Öykü

Zihni Hür

Şimdi kendime harika bir kahvaltı hazırlayacağım. İki yumurta üç zeytin… Bayılıyorum sele zeytinine. Hele şu yumurta yok mu, bir de tavşan kanı çay demlersem oldu bu iş. Sonra da şu koca oğlanı vermeye gideyim. Hem benim neyime artık böyle büyük araba. Her yere rahatça park edebileceğim ufak ama hızlı bir araba daha işime gelir. Hızı severim. Alıcısına hayırlı olsun.

Yeterince janti olduğuma kanaat getirdiğimde evden dışarı çıktım. Bugün bomba gibiydim. Yıllardır bindiğim arabayı vermenin bir burukluğu vardı tabi ama vermek lazımdı. Hem anılar var. Yaşanmışlıklar. O arabayı artık görmek istemiyordum sanırım.

Arabayı verdikten sonra en yakın arkadaşımın yanına uğradım. Yeni bir iş peşindeyim, fikrini almam lazım, varsa biraz da parasını. Bizim koca oğlanın ettiği para yetmez bu işe. Bir ortak da bulmalıyım. Ama o pek hevesli değildi.

“Dostum sen iyi misin? Daha geçen hafta boşandın, iflas ettin, para bitti, kadın gitti. Şimdi böyle bir işin sırası mı? Biraz kendine vakit tanı. Arabayı da satmışsın, bütün mal varlığın oydu, onu da bu işe mi yatıracaksın, yapma rica ederim.”

“Amma laf ettin yahu. Ne var boşandıysak ölmedik ya. Boş mu oturayım?”

“Hayır boş oturma ama böyle bir riske de şimdi girme. Kafanı dinle bir süre. Hatta gördüğüm kadarıyla profesyonel destek alsan fena olmaz.”

“Psikoloğa mı gideyim yani, yok daha neler. Deli miyim ben?”

“Psikoloğa gitmek için deli olmak gerekmiyor. Ne kadar saçma konuşuyorsun. Tanıdığım birisi var, yanına git. Bir şey kaybetmezsin.”

“İşime yoğunlaşmam lazım, zamanım yok böyle şeylerle uğraşmaya.”

“İnat etme, hatırım varsa bir kere git. Daha sonra senin şu işi daha ayrıntılı konuşuruz.”

“Peki tamam hatırın için. Başka bir şey değil.”

Tabii ki sadece hatırı için değildi. Paraya da ihtiyacım vardı ve şu an sadece ona güvenebilirdim. Gittim dediği psikoloğa. Gitmez olaydım. Bir sürü şey anlattım, o dinledi. Ben anlattım, o dinledi. İyi bir dinleyiciymiş kadın. Lakin işinde iyi mi bilemedim. Manik depresifmişim. Teşhise bak, adında meymenet yok. Yarın olsun da ben şu işi tekrar konuşayım.

Yarın olmuştu. İş konuşulamamıştı.

“Manik depresif ha.”

“Duydun mu daha önce?”

“Duydum ama tam bilmiyorum ne olduğunu. Ne önerdi kadın peki? İyi geldi mi konuşmak?”

“Bilmem kaç seans gitmem gerekiyormuş. İlaç desteği de alsam iyi olurmuş. Biraz ilerlemiş. Falan filan. Ha bir de şu zihin klonlama yöntemini önerdi. Normalde çok pahalı bir tedaviymiş ama hâlâ deneysel çalışmalar sürdüğü için kabul edersem üstüne para bile alabilirmişim. Bunu kabul etmezdim ama sanırım parası için kobay olmaya razı gelmek gerek. Hem o kadar seans ona verecek param yok.”

“Hah tam senlik iş. Önünü arkasını bilmeden işe dalman. Kendini deney faresi yerine mi koyacaksın? Hem riski yok muymuş bu klonlama işinin?”

“Sanırım yok. Olsa söylerdi senin psikolog. Sadece on dakikalık ufak bir işlem. Şartları konuşmaya yarın gideceğim. Merkezin adresini verdi.”

Tabii ki sadece ufak bir işlem değildi. Paraya da ihtiyacım vardı ve şu an sadece bu merkeze güvenebilirdim. Gittim dediği adrese. Gitmez olaydım. Bir sürü şey anlattılar, ben dinledim. Onlar anlattı, ben dinledim. İyi bir dinleyiciyim. Lakin iyi bir kobay mıyım bilemedim. Zihnimi kopyalayıp bilgisayar ortamında testler yapılarak iyileştirme sağlanacakmış. Bilgisayardaki ben iyileşirse fiziksel dünyadaki ben de iyileşecekmiş. Bak sen şu işe. İnanamıyor insan. Neyse verecekleri para fazlasıyla iş görür. İyileşmesem de olur bence.

