdiniz, en son hatırladığım kadarıyla. Zümrüdüanka sembolünü açıklarsınız belki yemekten sonra.”

Mob yerinde kaskatı kesildi. Konunun bu hızla buraya gelmesi onu paniğe sürükledi. Yediği biftek boğazında kaldı ve öksürmeye başladı. “Sakin ol Mob, lokmanı bitir, sonra uzun uzun konuşacağız bunları.” dedi bir bardak suyu ihtiyara uzatırken. Suyu bir dikişte bitiren Mob köşeye sıkıştığını hissetti. Derin bir nefes alıp tabağının önündeki mangoya uzandı. Diyarı hatırladı. Meyvenin kokusu gerçek, içinde bulunduğu durum ise şaka gibiydi. Şimdi büyüye yakın olmak onu çok iyi hissettirse de geleceğinin bu gencin elinde olduğunu bilmek rahatsız ediciydi.

Selim Diyarı arkasından bırakmadan önce insan olmaya çalışmasıyla ünlenen genç bir periydi. Onun bu kararı vermesi, Diyarda ufak çaplı bir deprem yaratmıştı. Genç periler, Selim yüzünden sorgulamışlardı, içinde oldukları sistemi. Bu ciddi bir sorundu ve icabına bakılması gerekiyordu. Diyarda sorgu, sessiz olarak yasaklanmıştı. Havuzda toplanan büyüler, büyüden yana yoksullaşan halk, sistemin sessiz savunucuları olmuşlardı. Fakat genç periler, sistemin pürüzüydü ve susturulmaları gerekiyordu. Selim’den başlayan hareketin, Diyara yayılmadan, önünün kesilmesi için adımlar atıldı.

Onun dosyasını kendi elleriyle kurula sunmuş ve çok gizli birliklerinin savunduğu her maddesi, şu an ayağına dolanmıştı. Gerçek olamayacak kadar zayıf bir geleceği yaşamak onun seçimi değildi ama bu insan olmaya hevesli periyi sınır dışı etmek tam olarak onun icabına bakması gereken bir durumdu ve yapmıştı da. Şu an anlamadığı, tüm büyüsünden olduğu halde bu gencin içinde daha da büyüyen büyü gücüydü. Kurul onu gördüklerinden mesul olduğu iddiasıyla çöle sürerken belli ki yasaları çiğneyen bu perinin hakkından gelememişti. Onca hizmete rağmen oldukları nokta oldukça karamsardı.

Diyarda toplanan büyüler ile yaratılan havuz onlara Diyarda büyük bir güç verirken gençlerden sınırda gezenleri, sınır dışı edip çöle sürülmüştü. Gelin görün ki yaşlı büyücünün de burada o büyülerinden uzak, anıları solmaya yüz tutan gençlerin içinde yaşam mücadelesi vermesi kaderin bir oyunu olsa gerekti. Diyarda kader diye bir şey yoktu, sadece güç vardı. Peki, o buraya nasıl gelmişti? Büyüsü alınan her büyücüde olduğu gibi onun da anıları solmaya yüz tutuyordu. Net hatırlamakta güçlük çektiği anıları zihnini kolayca bulandırıyordu. Selim’ a baktı. İçinde yanan büyüyü kıskandı. Derin bir iç çekip önündeki kadehe uzandı ve bir dikişte içti.

Yemekleri bitince kapıdaki zorlamanın sona erdiğini fark ettiler. Ayrık zaman büyüsü işe yaramış ve onları oldukça iyi bir şekilde gizlemişti. Selim, yemek bitince yaşlı ve eski büyücülere dönüp “Bana burada tam olarak neler oluyor, anlatabilir misiniz?” diye sordu nezaketle. Doyan karınlarının verdiği rehavetle arkalarına yaslanan eski büyücüler, şimdi rahatsızca yerlerinde kıpırdandılar. Roni, gencin gücüne ve cesaretine hayran kalmıştı. Eskiden Diyardan sadece insanlara özendiği ve büyüsünden vazgeçtiği için sürülen bu peri şimdi karşılarına oturmuş kararlılıkla cevaplar arıyordu. Ona yakın olmak diğerlerine mesafeli olmayı gerektirecekti. Bunu göze alabileceği bir yerdeydi. İlk sözü o almak için öne doğru eğilirken Mob niyetini anlamış gibi hemen araya girdi. “Ben başlayabilirim. Olan biteni anlatayım, bilmek senin de hakkın.” dedi.

Ayrık zaman büyüsünü kaldıran Selim eski büyücüye döndüğü sırada kapıya vurulan büyükçe bir cismin çıkardığı yüksek ses herkesi yerinden sıçrattı. Hemen ayağa kalkan Selim, kapıya doğru dikkatli bakınca şaşkınlığı arttı: “Minotor başlı kapı kıracağını bu çölde, nereden bulmuş olabilirler?” diye hayretle sordu. Noti, Selim’den bakışlarını kaçırırken kapı büyük bir gürültü ile parçalanarak açıldı.

Devamı gelecek…

E. Nihan Acar

Multi-disiplinli bir alanda akademik arayışını sürdüren bir fenci- sosyolog olarak, peri masallarına ve bilime aynı anda inanan bir edebiyat hayranıyım. Üretkenliğimi sınadığım görsel tasarım, müzik ve sahne sanatlarından sonra -ve akademik yazından önce- edebiyat denemeleri yapıyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Online ve yazılı edebiyat platformlarında yayınlanmış kitap analizlerim ve öykülerim mevcut. Üretmenin bu dünyadaki tek sihir olduğuna inanıyorum.