Öykü

Süt Vampiri

Şafak sökmek üzereydi. Haziranın bu sıcağına bir de içindeki sıcak eklenmişti. Sancılar sıklaşmış, suyu gelmişti. Bebek gelmek üzereydi, at arabasını hazırlayacak vakit yoktu. Annenin feryatlarıyla bütün çiftlik uyanıktı artık. Daha önce çok kez doğum yaptırmış olan seyisin annesi hemen yardıma koşmuştu. Ruhundaki yangının hemen geçmesini umarak ıkınmaya başlayan anne çok geçmeden bebeği dünyaya getirdi.

Altıncı ayın altıncı gününde saat sabahın altısında doğan bu bebek hiç ağlamıyordu. Ebesinin gözlerine anlamlı anlamlı vakur bir edayla bakıyordu. Ebe biraz korkarak biraz şaşkın bir şekilde bebeği annesine uzattı.

– Buyrun hanımım nur topu gibi Maşallah.

Karnındaki fiziksel acılar son bulmak üzereydi annenin lakin ruhundaki yangı dinmemişti. Bilakis bebeğiyle göz göze gelince artmıştı. Ebedeki aynı şaşkınlığa o da sahipti artık.

– Aç mıdır?

– Açtır hanımım ama önce bir seni temizleyelim, bebeği silelim, göbek bağını kesip göğsüne vereyim yavrucağı.

Göbek bağını kesene kadar sakin duran bebek, annesiyle olan kan bağının kesilmesiyle çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı. Dokuz ay boyunca bu kordon sayesinde annesinin kanından beslenebiliyordu. Hiçliğin içine düşmüştü bir anda. Bu canhıraş bağırtılar, ağlamalar annenin ve ebenin içine bir nebze su serpmişti. Normal olanın bu olduğunu biliyorlardı.

– Hemen al hanımım emmeye başlarsa susar, emer inşallah. Bebekleri memeye, süte alıştırması zor olur.

Lakin öyle olmamıştı. Annesinin göğsüne yaklaşır yaklaşmaz memeye yumuldu. Öyle bir çekiyordu ki sütü içine anne ve ebenin yüzünde şaşkınlık tekrar belirdi.

– Bebek çok acıkmış olmalı hanımım.

Annenin hem doğumun verdiği yorgunluktan, hem şaşkınlıktan cevap verecek hali yoktu.

– Beyimi çağırayım o da gelsin olur mu hanımım?

– Olur.

Baba kapının önünde volta atıyordu. Kapının açıldığını görünce hemen soru sorar bir ifadeyle ebeye baktı.

– Buyrun beyim, doğum gerçekleşti. Çok sağlıklı bebek Maşallah.

Baba rüzgâr gibi geçti kadının yanından. Karısının göğsünü hızlı hızlı emen yavrucağa sevgiyle ve biraz da tedirgin bakıyordu.

– Çok acıkmış olmalı.

– Sanırım.

Annenin göğsünde acı vardı. İlk defa deneyimlediği bu durum rahatsız etmişti anneyi. Ama annelik böyle bir şey değil midir zaten. Her türlü fedakarlığı gözün kapalı yapmak. Hem seyisin annesi normal demişti acıması. Bebek emmeyi bırakınca babası kucağına aldı. Anne o an fark etti ki yara oluşmuştu göğsünde, çatlak belki de. Kanıyordu. Bebek fazla emdiğinden oldu diye düşündü. Sütle birlikte bir miktar da kan emmişti. Ya bir şey olursa diye tedirgin oldu. Daha bir günlük bebek kan içti.

Babasının kucağında karnı doymuş bebek uyumuştu. Bebeğinin uyuduğunu gören anne de uykuya geçmişti. Yorgun ve bitkindi.

Birkaç saat geçmemişti ki bebek uyanıp avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı. Anne hemen uyanıp aldı bebeğini. Kendisini acıya hazırlayarak getirdi göğsüne. Tahmin ettiği üzere acılı bir emzirme süreci başlamıştı. Bu durum şu an için ne kadar içine sinmese de yapacak bir şeyi yoktu. Bebek doyunca uykuya dalmıştı annesinin kucağında. Aynı manzarayla karşılaşmıştı anne. Durumu eşine bildirdi. Yaralarından ve bebeğin bir miktar kandan içmiş olabileceğinden bahsetti. Bunun sadece ihtimal olmadığını kesinlik arz ettiğini biliyordu fakat eşine bunu doğrudan söylemeye çekinmişti.

Baba kasabaya gidip en iyi ilacı en iyi merhemi alıp gelmişti. Lakin merhem çare olmuyordu. Yaraların iyileşmesine bebek müsade etmiyordu. Biraz iyileşecek gibi olmaya başlayınca bebek çekiştirirerek tekrar tekrar yaraların ve kanamanın devamını sağlıyordu.

