Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Güzel Atlar Ülkesi

17. yüzyıl

Kafkasya’da zifiri karanlığın hüküm sürdüğü tekinsiz bir geceydi. Kara bulutlar yeryüzünü ay ışığından ve yıldızların ışığından mahrum ediyordu. Şiddetli fırtına ağaçları köklerinden sökercesine hırpalıyordu. Ardı sıra çakan yıldırımlar etrafı öyle aydınlatıyordu ki karşınızdakinin gözünün en derinini bile görebilirdiniz. Böyle uğursuz bir gecede başladı büyük savaş. Oburların (Batı dilinde “vampir”) kadim savaşı.

Çerkesler gökyüzündeki bu dehşetengiz cenk karşısında korkuya kapılmak bir yana arkalarına yaslanıp bu curcunayı seyre dalmışlardı. Ciğerleri sökülen gövdeler, koparılan kelleler havada uçuşuyordu. Sebebi insanoğlu tarafından hiç bilinmeyen bu kadim savaşta iki taraf da tamamen yitip tükeninceye kadar çarpışmıştı. Bir tarafta üç bir tarafta tek kişi kalınca savaş bitmişti. Yegane kalan obur kaçmayı daha makul bulmuştu, ne kadar kendine yediremese de. Karşı cenahtaki kalan üç kişinin klanı Kafkasyada hüküm sürmeye başlamıştı. Tek kalmış olan obur Anadolu’ya göç etmişti, Kapadokyaya.

Kapadokya’ya gelen oburun adı Jeşllate’ydi. Kendini bildiğinden beri savaşa karşı bir oburdu. İnsan kanı bile içmez, hayvanlarla açlığını giderirdi. Kendi türü içerisindeki bu uyumsuzluğu dışlanmasına da vesile olmuştu. Ama yine de Kafkasya’da daha özgürdü. Ruslar korkularından fazla yaklaşmıyor, Çerkesler de avlama gereği duymuyorlardı. Jeşllate de fazla olay çıkarmıyordu zaten. Lakin Anadolu’da, bilhassa Ebussuud Efendi’nin verdiği fetvaların da etkisiyle oburlar burada katlediliyordu. Haklılardı da. Oburlar kuytu köşede yakaladıkları insanoğlunu ziyafete dönüştürmeyi pek severlerdi. Müslüman halk dualarla kendilerini koruyorlardı kısmen. Fakat korunmak yetmez öldürmek de gerekirdi. Ebussuud Efendi çeşitli yollardan bahsediyordu fetvalarında. Çıktıkları bazı avlarda gayri müslimlerden de destek alıyorlardı. Onlar daha tecrübeliydi. Vampir avcılığını meslek edinenler bile vardı Avrupa topraklarında.

Jeşllate’nin Kapadokya’ya gelişi rastgele değildi. Ata mesleği olan şarap üretmeye uygun bir yerdi burası ve yeraltı şehirleriyle meşhurdu. Güneşten kaçmak için ideal mekânlardı buralar. Kısa sürede normal bir yaşantıya kavuşmuştu, arzuladığı yaşantıya. Bir şarap mahzeni yapmıştı, yaşamaya yetecek kadar birkaç göz de oda. Dört asır sorunsuz yaşamayı başarmıştı.

21. yüzyıl

Jeşllate birçok savaş görmüş, birçok etnik grupla ahbaplık yapmıştı. Çok kez kimlik değiştirerek günümüze kadar gelmişti. Aradan geçen yüzyıllar izini tamamen kaybettirdiğine inandırmıştı. Ama yanılıyordu. Kafkasya’daki klanı tamamen itlaf eden bir avcı onlar vasıtasıyla Jeşllate’nin izini bulmuştu. Tam teşekkül Anadolu’ya, yeni gözüne kestirdiği oburun peşine gelmişti.

Peşindeki avcıdan bihaber Jeşllate fazlasıyla normal bir hayat yaşamaya çalışıyordu. Şaraplarını satıyor geçinip gidiyordu. Arkadaşı hiç yoktu, hiç de aşık olmamıştı. İnsani duygulara tam anlamıyla sahip olmadığı için bunları eksiklik olarak görmüyordu, ihtiyaç da duymamıştı. Bununla beraber insansı zevklerden bazılarına da sahipti, uçan balonları seyretmek gibi… Güneş doğmaya başlayınca inine çekiliyordu ve balonları zevkine vara vara hiç seyredememişti. Balonların gökyüzünde oluşturdukları ahenk hoşuna gidiyordu. Bir diğer zevki de vadilerde gece yürüyüşü yapmaktı. Güllüdere Vadisi, Kızılçukur Vadisi, Paşabağ Rahipler Vadisi ve daha niceleri… Hayatını son derece sıradan yaşamaya çalışan Jeşllate son zamanlarda zorlanıyordu. Açlığını yaban hayatından karşılamaya özen gösteriyordu fakat bu günlerde yaban hayvanı bulmak zordu. Mecburen sürülere musallat olmuştu. Çobanlar bunu kurtlara yoruyordu. Bir zaman dikkat çekmedi ama sürekli sürülere dadanınca bu kurtu avlamak vacip olmuştu.

Oburu avlamaya çalışmak havayı yakalamak gibiydi. Çobanların, sürü sahiplerinin avlayamadığı bu kurtun şöhreti yavaş yavaş yayılmaya başlamıştı. Söylentiler Kapadokya’da ipucu arayan avcının da kulağına gelmişti, hâliyle Jeşllate’nin de kulağına. Daha az dikkat çekmek için daha az sıklıkla besleniyor, bu da onu güçsüz düşürüyordu.

Bir gece vadide şansını denerken izah edemediği ürpertiler içini sarmıştı. Bir yandan yaban hayvanı arıyor bir yandan içindeki bu garabetin nedenini düşünüyordu. Oburlar hayvani sezgilere fazlasıyla sahipti. İzleniyor hissine kapılmıştı. Avı yarıda bırakıp inine döndü. Yoksa kendisi av olacaktı. Vampir avcılarının bu kadar çabuk onu bulmuş olmasına ihtimal vermiyordu ama içindeki his de tedbiri elden bırakma diyordu. Günlerce ininden çıkmadı. Düşünüyordu. Müsterih olamıyor aksine tedirginliği sürekli artıyordu. İçindeki his bu yola soktu onu. Bu topraklardan da gitme vaktinin geldiğini anlamıştı. O güzel balonları terk edecekti.

Günler günleri kovaladı. Açlıktan ölmemek için tekrar vadinin yolunu tuttu. En azından birkaç tavşan bulabilse yolda onu idare edecek kuvvete sahip olurdu. Ay ışığı vadiyi neredeyse gündüz gibi aydınlatıyordu. Jeşllate bunun lehine mi aleyhine mi olduğuna karar veremedi. Hem avdı hem avcı. Şayet hisleri doğruysa bir avcı peşindeydi ve avcıyı avlamaktan da çekinmeyecekti. Cesaret ve korku aynı anda içini sarmıştı. Vadinin derinliklerine doğru ilerlemeye başladı. Ucu ölüme varan bir dehlize giriyor gibi hissetti. Haklıydı. Aniden boynuna dolanan zincir zihnindeki bütün düşünceleri bir balon gibi patlatmıştı. Çözmeye yeltenemeden iki ayağına da kancalar saplanmış, alaşağı edilmişti. Birkaç saniye içinde bütün bedeni zincirlenmişti. Avcının geleceğini anlamış ama yanılmıştı. Tek avcı yoktu, dört kişiydiler. Bu kadar hızlı avlanabildiğine şaşırdı. Bunlar fazlasıyla deneyimliydiler anlaşılan. Ne kadar çırpındıysa da bir işe yaramamıştı.

Vadiden çıkarıp tepeye götürdüler. Dibinde yanmaya hazır yüzlerce odunun olduğu kocaman bir kazığa bağladılar. Tan ağarana kadar sorguya çektiler. Herhangi bir klana bağlı olmadığına inanmıyorlardı. Yeni oburlara ulaşmak için kırk çeşit işkence yaptıysalar da bir şey öğrenemediler. Güneşin doğmasıyla birlikte öldürmeye karar vermişlerdi. Böğürtlen kazığını hazırlıyordu avcıların lideri. Ölüm yaklaşmıştı. Odunlar nizami bir şekilde tekrar dizilmişti. Tan ağarıyordu. Uçan balonlar yavaş yavaş ufukta belirmeye başladılar. Jeşllate sonunda zevkine vara vara izleyebilecekti balonları. Ölümü beklerken…

Ömer Faruk Zabun

Okumayı, yazmayı seven bir diş hekimi.