Öykü

Duhrund Bilgeliği

Sonsuz karanlık boyunca uzanan o lanetten bahsedilirdi. Işığın çaresizce tükendiği yerlerde… Kaşiflere göre bu bilinç bunalımına sebep olan diyarlar Dı’har civarlarında başlar Duhrund’a kadar uzanırdı. Dı’har’a yaklaştıkça duyanları dehşetten titreten ses ziyaretçileri karşılardı. Derler ki bu ses, yolunu kaybetmiş ruhların asırlarca etrafta umutsuzca dolanırken attıkları yardım çığlıklarıdı. Fakat yine de bilgeler, kaşiflere bu konuda itiraz eder durur. Onlara göre araştırmalarında ustalaştıkça kaşifler de bilgeleşip gerçeği bir gün kavrayacaklardı.

Gerçeğin ne olduğu sorulduğunda pek ketum bir tutum takınan bilgeler yine de söylentiye göre ara sıra bu kadim bilgiyi ifşa etmişlerdi. Bazı ağzı gevşek kaşifler, bilgelerle kurdukları samimiyetten sonra bu gerçeğe ulaştıklarını inkar etmiyorlardı. Ve iddialarına göre gerçek asla başıboş gezen umutsuz ruhların çığlıkları ile ilgili değildi. Fakat başından beri her bir bilincin bilinçsizlik alanına geçtiği yerde yaşanan kaostan kaynaklı bir titreşimdi. Bu bir ses bile değildi o üç kaşifin iddiasına göre. Yalnızca, enerji dalgalarının insan oğlunun algılarına ulaşan haliydi. Yine de enerji dalgalarının görüntü yerine ses olarak insan bilincine ulaşması şaşırtıcı bulunuyordu. Baş kaşiflerden birinin söylediğine göre, ses ile beraber elbette görüntü ve daha niceleri de vardı. Fakat o simsiyah boşluk olarak beliren yerdeki akıllara ziyan imgelemler bizim frekansımıza denk düşseydi, ancak o zaman görebilecektik. Görenin aklını yitirmesine sebep olup diğer bilinçlerle beraber ebediyen Dı’har’da hapsolmasıyla sonuçlanacak türden hakikatlerdi bunlar.
Kaşif Yahour dedi ki:

“Ben bir gün Dı’har civarına doğru yola çıktım. Yanımda 2 usta ve bir de çaylak kaşif daha vardı. Daha Dı’har’a 6 ‘fesil’ dahi yaklaşamamıştık ki, çırak yanımızdan uzaklaştı. Olduğu yerde hızla dönmeye başladı. Sonra ellerini ve ayaklarını dört bir yana salarak gözlerimizin önünde beyaz ve mor bir ışığa dönüştü. Bir müddet sonra da ortadan kayboldu gitti. Olaydan hemen sonra tuhaf bir ses duyduk. Bu ses öyle dehşetli bir böğürtüydü ki korkudan üçümüz de yalnız olmadığımızı hissetmek için birbirimize sokulduk. İki usta kaşif bunun üzerine yola devam etmek istemediler. Raporlarına da bunu madde-enerji dönüşümü sonucu gözden kaybolma diye not düştüler. Fakat o sese dair herhangi bir yorum yapamadılar. Bunun üzerine de sesi duyduklarını inkar ederek beni yalancı durumuna düşürdüler. Oysa korkaklık ve iftira ile uğraşmak yerine benimle beraber yola düşmeyi tercih etmiş olsalardı; gözlerin görmediği, akılların almadığı o inanılmaz gerçeğe onlar da ulaşacaklardı…”

Yahour’un yazıtları incelendiğinde en dikkat çeken kısımlardan birinin bu sözler olduğu anlaşılacaktır. Fakat okuyanlara devamını merak ettiren notlar, kitabın ilerleyen kısımlarında da izahat bulamamıştır. Yine de genel kanıya göre bilgeler Yahour’un o gün ne gördüğünü, daha doğrusu neyi idrak ettiğini gayet açık bir şekilde bilmektedir. Çünkü kendileri de aynı yoldan geçmiş ve alternatifi ebedi esaret olan bu yüzleşme sonrası bilge olabilmişlerdir. Hatta bilgeliğin tek yolu budur. Yıllarca süren öğrencilikten ustalığa geçiş için dehşetli durumlar yaşamak kaçınılmazdır. Bazı eski eserler içerisinde bu konuya az da olsa değinilmekte ve Yahour’un o gün gördüğü şeyin şu an için bilinmemesinin daha uygun olduğu iddia edilmektedir. Konuyla ilgili onca çaba sonuç vermeyince ve Yahour’un bir şarlatan olduğuna kanaat getirilince bu mevzu da sonraları yavaş yavaş unutuldu gitti.