Günler günleri kovalamış haftalar geçmişti. Bebeğin tavrında hiç bir değişiklik olmadığı gibi büyüdüğü için daha da güçlenip hırçınlaşmıştı. Bu vaziyeti anne saklıyordu. Herkesten. Eşinden bile. Bir habislik olduğu belliydi ama bebeğinin ihtiyaçlarını ne olursa olsun karşılamalıydı.

Anne günden güne halsizleşiyordu. Yavaş yavaş ama düzenli olarak kan kaybediyordu. Çiftlik sakinlerinin ve muhakkak eşinin gözünden bu hal kaçmamıştı. Baba, doğumun verdiği zorluğa bağlasa da bazı çiftlik çalışanları arasında söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Bilhassa batıl inançlara, hurafelere bağlı olanlar bu söylentileri yayıyordu.

Doğumu yaptıran seyisin annesi bebeğin ilk halini unutamıyordu. Dedikodu fitilini ateşleyen oydu. Hanımının iyiliğini düşündüğünden böyle hareket ediyordu kendince. İlk önce seyise konuyu açmıştı.

– Hanımın halini görmüyor musun oğlum? Bir deri bir kemik kaldı. Suratı kireç gibi. O iblisin çocuğu sömürdü hanımımızı. Doğduğunda onu görmeliydin. O gözler bir bebeğe ait değildi.

– Aman anne sen de. Deme öyle uğursuz şeyler. Geçer gider bu hastalık merak etme.

Ebeyle diğer çiftlik sakinleri arasında da buna benzer minvalde ilerleyen bir dizi konuşma daha geçmişti. İnanan da oldu, inanmayan da. Önemsemeyen de oldu, bu fikirlere kızan da. Babanın kulağına söylentiler gelemeden çiftlikten ayrılması gerekmişti. Üç günlüğüne başka bir şehre tarım makinesi almaya gitmişti. Karısını çiftlik çalışanlarına emanet edip yola çıktı.

Anne rahatlamıştı artık. Saklayarak sakınarak doyuruyordu yavrusunu. Diğer çiftlik sakinleri de umrunda değildi zaten. Yemeğini suyunu kapıdan bırakıp gitmelerini emretmişti. Ebe bu durumdan da işkillenmişti. İblisin hanımını şeytani güçlerle ele geçirdiğini aklını çeldiğini düşünüyordu. Fakat öyle değildi. Ne olursa olsun anneydi ve çocuğunu korumalıydı, gözetmeliydi. Çok seviyordu bebeğini. Kendisi de iyice güçten düştüğünün farkındaydı. Ölmekten korkmuyordu, öldükten sonra bebeğine olacaklardan korkuyordu. Onu koruyamamaktan korkuyordu. Tek umudu bebeğinin babasıydı.

İşini halledip dönen baba, kahyaya eşinin durumunu sordu.

– Vallahi beyim, hanımım ne beni ne başkasını odaya alıyor. Yemeğini suyunu kapıdan verip çekiliyoruz. Bir kısmımız da korkuyor beyim.

– Neyden korkuyormuş bir kısmınız?

– Nasıl söylenir bilmiyorum beyim. Bebekten korkuyoruz.

– Ne saçmalıyorsun kahya! Karım nerede?

Bir hışımla yatak odasına gitmişti baba. Oda da kesif bir koku vardı. Kan ve süt. Anlam veremedi. Karısının yanına gittiğinde bebeğinin kucağında uyuduğunu gördü. Tebessümle yavrusuna bakarken bu huzurlu hali yarıda kesildi. Karısının yüzü pencereye dönüktü ve ilk seferde anlayamamıştı. Karısının yüzünde renk namına bir şey kalmamıştı. Kireçten öte. Öldüğünü birkaç saniye sonra idrak etti. Kelimenin tam anlamıyla anne kanının son damlasına kadar bebeğini koruyup beslemişti.

Ömer Faruk Zabun

Okumayı, yazmayı seven bir diş hekimi.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Sen… Sen nasıl bi kralsin! Vampir bebek fikri… Çok yaratıcı, okurken nasıl benim aklıma gelmedi dedim. Tebrik ederim çok iyi bir oykuydu.

    Benim aklıma Kadin Avcısı Vampir fikri gelmişti. :sweat_smile: Benim oykumu de seçkide bulabilirsin Tanzer Bulus adıyla…

  2. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim :slightly_smiling_face: hikayenizi okuyacağım.

  3. Hikayeniz çok akıcıydı ve keyifliydi, bir çırpıda keyifle okudum elinize sağlık :slight_smile: Benim de bu ayki öykümde miniminnacık bir vampir bebek bulunuyor. Okumak isterseniz Zeynep Altuntaş adıyla seçkide bulabilirsiniz :slight_smile:

  4. Teşekkür ederim yorumunuza :slightly_smiling_face: bir tane daha vampir bebek okumak isterim.

  5. Bazı durumları okuyucunun hayal gücüne bıraktım. Umarım soru işaretleri lezzet katmıştır. Teşekkür ederim yorumunuza :slightly_smiling_face:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

2 cevap daha var.

Yorum Yapanlar