Nihayetinde beyaz odaların birine aldılar beni. Kafama kablolar bağlandı, prosedür başladı. Bu odaya gelene kadar fazlaca benim gibi hasta gördüm. Yani herhalde öyledir. Benim bulunduğum vaziyete benzer vaziyettelerdi. Girerken telefonumu almışlardı, sinyalleri karıştırıyormuş. Pek inanmadım ya. O kadar imzadan sonra dışarıyla olan tek bağımı da elimden alınca iyice işkillendim. Yatırdıkları yatağa da bileklerimi ve ayaklarımı bağlamadıkları kalmıştı. Onu da yaptılar, kendime zarar vermemem içinmiş. Verdikleri para iyi hoştu da bu kadar rijit kurallar, penceresiz odalar yavaş yavaş tedirginliğimi artırıyordu.

“İstemiyorum, çözün beni!”

“Ne yazık ki bu mümkün görünmüyor. Süreç başladı.”

“Başlatmayın sürecinize, çözün çabuk!”

“Korkmanıza gerek yok, çok kısa bir işlem, şu an sizi çözemem, kendinize ve bize zarar verebilirsiniz.”

Bağıra çağıra bahsettikleri lanet süreci tamamladım. Uyutup yapsalar daha kolay olurdu aslında. Ama öyle sağlıklı veriler alınamıyormuş, öyle dediler. Zihnin klonlanması sürecine beyin direnç gösterdiği için bağlamışlar. Şu an gerçekten de daha iyiyim. Az önce yaşadığım paranoyakça düşünceler şu an kafamda yok. Ulan yoksa bunu da onlar sağlamış olmasın. İşte yine başladık paranoyaklaşmaya. Olur mu yahu öyle şey? Olmaz tabii. Benim iyiliğimi düşünerek önlemler alıyorlar. Beni iyileştirmeye çalışıyorlar. Baksana yavaş yavaş iyileşiyorum.

İyileşmiyordum. Kontrol altına alınıyordum. Zihnimin her parçası damla damla kontrol altına alınıyordu. Hissediyordum. Bu düşünceler bile artık ilk zamanki kadar dehşetli gelmiyor. Daha naif daha masum. Kontrol altına alıyorlarsa ne olmuş. İyiliğim için her şey. Günlerdir buradayım ve her geçen gün daha iyi hissediyorum. Gerçekten öyle. Ne yazık ki öyle.

Bir şeylere sinirlenmeyi özledim. Bu iyileşmiş ben, gerçek ben değil. Dijital klonum mu böyle olmamı sağlıyor? Düşünerek mi yapıyor yoksa şirketin isteği mi acaba? Onunla konuşabilmeyi isterdim.

“Doktor hanım, acaba kendimle konuşabilir miyim? Yani bilgisayardaki benle.”

“Maalesef mümkün değil. Sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için klonunla konuşamazsın.”

“Buradan çıkmama kaç gün daha kaldı onu öğrenebilir miyim peki?”

“Kısa zaman sonra.”

İstemediğim cevaplar almıştım. Sorduğum sorulardan sonra kadın dosyasına bir şeyler yazmıştı. Benimle ilgili sanırım. Sorular onu rahatsız etmişti. Odamda otururken biraz zaman sonra artık kendimle konuşma isteği kalmamıştı. Anlamıştım. İsteklerimi de kontrol edebiliyorlardı doğal olarak.

Gece uyumak üzereyken kapımın tıkırtılarla sessizce açıldığını işittim. İlk defa bu saatte ziyaret ediliyordum. Kapıya doğru baktım. Doktorumun yanında birkaç kere gördüğüm kızdı bu. Hemşire sanırım. Ya da öyle bir şey. Burada kimin ne olduğunu anlamak güç. Akli melekelerimin de pek yerinde olduğunu düşünmüyorum. Kız yaklaştı, olabildiğince sessiz olmaya çalışıyordu.

“Hâlâ kendinle konuşmak istiyor musun? Benimki de soru. Tabii istemezsin. Engellerler.”

“İstemiyorum ama konuşsam da olur, sen bunu sağlayabilir misin?”

Kız bir kıvılcım oluşturmuştu. Yavaş yavaş tekrar konuşmak istediğimi hissediyordum. Peki ama neden bana yardım ediyordu?

“Gizli ve sessizce beni takip edersen birkaç dakika konuşabilirsin. Aslına bakarsan ne konuşacağınızı çok merak ediyorum.”

“Sahi bana neden yardım ediyorsun?”

“Uzun hikâye. Kısacası artık bu şirkete güvenmiyorum. Şimdi işe koyulalım.”

Bilgisayarlara ulaşması absürt bir şekilde zor olmamıştı. Bir yerlere dokunup bana ulaşmıştı. Bilgisayardaki bana. “Merhaba.” dedi. Robotik ses aynı şekilde cevap verdi. Soğuk geliyordu sesi. “Seni tanıştırmak istediğim birisi var.” dedi kız. Öyle ya göremiyordu beni bilgisayar. “Heyecanlandım. fiziksel bedendeki ben mi yoksa?” dedi robotik ses. O böyle konuşurken kendimi çok tuhaf hissediyordum. Aynı robotik ses “Eğer oysa onunla konuşmak istediğim çok şey var. Biliyorsun doktorlar izin vermiyor fiziksel benliğimizle konuşmamıza.” dedi. Onlara da yasakmış. Yasak olmasa kalkıp gelecek hali de yok gerçi. Ürkek bir şekilde yaklaştım.

“Merhaba.”

“Merhaba. Seninle tanışmayı istiyordum.”

“Ben de öyle.”

“Nasılsın?”

Bu tuhaf tanışma konuşmasından kız bizi kurtarmıştı.

“Çocuklar tanışma faslını kısa tutun fazla zamanımız yok.”

“Haklısın.” dedim ve bilgisayara tekrar döndüm.

“Benim iyileşme sürecim tam olarak nasıl oluyor anlatır mısın?”

İlk olarak robotik sesin tuhafça gülmesi işitildi. “Ha ha. İyileşme süreci olduğunu sanıyorsun.”

Sanıyordum. Fakat iyileşirken zihnimi ele geçirmeye çalıştıklarını da sanıyordum. Elden bir şey gelmiyordu. Tedirgince sordum:

“İyileşmiyor muyum? Ne kadar daha burada kalacağım?”

“Ne kadar kalacağını bilemem. Ama bizim için üzülüyorum. ‘Büyük Birader Projesi’nin ilk aşamasını oluşturuyorsunuz. Hani şu kitaptaki gibi. 1894. Eğer sizlerde başarılı sonuçlar alınırsa yavaş yavaş bütün dünyanın zihinlerini klonlamayı deneyecekler. Dünyayı kontrol altına almayı istiyorlar. Büyük iş adamları, devlet yöneticileri, bakanlar… Kısım kısım herkesi buraya yönlendirecekler. Çünkü sizler dışarıya çıktığınızda buranın ne kadar güzel bir yer olduğunu anlatacaksınız. Zamanla parabolik olarak artacak buraya gelenlerin sayısı. Her gelen gelmeyene buranın güzelliklerinden bahsedecek. İnsanlar kafa dinlemek için tatile gitmeyecek, buraya gelecek. Nasıl yayıldığını anlayamayacaksınız bile. Herkes tarafından normalleştirilecek bu merkezler. Bir kişinin bile şikayetinin olamayacağı ve mental problemlerinin geçeceği vaadi… Stresten uzak durmak için bile buralara gelecekler. Eğer başarırsalar kısa zaman sonra dünyadaki herkesin ipleri bu şirketin parmaklarının ucunda olacak.”

Duyduklarım beni dehşete düşürmüştü. Bu zihin katliamı nasıl engellenebilirdi? Kız benim kadar şaşırmamıştı ama daha çok kızdığı yüz ifadesinden anlaşılıyordu.

“Bu korkunç.” diyebildim sadece. Dijital klonum bunun o kadar da korkunç olmadığını düşünüyordu belli ki.

“Şu an gücü elinde bulunduranların zihninizi başka yollarla kontrol altına almadıklarını mı sanıyorsunuz?”

Ömer Faruk Zabun

Okumayı, yazmayı seven bir diş hekimi.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for huseyin huseyin says:

    Merhaba Ömer.

    Akıcı bir okumanın ardından vurucu ve düşündüren bir sonla biten keyifli bir öykü okudum. Öyküyü okurken anlatılanlar gerçekdışı, bilimkurgu gibi geliyor ancak son cümle bize “Acaba mı?” dedirtiyor ve ana karakter ile klonu arasındaki diyaloğu farklı bir bakış açısıyla yeniden okumamızı ve düşünmemizi sağlıyor.

    Kalemine sağlık.

  2. Teşekkür ederim kıymetli yorumunuz için.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar