Öykü

Merhaba, Ben David Bowie

Ben bir ucubeyim. Birçok anlamda. Mesela doğuştan bedensel engelliyim. Bir bacağım diğerinden kısa, sırtımda bir kambur var, boyum ise sadece 1 metre 50 santimetre. Bir çocuk boyutlarında olsam da 45 yaşındayım. Üniversitede felsefe okudum. Yüksek lisansımda rock müzik tarihindeki şarkı sözlerine felsefi açıdan bakmaya çalıştım. Ortaya ilginç şeyler çıktı. Tabii bu alanı seçmemde David Bowie hayranı olmamın etkisi büyük. Hem biliyorsunuz, o da bir ucubeydi. Tıpkı benim gibi. Hayatı boyunca ucube olmanın güzelliğini anlatmadı mı?

İnanmayacaksınız ama benim 1.70 boylarında, kumral, ela gözlü, güzel gülüşlü, aşırı güzel bir kız arkadaşım var. İsmi Mavi. Genetik mühendisi. Çok zeki bir insan. Benim gibi bir ucubeyle ne işi var diye soracak olursanız, onun da ruhu ucube. Buluştuğumuz ilk günün sonunda ona böyle demiştim: “Senin ruhun ucube Mavicim.” Sevgilimle on yıldır beraberiz. Bowie’ye ne kadar hayran olduğumu en iyi o bilir. Bu yüzden bu sene doğum günümde bana çok ilginç bir hediye verdi. David Bowie ile akşam yemeği. Acayip bir şirket var Amerika’da. – Bu arada ben Türkiyeliyim, daha doğrusu hem Türkiyeli hem Amerikalıyım, burada doğdum ama anneannem ve dedem annem küçükken buraya göçmüş. Babam Amerikalı… Bu başka bir hikâye tabii, belki sonra anlatırım. – Bu şirket ölmüş ünlü müzisyenlerin klonlarını üretiyor ve klonlar konser veriyor. Açıkçası ben akşam yemeği uygulamaları olduğunu bilmiyordum. Sevgilimin o şirkette çalışan bir arkadaşı varmış, o ayarlamış yemeği.

Bu inanılmaz yemek geçen haftaydı, hâlâ etkisindeyim diyebilirim. Size o akşamı anlatmak istiyorum. Ben sevgilimin tembihleri sonucunda Bowie’nin öldüğünü unutmaya çalıştım ve sanki gerçekten onunla yemeğe çıkacakmış gibi hissettim. Çok heyecanlandım. Bowie’nin ölümü üzerinden yaklaşık 200 yıl geçti, onu hep videolarda, 3D ışık gösterilerinde filan gördüm. Şarkılarının hepsini ezbere bilirim. Bir yanım bu klonun inandırıcı olup olmayacağını sorguluyor, bir yanım dünyadaki başarılı klon örneklerini düşünüp umutlanıyordu. Bowie’nin klonunun konserini canlı izlemedim ama bir binaya yansıtılmış görüntüsünü seyretmiştim. Açıkçası hayranı olsam da bugüne kadar onun klonunun konserine gitmeme nedenim hayal kırıklığına uğramaktan korkmaktı. Bu arada şirket Bowie’nin verdiği röportajları, hakkındaki belgeselleri, kitapları filan kullanarak bir yazılım üretmiş. Bu yazılım sayesinde Bowie’nin klonu sizinle mantıklı bir şekilde konuşabiliyor, gerçek Bowie’nin verme ihtimalinin olduğu cevapları veriyormuş.

Neyse, doğum günüm geldi. Bizim çocuklarla benim evde birkaç kadeh içtik, sonra beni siyah bir arabaya bindirdiler. Arabanın geldiği yer büyük bir villaydı. Kapıyı evin kahyası açtı. Bana oturup beklememi, Bay Bowie’nin birazdan geleceğini söyledi. Los Angeles’ta havuzlu bir villada onu beklemeye başladım. Yemek masası dikkatimi çekti. İki kişilik hazırlanmış, ortasında şebboylar olan, oval, beyaz bir masaydı. Müthişti. Kalbim daha da hızlı çarpmaya başlamıştı. Mavi, aslında bu yemeğin sürpriz olmasını istemişti ama benim kalbimin buna dayanamayacağından korktuğu için önceden açıkladı. Haklıymış. Her şeyi bilmeme rağmen kalp krizi geçireceğimi sandım. Derken erkek garson bana bir kadeh viski getirdi. Evet, o an ihtiyacım olan şey gerçekten buydu. Tavana kadar cam pencerelerin önündeki koltuk takımına yaklaşıp kanepeye oturdum. Beklemeye başladım. Viskiyi birkaç yudumda bitirdim. Bowie geldi. Aman Allahım, o kadar gerçekti ki, ellerim terlemeye başladı. Hareketlerimi zor kontrol ediyordum, viski kadehini neredeyse düşürecektim. Saçları 1970’lerdeki Ziggy Stardust dönemindeki gibi kısa ve kızıldı. Makyaj yapmıştı. Kaşları yok denecek kadar azdı. Üzerinde fraglı, gece mavisi bir takım vardı. Gömleği fırfırlıydı. Bu kıyafetini hiç görmemiştim. Aklım başımdan gitti. Ve konuştu. Sesi de şaşırtıcı derecede benziyordu gerçeğine. “Merhaba, ben David Bowie.” dedi ve elini uzattı tokalaşmak için. O an fenalaştığımı hissetmeye başladım. Her yer kararıyordu.

Uyandığımda aynı evde, onu beklediğim kanepede uzanıyordum. Yanımda Bowie bana gülümsüyordu. “İyi misin?” dedi. “Bu bir rüya mı?” diye sordum. Bowie gülümseyerek “Kim bilir?” dedi. İyice kafam karışmıştı. Yoksa içtiğim viskide mi bir şey vardı? Bowie neden böyle belirsiz konuşmuştu? Kendimi iyi hissediyorsam artık yemek için masaya geçebileceğimizi söyledi. Kanepeden kalktım ve masaya geçtik. Cep telefonumu kontrol ettim. Bir cevapsız çağrı vardı. Mavi aramıştı. Merak ettim ama uygun bir zaman değildi. Telefonumun sesini kıstım. Bowie tabağın yanındaki peçeteyi kucağına serdi, ben de aynısını yaptım. Sanki hayatımda hiç şık bir restoranda yemek yememiş gibi bilgisiz, hiç konuşmamış gibi dilsizdim. Ne demem gerektiğini düşünüyor, bir türlü doğal davranamıyordum. Bowie bunu hissetti. “Rahat ol, biz iki eski dostuz. Yemek gelene kadar bana kendinden bahset biraz.” dedi. Aklım Mavi’nin çağrısındaydı. Kekeleyerek konuşmaya başladım. İsmimin Ali Jim Ross olduğunu söyledim. Ailemden, Mavi’den, yakında felsefe bölümündeki en genç profesör olacağımdan, yüksek lisans tezimden filan bahsettim. İlgisini çekti. Okumak istediğini söyledi. Tezimden başladık, müzikten, sinemadan, birçok şeyden konuştuk. Garson yemeği getirdi. Beyaz şarap içtik, güldük, birbirimize alıştık resmen. Ben ara ara şaşkınlıklar ve heyecanlar yaşadım. Bowie gülüşünden cildine, hareketlerinin yumuşaklığından konuşmasına kadar gerçekti. Bazen ben bile onun gerçek olmadığını unuttum. Kalan şarap şişesini alıp oturma grubunda karşılıklı oturduk. Odada bir pikap ve plak koleksiyonu vardı. Bowie istediğim plağı seçip pikapta çalabileceğimi söyledi. Ben de ceketimi çıkarıp tekli koltuğun üzerine bıraktım ve plakların yanına gittim. Queen’in 45’liği Breakthru gözüme çarpmıştı. Pikaba yerleştirip yerime oturdum. Şarkı başladı. Bowie ilk saniyede “İyi seçim.” dedi. Girişten sonra kendimi tutamadım ve Bowie’ye bakarak şarkıya eşlik etmeye başladım.

I wake up

Feel just fine

Your face

Fills my mind

I get religion quick

‘Cos you’re looking divine

Bowie gülümseyerek ayağa kalktı. İkimiz de pencerenin önünde elimizde şarap kadehleriyle şarkıyı Freddy Mercury ile beraber söylüyorduk. Büyüleyiciydi. Bir an parmak uçlarımla Bowie’nin omzuna dokunmuştum ve şarkıyı söylemeye devam ettik.

Honey you’re touching something, you’re touchin’ me

I’m under your thumb, under your spell, can’t you see

If I could only reach you

If I could make you smile

If I could only reach you

That would really be a breakthru

Oh yeah

O gece hayatımın gecesiydi. Çok iyi vakit geçirdim. Unutulmaz olmuştu. Bowie her haliyle etkileyici biriydi, üstelik ben onunla bir akşam geçirmiştim. Geç oldu. Gülerek kendimizi koltuklara attık. Bowie yorgun görünüyordu. Onu rahatsız etmek veya yormak en son isteyeceğim şeydi. Bir klon olsa bile. Artık gitmem gerektiğini söyledim ve uzandığım kanepeden kalktım. Bowie beni kapıya kadar geçirdi. Tokalaştık. Gülümsedi ve kapıyı kapattı. Beni buraya getiren araba kapının önünde bekliyordu. Arka koltuğa geçtim. Şoför evimi bildiğini söyledi. İlk olarak Mavi’yi aramak istedim. Sabırsızlanıyor, ona her şeyi anlatmak istiyordum. Telefonumda yüzlerce mesaj ve yedi cevapsız çağrı vardı. Mesajlar akşam takıldığım arkadaşlarımdan gelmişti. Arayan ise Mavi’ydi. Onu geri aradım, açtı. Telaşla benden özür dilemeye başladı. Sesi ağlamaklıydı. Bowie’yle akşam yemeği projesinin iptal olduğunu, klonda bir sorun çıktığını, beni arayıp haber vermeye çalıştığını ama ulaşamadığını filan söylüyordu. Önce anlam veremedim. Arkadaşlarım mesajlarda benim Bowie’yle geçireceğim yemek üzerine geyik yapmışlardı. Kimi fotoğraf istiyor, kimi duruma inanmıyor, kimi de iyi eğlenceler diliyordu. Ben ise kafamda sorular ve elimde telefonla oturmuş, gecenin etkisiyle sessizce gülümsüyordum.

Iraz Şensöz

İzmirli. Eskişehir - Anadolu Üniversitesi’nde İletişim Sanatları okudu. On yıl İstanbul’da reklam yazarlığı başta olmak üzere çeşitli “yazarlık” işleri yaptı. 2014’te küçük bir hayat yaşamaya karar verdi ve İzmir’e döndü. Öykü yazmaya başladı. Öyküleri Oggito.com, Öykülem, Öykü Gazetesi, Post Öykü, Yeni e dergisi gibi edebiyat dergilerinde ve Can Yayınları’nın öykü uygulaması Trendeki Yabancı’da yayımlandı. Luis Sepulveda, Sait Faik ve Salinger hayranıdır.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba,

    Çok güzel bir fikir ve çok gerçek bir canlandırmaya ek olarak yaşamın tanımına giden bir sezdirme.
    Sadece, nereye bağlanacak derken gerçekliği sallayan bir final. Felsefe, ilaç, rüya, hayranlık…

    Ellerinize sağlık :+1:

  2. Avatar for Iraz Iraz says:

    Merhabalar,

    Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Mutlu ettiniz, günümü güzelleştirdiniz.

    Sağ olun, var olun.

    Sevgiler, :pray:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar