Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Sonun Başlangıcı

Şimdi size bizim hikâyemizi anlatıyorum.

Sene 1914. Mutluluğun ve huzurun timsali perilerin üstünde bu zamanlarda kara bulutlar dolaşıyordu. İnsanlardan olabildiğince uzakta ve sakin yaşam sürerken yaşadığımız ormanın bir kısmı tahrip edilmiş, bir kısım periler evlerinden olmuştu. Bu üzücü hadisenin müsebbibi olarak aralarından birisini seçmişlerdi. Luna.

İnsanlarla olan seviyeli ilişkilerinde arada bir husumet yaşansa da insanlar ve periler anlaşmalı olarak yaşıyorlardı. Ta ki insan krallıkları arasındaki savaşa kadar. Luna’nın bir gün yaralı bir insana yardım etmesiyle başlamıştı her şey. Bu insan işgalci krallığın önde gelen kumandanlarından biriydi. Ölmek üzere olan adamı evine getirmiş, perilere özgü şifalı tedavi yöntemleriyle iyileştirmiş ve yoluna uğurlamıştı. Perilerin önde gelenleri insanın yuvalarına kadar getirilmiş olmasını pek onaylamamış olsa da adamcağızı yaralı yaralı kovmayı da uygun görmemişlerdi. Günlerce Luna’nın ilgisine mazhar olan kumandan bunu hiçe sayarcasına ormanın bir kısmını kesmiş, kendilerine karargâh kurmuştu. Kaldıkları süre boyunca mütemadiyen ağaç kesmiş, kendilerine yakacak yapmışlardı.

Periler insanlar arasındaki bu savaşa ne kadar müdahil olmak istemeseler de mecburiyetten girmişlerdi. Luna hariç herkes canını dişine takıp ormanı savunmaya çalışıyordu. Bıraksalar Luna da belki takacaktı canını dişine fakat aralarına almadılar, almadık. Günden güne Luna’nın yaşam enerjisi tükeniyordu. Periler onu ziyadesiyle dışlamış o da kendini ziyadesiyle suçlamıştı. Sanki savaşı kendi başlatmış, bütün bunlara o neden olmuştu. Böyle değildi lakin halkın çoğu bu şekilde gördüğü için Luna’yı kaybetmiştik. Önyargılar ve peşin hükümler geri döndürülemez sorunlara sebep olabiliyordu. Luna’yı kaybedene kadar hayatın bu kadar ince bir çizgide yol aldığını anlayamamıştım. Zira yüzlerce yıl yaşayabiliyorduk. Karşılaştığımız bir kaç olmaması gereken olayla hayat çizgisi başka bir yönde hareket edebiliyordu. Sevilmeye, affedilmeye değer olmayan birisi haline gelen Luna’yı o vaziyete biz sokmuştuk. Aklımız, zihnimiz, savaştan, kandan, ölümden soyut olarak şekillenmişti. Dimağımızın tahayyül edemeyeceği dehşetteki bu durumla karşı karşıya kalınca aklın mizanı şaşmıştı ve o zaman periler öfkesini gösterebileceği tek canlıya göstermişlerdi. Sebebiyet verdiğini düşündüğü savaşı sonlandıramayacağını ve diğer perilerin fikirlerini değiştiremeyeceğini anlayınca büsbütün koyvermişti Luna. Birkaç gün sonra da öldü zaten.

Perilerin uzun yaşamının kaynağı mutluluktu. Yüzyıllar boyunca bu böyle devam etmiştir. Bu son savaş, bizim uzun yaşamamızı sonlandırmıştı. İnsanoğlunun savaşları kadim zamanlardan beri olmuştur. Ama bu kadar dehşetengiz bir kaos ortamını daha önce görmemiştim. Vahşete susamışçasına kan dökülüyordu. Canhıraş kopan feryatlar hâlâ kulaklarımda. Tarih kitaplarında bizim adımız geçmez ama insanlar bu yaşananlara 1. Dünya Savaşı demişler.

Mevzubahis savaşta periler çok kayıp vermişti. Sadece savaşta ölenler bile halkın takriben yarısıydı. Geri kalanlar da ölenlerin yasını tuta tuta öldüler yıldan yıla. Mutluluk kavramı artık çok uzaktı perilere. İlk ölen Luna olmuştu ve sanırım son ölen de ben olacağım.

Dipnot : Hikâyeyi anlatan peri günümüze kadar yaşamış son peridir. Ne yazık ki hikâyeyi anlattıktan birkaç gün sonra da onu kaybettik.

Ömer Faruk Zabun

Okumayı, yazmayı seven bir diş hekimi.