Yıllar içerisinde bir yabancı elinde 12 000 yıllık olduğunu iddia ettiği bir yazıtla çıkageldi. Kaşifler ve sıradan insanlar tarafından oldukça büyük bir heyecanla karşılanan bu kitap akıllara zarar şeylerden bahsediyordu. Kitap çoğunlukla Duhrund diyarlarına dair bilgelikler barındırıyordu. Dı’har ile ilgili gerçeği dahi öğrenememiş insanoğlu, öğrenciler ve kaşifler cemiyeti, onun da ötesindeki o yüce diyarlara dair bilgileri öğrendikçe kendilerinden geçmişlerdi. Öyle ki normal inisiye ile terbiye edilmeden bu gerçeklerle yüzleşen çıplak zihinlerin deneyimlediklerini hazmedemedikleri ve o zamanlar var olan yirmi yedi milyar insanın da yok olduğu söylenmektedir.

İnsanoğlunun bu büyük çılgınlık zamanından önce böylesine kalabalık bir nüfusa ulaştığı pek nadirdir diye düşünülür. Semedri Devri bu istisnalardan biri olmakla beraber o zaman dahi insanlığın en fazla on altı milyar civarı bir nüfusa ulaştığı tahmin edilmektedir. Çeşitli tufanlar, büyük bilinç sıçramalarının oluşturduğu kaos ve benzeri sebepler insan aleminin varlığı için hep tehdit edici olmuştur. Birçok kez tükenme noktasına gelen insanlık, yine de bir şekilde soyunu yok olmaktan koruyabilmiş, bugünlere dek gelmeyi başarmıştır. Sağ kalan insanlardan devam eden soy onların zihin haritasını da miras bırakmış, böylelikle hafızalara kazınmış o dehşetli günlerin nesilden nesile aktarılmasına sebep olmuştur. Fakat yine de bu devirlere ait mevcut tek izin bilinçdışı olduğunu iddia etmek haksızlık olurdu. Birtakım kıyıda köşede kalmış, yalnızlığa terk edilmiş el yazmalarının bulunmasıyla beraber tufan günlerine dair somut bilgilere de ulaşıldı. İşte bunlardan en meşhur olanı Semedri Devri tufanıdır. Bu devre ait en ilginç bilgilerden birisi de yanmış ve bazı kısımları deforme olmuş parşömenlerdedir. Eski ve yıpranmış halinden dolayı ‘Gizemli Solgun Parşömenler’ adı verilen bu kayıtlarda mevcut bazı notlardan alıntılar Halandrifl Soyluları tarafından şu şekilde aktarılmıştır:

 (Birinci Bölümün Sonu)

Haluk Çevik

"Bu gidişle son nefesine dek akademik eğitimine devam edecek olan 84 doğumlu bir yüksek mühendis."

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Selam Haluk,

    Yer yer teolojik ve tinsel alegorilerle bezenmiş bu evrenin açılımı merak uyandırıcıydı. Sonraki bölümleri merak ettirdi.

    Ellerine sağlık.

  2. Merhaba Murat,

    Yorumun için teşekkür ederim.

    Birkaç bölümlük metin elimde hazır, uygun temalarda paylaşacağım. :slight_smile:

    Görüşmek dileğiyle.

  3. Kendi başına ele alındığında bir bütün oluşturmadığı için pek bir şey anlamadım. Farklı kavramlar ve yerler biraz daha açıklanmayı hak ediyorlardı sanırım. “Birinci Bölümün sonu” nu görünce anladım bilinmez bir bütünün parçası olduğunu. Tamamlandığında iyi bir eser olacağa benziyor, kolay gelsin.

  4. Okuyup yorumladığınız için çok teşekkür ederim.

    Vampir temasında devamı gelecek.

    Sonraki temalarda görüşmek dileğiyle.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar