Öykü

Kurbağa Sabiti

Gözlerini kırpıştırdı. Tahtanın önünde bir sağa dönüyor, bir sola. Havuza sığmayan bir balina gibi sırıtıyor. Tebeşir yüzünden boyanmış parmakları insana ait olamayacak kadar çarpık. Bir kuklanın tahta parmakları gibi mekanik bir yay üzerinde havada yaylanıyorlar sanki. Ona ezberletileni sergileme fırsatı bulduğu için mesut ama içi boş bir kukla. Matematik kuklası, kürenin yarı çapının küpünün 4/3’üyle kürenin hacmini hesaplıyor. Bu ders neden önemliydi? Kürenin yarı çapıyla n’apılırdı? Çayırlardan yuvarlanan özgür bir kürenin hacmi sürekli aynı mıydı? Değişenler ve değişkenler dünyasında bir sabitin anlamı neydi? Ezberik dikenlerini fırlatmak için avını arayan kirpi, sorgulayıcı hareketleriyle dolanarak sınıfa soruyor; “Kürenin hacmini hesaplamak için kullandığımız sabit nedir?”

Kuklanın parmaklarından çıkan oklar şimdi kendisini hedef alıyor. İşte kirpi, kot pantolonu yüzünden onu mahcup etmeli ve hoşuna giderse acımasızca alay etmeli. Kürenin hacmini hesaplamak için gizemli bir sayıya ihtiyacımız mı vardı sanki? Ön sıradakiler kesin biliyordur. Güzel bacaklı Meltem ve balık suratlı Fatih. Kendisi de biliyor. Kalbinden geçiyor bir şeyler. Fakat bu şey, kulaklarına maddi tanecikleri olan bir sesle iletilmiyor.

Kafasını sıraya dayadığı gibi vişne suyu kokan bir rüyanın içinde. Duvarları delen solucan çığlıkları gibi pat pat pat seslerinin içinde debeleniyor. Kanını vişne suyuyla değiştirmeye çalışan katil solucanlar tarafından canı sıkılırken arkadaşı sarsa sarsa onu uyandırıyor. 2 dakikada ne ara uyudu ve rüya gördü bilmiyor. Kantine gidip sıvı tüketecekler ve belki şanslıysa yan sınıftan güzeller birincisi Özge’yle karşılaşabilir. Güzelliği korkutucu Özge’yi kimse pek sevmiyor. Okulun popüler çocuğu bile onunla pek az konuşur. Çünkü kelimeleri havada eriyor ve karşıya hiç ulaşamıyor. Güzel ve düz birisi olunca diğerleriyle aranda hiç çözülemeyen bir buz ve gizemli bir nefret oluşuyor. İşte orada durmuş, meyve suyu içerken arkadaşını dinliyor. Fakat birileri gelip bu senenin en fesat şeyini yapmalı ve okulun Joker’i ödülünü almalı.

Ç’nin elinde bir şey var. Kaçırmadan ucundan gösterecekti ona. Sanki bu iletişim özürlüsü Özge, yavru bir kurbağaya konuşabilirmiş gibi. Uzak bir köşeden izliyorum. Kurbağa, soluğunu taşa çevirmiş, dış dünya umurunda değilmiş gibi duruyor. Okula bizler gibi istemeden gelmiş ve birkaç sene burada nasıl geçermiş gibi dümdüz bakıyor. Özge onu öpse ya prense ya da mülteci bir çocuğa dönüşecek. Korkmuyor değil ama korkusunu umursamazlıkla gizlemiş. Fakat birden Ork görmüş bir Hobbit gibi ansızın gelen cesaretle kızın açık gömlek yakasından içine atlıyor. Çığlığı basan Özge, büyümüş gözleriyle duruyor orada ve tuvalete bile gitmeden herkesin içinde gömleğini çıkarıyor. Durup izliyorum. Özellikle erotik değil ama memelerini bu kadar kolayca görmem ve herkesle aynı anda korkudan dikleşen meme uçlarını seyretmem beni alçaltıyor ve alçaltıyor. Kurbağa olmayı tercih ederdim. Bu harika memenin hacmini düşünüyorum. Ve gizemli sabiti.

Kurbağa zıplayarak kantinden çıkıyor. Özge hiç utanmadan yavaş yavaş onun ardından yürüyor. Onu özgürleştiren kurbağa bizleri de bir anda pasif dikizciler konumuna soktu. Bu hikâye uydurulmuş da olsa Özge’nin okulu terk etmediğini bilin istiyorum. Çok fazla telefon ve mesaj alıyor ama hiçbir sapığa yanıt vermiyor. Güzel, ama masumluğun edilgenliğine sıkışmayan Özge, Femen hareketinin Türkiye’ye gelmesine öncülük ediyor. Artık derslere girmiyorum. Çünkü ezber kuklaları oynayıp duruyor. Bir kurbağa bekliyorum. Pantolonumdan içeri girsin ve beni onunla eşitlesin diye. Bilinmezden gelen kurbağa bizi bilincimizin erotik sabitlerinden özgürleştirmedi mi? Bu dönem çok şey öğrendim. Özgür bir memenin hacminin hesaplanamayacağını ve gerçekliğin sabitleri olmadığını. Gidip onunla konuşsam ikimiz birden değişecektik ama ben bu değişime hazır değilim. Bu kurbağayı zihnimin düşüncelerinin şeklini yitirip buharlaştığı yerde zıplattım. Beni zehirleyen fikirlerden ona puslu bir yeşil verdim. Özge’nin gömleğini çıkardığı yerde onu saldım. Ve okulun bahçesinde kaybolurken takip edemeyeceğim yerlere kadar uzaklaştı. Eğer değişirsem güzelliği kaybederim. Ve bana sadece bir hikâyenin yavan sonu kalır. Ama ben öğrenciyim. Her şekilde öğrenmeliyim. Onların sabitlerini değil, zihnimin renklerini.

Helin Jignore

Helin çocukluğunda edebiyatla tanıştığından beri düz insan ilişkilerine karşın bitmek bilmeyen sayfaların arasında. Şiirlerini dünyayı tekrar okumak için yazıyor. Yazma yolculuğuna altı yıl önce başladı, Beşiktaş’ta yaşıyor.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for ukant ukant says:

    Bu öykü bana jack daniels ile sohbet adında bir öykümü hatırlattı.Zihnimizi dünyadan soyutladığımızda akıl almaz hayal diyarlarına açılabiliyoruz. Gerçekle soyut kavramların harika bir birleşimini yansıtmışsınız. Elinize sağlık.

  2. Avatar for hegos hegos says:

    Teşekkür ederim yorumunuz için :cherry_blossom::cherry_blossom: Öykünüzün linkini paylaşırsaniz okumayı çok isterim.

  3. Avatar for ukant ukant says:

    Merhaba,
    bu link den okuyabilirsiniz. Bu tarz da bir yazı değil gerçi baştan uyarayım :slight_smile:

  4. Hayatın formüle edilemediğine dair ana fkri kadar zengin bir öykü olmuş. Özge Athena gibiydi bu arada…
    Elinize sağlık .

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar