Öykü

Mavi Gezegen

Bay ve Bayan Bixy, on iki yaşındaki oğulları Max’in kapısını çaldıklarında neredeyse akşamüstü olmuştu. Max kendine çekidüzen verip yutkundu ve “Girin,” diye bağırdı.

Metal kapı yavaşça aralandı ve Bayan Bixy kapıdan sarkarak yatağında oturan oğluna gülümsedi. Max’in müsait olduğunu görünce hemen arkasında bekleyen kocasına işaret yaparak gelmesini söyledi.

Şimdi ikisi birlikte odada dikilmiş onu izliyorlardı. İkisinin yüzünde de mahcup, affedilmeyi bekleyen bir tavır vardı. Max neler olduğunu anlamaya çalışırcasına onlara bakıyordu.

Sessizliği annesi bozdu. “Sana bir hediye aldık.” dedi

Max yavaşça doğruldu ve umursamaz bir tavır takınmaya çalıştı.

“Gerek yoktu,” dedi. Hediyenin bir gün önce yediği tokatla bir bağlantısı olduğunu biliyordu. Erkenden teslim olmaya niyeti yoktu.

Bay Bixy “Dün olanlar için beni affet,” dedi. “Öyle yapmamalıydım.”

Max dün yediği tokadı düşündü. Kendinden küçüklere oynadığı zalim bir oyun yüzünden okul müdürü babasını çağırmıştı. Eve gelince babası kıyameti koparmış ve sağlamından bir de tokat atmıştı. Bu ondan yediği ilk tokattı. Babası bundan önce yaptığı her yaramazlıkta onunla kibarca konuşmuş ve bir daha yapmaması gerektiğini tatlı bir dille söylemişti. Ancak bu sefer sabrı taşmış olmalıydı ki onu neredeyse yere düşürecek kadar sağlam bir tokat atmıştı.

Max ona yüz vermeyerek annesine, “Ne aldınız?” diye sordu.

Annesi gülümsedi ve kocasına dönerek kafa salladı.

Bay Bixy hızlı adımlarla odadan çıktı. Bir dakika içinde kocaman bir paketle geri geldi. Paket neredeyse kollarına sığmıyordu. Onu zar zor taşıdığı her halinden belli oluyordu. Birkaç adımda dengesini sağladıktan sonra onu yavaşça yere bıraktı.

Max şimdi odasının ortasında duran bu koca ambalaja merakla bakıyor ve içindekini tahmin etmeye çalışıyordu. Bütün kızgınlığı gitmiş yüzüne o haylaz gülümsemesi tekrar konuvermişti.

Annesi meraktan çatlayan oğluna, “Hadi, açsana,” dedi.

Max yatağından zıplayıp yere, hediyenin yanına bağdaş kurdu. Bay ve Bayan Bixy de aynını yaptılar. Şimdi üçü hediyenin etrafında bir üçgen oluşturmuşlardı.

Max ambalajı içindekine zarar vermeden açmaya çalıştı ancak beceremedi. Bayan Bixy, “Sana yardım edeyim,” dedi ve paketi birkaç hamlede kolayca açtı. Şimdi Max’ın önünde, üzerinde koca bir ekran olan siyah bir kutu duruyordu. Kutunun üzerinde rengarenk tuşlar vardı. Her renk onu diğerlerinden ayırdığını belli etmek için konulan bir çizgiyle ayrılıyordu. Her rengin altında birden fazla konsol ve tuş vardı. Max bir iş makinasının kontrol panelini andıran bu şeyi daha önce hiç görmemişti. Yüzünü buruşturmuş merakla ona dokunuyor ve ne olduğunu anlamak için her tarafını inceliyordu.

Bayan Bixy, “Ne olduğuna dair bir fikrin var mı?” diye sordu.

Max kafa salladı. “Nedir bu?”

Oyunun adı Mavi Gezegen. Normalde sadece yetişkinlerin oynayabildiği bir oyun. Ancak özel durumlarda çocuklar da oynayabiliyor.

Max anlamsızca önünde duran siyah kutuya bakıyordu.

Annesi paketin içinden çıkan bir anahtarı alarak kutunun içine yerleştirip iki kez çevirdi. Bununla birlikte makineden kapı gıcırtısına benzer birkaç ses çıktı. Makinenin üzerindeki ekranda yuvarlak bir imleç dönmeye başladı. Max dikkatle ekrana bakıyor, bir şeylerin olmasını bekliyordu. Bir dakika kadar sonra tok bir ses, “Mavi Gezegen’e hoş geldiniz!” dedi.

Ekranda beliren bir sanal asistan, gezegene dair bilgiler vermeye başladı. Ne zaman ve nasıl oluştuğunu, evrendeki yerini, içeride yaşamın başlaması için gerekli olan bileşenleri teker teker saydıktan sonra oyunun kurallarını anlatmaya başladı.

“Mavi Gezegen’de amaç düzen seviyesini maksimuma ulaştırmaktır. Bunun için önünüzde duran tuşları kullanarak ekranda sağ altta bulunan göstergeyi tamamen doldurmalısınız. Bunu yaparsanız oyunu kazanırsınız. Eğer bu gösterge sıfırlanırsa bu oyunu kaybettiğiniz anlamına gelir. Her tuş ve konsolun ne işe yaradığını öğrenmek için kullanma kılavuzunu okuyunuz. İyi şanslar.”

Max’ in hiçbir şey anlamadığı her halinden belliydi. Bunu anlayan Bay Bixy bir barış hamlesi daha yaparak “Merak etme, ilk başta ben de hiçbir şey anlamamıştım,” diyerek oğlunun omzunu sıvazladı. Bayan Bixy kullanma kılavuzunu açarak tuşların ne işe yaradığını okumaya başladı.

“Bak tatlım, buradaki mavi tuş yaşamı oluşturmaya yarıyor. Eğer yeni bir şeyler yaratmak istiyorsan, önce buna basıyor sonra altındakilerle onun özelliklerini belirliyorsun. Formu, görünüşü, sesi, ne kadar akıllı olması gerektiği şeyleri yani. Ancak unutmamalısın gezegen buna uygun olarak kendini düzenliyor. Yani yarattığın yeni bir canlı, gezegenin düzenini bozabilir. Bunu sağ alttaki göstergeden anlıyorsun.”

Annesi kılavuzu tekrar inceleyip devam etti.

“Ortadaki yeşil tuş ve onun altındakiler ise bu canlıları geliştirmeye yarıyor. Onlara yeni özellikler ekleyip onları daha iyi yapabilir, tıpkı bizimki gibi bir medeniyet kurmalarını sağlayabilirsin. Ancak dikkat etmelisin belli bir seviyeye geldikten sonra işler çığırından çıkacak kadar hızlı ilerleyebilir. Amacın canlıları en ileri seviyeye taşımak değil, düzeni korumaya ve onu artırmaya çalışmaktır. Gezegende oluşan gariplikler, onu anlayabilecek bir canlı varsa göstergedeki düzen seviyesinin düşmesine sebep olur. Bunun için çok dikkatli davranmalı ve akıllıca oynamalısın. Unutma gezegendeki her şeyden, hiçbir anlamı olmadığını düşündüğün bir taş parçasından bile sen sorumlusun.”

Max pek bir şey anlamamıştı ama sürekli kafa sallayarak anlamış gibi yapıyordu.

“Üçüncü ve son tuş ise kırmızı tuş. Bununla yaşayan canlıların hayatına son verebilir, onları çeşitli sebeplerle topluca yok edebilirsin. Ancak kırmızıyı kullanırken çok fevri davranmaman gerektiğini hatırlatayım. Yok ettiğin hiçbir şeyi aynı şekilde geri getiremezsin. O yüzden bir şeyi yok etmek istediğinde bunu iyi düşün.”

Max’in ona anlamsızca baktığını görünce “İstersen önce birlikte oynayalım” dedi. “Öğrendikten sonra kendin oynarsın.”

Bunun üzerine babası oturduğu yerden yavaşça kalktı oğlunun yanına gidip başına bir öpücük kondurdu. “Siz oynayın, ben içerideyim.”

Max babasının gidişiyle rahatladı ve oyunun başına geçti. Annesi oyunu başlatmak için birkaç tuşa bastı ve oyun açıldı. İşe ilk olarak gezegeni yaşanabilecek bir yer haline getirerek başladılar. Ardından ilkel düzeyde birkaç canlının oluşması için gerekli olan birkaç olay meydana getirdiler. Bütün bunları yaparken düzen göstergesini sürekli kontrol ediyor ve nelerin onu düşürüp artırdığını anlamak için göstergeleri okuyorlardı. Bir saat içerisinde gezegenin içinde tıpkı kendi gezegenlerindeki gibi birbiriyle iletişim kurabilen, akıllı canlılar üretmişlerdi. Annesi oyunu öyle ustalıkla oynuyordu ki düzen seviyesi hiç azalma göstermeden sürekli olarak artıyordu. Her şeyin gerçekleşmesi için gereken zamanı, hava olaylarını, canlı çeşitliliğini, gelişmişliği ayarladıktan sonra Max’e döndü.

“Sen devam etmek ister misin?”

Max içten içe onu kurcalamak, annesi oynarken aklına gelen şeyleri yapmak için can atıyordu.

“Tamam,” dedi. “Sen gidebilirsin.”

Bayan Bixy oğlunun yanağına bir öpücük kondurup ayağa kalktı.

“Peki tatlım, yardıma ihtiyacın olursa bana seslenirsin.”

Max ona kafa salladı ve önünde duran bu siyah kutuya hayran hayran bakmaya başladı. Az önce annesinin oluşturduğu, kendi türlerine çok benzeyen iki ayaklı canlılar üzerinde yapacağı şeyler için epey heyecanlıydı.

Bayan Bixy odadan çıkıp içeriye kocasının yanına geçti. Ona kaygılı gözlerle bakıyordu.

“İşe yarayacak mı dersin?” diye sordu.

Bay Bixy onu rahatlatmak istercesine ellerini avuçlarının arasına aldı.

“Meraklanma,” dedi. “Öğretmeni başkalarına karşı sorumluluk alması için iyi olacağını söyledi. Böylece okuldaki çocuklara karşı daha merhametli olacaktır.”

Bayan Bixy derin bir iç çekti. “Haklısın,” dedi. “Bu oyun onu kesinlikle daha iyi bir öğrenci yapacaktır. Oyunda kimsenin canını yakmış olmuyor sonuçta.”

Bay Bixy karısını rahatlatmak için kollarıyla onu sardı. Karısının çocuklarının geleceği hakkında ne kadar endişeli olduğunu vücut ısısından hissedebiliyordu.

Furkan Pırtıcı

Öne Çıkan Yorumlar

  1. İyi akşamlar
    Sıkmadan, sıkılmadan okunan bir öykü. Gayet iyi ilerliyordu ve sonunu tahmin edebiliyordum. Max’ın kırmızı düğmeye basacak diye bekledim, basmadı. Tamam beklediğim olmadı ama sanki olay da yarım kaldı. Ne dersiniz?
    Kaleminize sağlık… Tekrar iyi akşamlar.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar