Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Dışarıdan Gelen

“RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu.” Yaratılış (Genesis) 2

Açık kahverengi dalgalı saçlar, ela gözler, süt beyazı bir ten ve göz kamaştırıcı bir gülümseme… İşte Duygu böyle birisiydi. En azından Emre için. Duygu elbette o hepimizin bildiği gibi lisenin popüler kızlarından birisiydi. Tek hastası da Emre değildi. Fakat Emre’nin saflığı da Duygu’nun hoşuna gitmekteydi. Emre’nin kaçamak bakışlarını bildiği için arada bir göz göze geldiklerinde gülümserdi. Emre yüzü kızarmış bir biçimde kafasını başka yöne çevirirdi. Duygu’nun ona o gözle bakmayacağını adı gibi biliyordu. Ne sporla ilgileniyordu ne de bir müzik aleti çalıyordu. Emre’nin bambaşka ilgi alanları vardı fakat lisede okuyan bir genç için ümitsiz bir vaka sayılıyordu ne yazık ki.

Lise son sınıfın ilk döneminin ilk gününde İngilizce dersi başlamak üzereydi. Sınıfın yükselen uğultusu içinde Emre yine adeta bir rüyada süzülüyormuşçasına çaprazında oturan Duygu’ya bakmaktaydı. O esnada kapı açıldı ve öğretmen içeriye girdi. Fakat bu her zamanki İngilizce hocaları olan Şevket Bey değildi. Gelen adamın sakin bir havası vardı. Adam, Şevket Bey’in emekli ayrıldığını ve artık İngilizce derslerini birlikte işleyeceklerini söyledi. Adamın adı Adem’di ve uzun yıllar yurt dışında çalıştıktan sonra Türkiye’ye yeni dönmüştü. En azından öğrencilere bu şekilde söylemişti. Emre, Adem Bey’e ısınamadı. Sessizliğinin ve sakinliğinin onu rahatsız eden bir tarafı vardı. Ayrıca Emre’nin babası da aynı lisede matematik öğretmeniydi ve okulun bahçesinde yer alan lojmanda oturuyorlardı.

Emre ve ailesi akşam yemeğini yiyordu. “2. kattaki boş daireye taşınmış Adem Bey.” dedi babası. Emre buna biraz şaşırdı çünkü kimseyi oraya taşınırken görmemişti. Annesi de aynı şekilde şaşırdı. “Allah Allah! Gece vakti mi taşındılar? Kimseyi görmedik etmedik.”

“Yahu bütün gün binayı mı gözlüyoruz sanki? Sessiz sakin bir adam. Bir de eşi varmış. Yurt dışında çalışmış uzun yıllar ama neresi olduğunu söylemedi.” dedi babası. Emre o esnada kalktı ve ödevi olduğunu söyleyerek odasına çekildi. Odasının penceresi okulun bahçesini görmekteydi. Bahçesinde de küçük bir çamlık bulunmaktaydı. Emre, yatağına uzanmış film izlemekteydi. Bir süre sonra uyuyakaldı. Annesi odasına gelip Emre’nin uyuduğunu fark edince üstünü örttü ve televizyon ile ışığı kapattı. Gecenin ilerleyen saatlerinde Emre sanki birisi onu çimdiklemiş gibi aniden fırlayarak uykusundan uyandı. O esnada penceresi açıktı ve çamlıktan bazı garip sesler gelmekteydi. Sanki dev böcekler konuşuyor gibiydi. Emre merakla pencereden baktı. Görünürde bir şey yoktu. Daha sonra sesler kesildi. Çamlık’tan birisi çıktı. Emre karanlıkta kimin olduğunu görmeye çalışıyordu. Çıkan kişi bahçenin lambasının altına geldiğinde Emre bu kişinin Adem Bey olduğunu fark etti. Gecenin kör karanlığında çamlıkta ne işi vardı ve o sesler de neyin nesiydi? Emre merakla adama bakarken Adem durdu ve kafasını kaldırıp direkt olarak Emre’nin gözünün içine baktı. Emre ani bir korkuyla eğildi. Bir süre sonra yavaşça kafasını kaldırdığında Adem Bey orada yoktu. Kalbi ağzında atmaktaydı. Adem Bey’e karşı olan huzursuzluğu ve merakı artmıştı. Pencereyi kapattı ve derin düşünceler eşliğinde uykuya daldı.

Dönem başlayalı 2 hafta olmuştu. Adem Bey şimdiden okulun en popüler hocalarından birisi olmuştu. Adamın ilginç bir çekiciliği vardı. Özellikle kız öğrenciler başından eksik olmuyordu. Duygu da bu kızlardan birisiydi. Emre, 40’lı yaşlardaki Adem’in sıradan görünüşünün nesinden etkilendiklerine bir türlü anlam veremiyordu. Ayrıca adam oldukça garip birisiydi. Lojmanda kimseyle görüşmüyorlardı. Binada denk gelince yapmacık bir gülümseme eşliğinde selam verip evine giriyordu. Perdeleri de sürekli kapalıydı. Bir kez olsun açık olduğunu gören olmamıştı. Emre’nin aklı artık Duygu’dan ziyade Adem Bey’deydi. Özellikle gecenin bir vakti çamlıkta ne yaptığını ve o seslerin neyin nesi olduğunu düşünüp duruyordu. İşin ilginç yanı, geceleri çamlığı odasından gözlemlemek için uyanık kalmaya çalışsa da bir anda uyuyuveriyordu ve ne ara uyuyakaldığını hatırlamıyordu. Adem’i ilk gördüğünde göz göze gelmişse de Adem Bey bu konuda bir şey dememişti. Ayrıca zaten ne diyebilirdi ki? Elbette sessiz kalacaktı. Emre bir süre sonra bu olayı umursamayacağını düşünüyordu ta ki Adem Bey’in de Duygu’ya yakınlık gösterdiğini görene kadar…

Emre yakın arkadaşı Kuzey ile oturmaktaydı. Adem Bey’in dersi henüz yeni bitmişti. Duygu sınıftan çıkıyordu ki Adem peşinden giderek ona seslendi. “Duygucum bekle! Kitabını dün bizde unutmuşsun.”

“Ah ben de bütün gece bunu aradım. Çok teşekkür ederim hocam.” dedi Duygu. Emre ile Kuzey şahit oldukları konuşma karşısında oldukça şaşırdılar ve birbirlerine baktılar. Adem Bey ile Duygu konuşa konuşa sınıftan ayrıldı. Kuzey taşkın bir ifadeyle Adem’e döndü. “Bak sen orospuya… Adem’in evindeymiş demek. Oğlum olaya bak! Gerçi pek şaşırmadım, konu bizim Duygu olunca…”

“Kuzey sıçtırtma ağzına! Saçma sapan konuşma. Elbet mantıklı bir açıklaması vardır. Öyle şey olmaz. Yok yere kızın günahını alma.” dedi Emre sinirlenerek. Kuzey ise gülümsüyordu. “Pardon kanka, müstakbel yengemiz hakkında yanlış konuştum, çok özür.” Emre bunun üzerine iyice sinirlenip çantasını alıp çıkıp gitti. Kuzey ile lise birden beri yakın arkadaşlardı fakat Kuzey bazen oldukça patavatsız ve lafını bilmez birisi olabiliyordu. Emre ise buna hâlâ alışamamıştı ne yazık ki. O gün odasından hiç çıkmadı. Duygu’nun öyle biri olabileceği düşüncesini kendine yediremiyordu. O gece sert bir kahve içip çamlığı gözlemlemek için inat etti. Gördüğü geceyi ailesine de anlatmıştı fakat gülüp geçmişlerdi.

“O saatte adamın ne işi olacak çamlıkta be oğlum? Aksiyon yaratacak yer arıyorsun valla. Ya uyku sersemi bir şey gördüğünü sandın ya da rüyaydı hepsi.” demişti babası. Emre tekrar göreceğini düşünüyordu. Bu sefer kanıtlaması gerektiğini de düşünerek fotoğraf makinesini pencereye kurdu ve beklemeye başladı. Aradan 2-3 saat geçtiği halde kimsecikler yoktu. Kahvenin etkisi de geçmeye başlamıştı. Gözleri kapanmaya başladı. Tam o esnada benzer böcek seslerini duydu ve hemen gözlerini açtı. Makineyi de çekime hazır hale getirdi. Bu sefer çamlıktan eşiyle birlikte çıkıyorlardı. Ruhsuz bir şekilde yürüyorlardı. Emre hemen makinenin deklanşörüne bastı. Fakat bir sorun vardı. Makine bir türlü çekmiyordu. Emre delirmek üzereydi. Art arda basıyordu hiçbir şey olmuyordu. Makine zoom yapılmış haldeydi. Tam o esnada ekrana baktığında gördüğü karşısında dehşete düştü. Adem ve karısı direkt olarak ona bakmaktaydılar. Emre’nin vücudu buz kesti. İşin garip yanı adeta göz bebekleri yoktu. Sonsuzluğa açılan kara delikler gibiydi. Makine düşük batarya göstergesiyle birlikte kapandı. Emre göz ucuyla bahçeye baktığında kimsecikler yoktu. Bütün gece gözüne uyku girmedi. Artık merakla birlikte bütün vücudunu bir korku sarmıştı. Olanı biteni anlatabileceği kimsesi yoktu. Ailesi inanmıyordu, Kuzey ise kesinlikle alay edip sinirlerini bozardı. Fakat kafayı yemek üzereydi…

Emre uykulu gözlerle zoru zoruna okula gitti. O gün İngilizce dersi yoktu. Duygu da yoktu ortalıkta. Bu hiç hoşuna gitmedi. Kuzey de görmediğini söyledi. Adem Bey’in gelmediği gün Duygu’nun da ortalıkta olmayışı normal gelmiyordu. Fakat yok yere kuruntu yapıyor da olabilirdi. Belki de hasta olmuştu. Yine de içi rahat etmiyordu bir türlü. Gününü karmakarışık düşünceler eşliğinde bitirip eve dönüyordu. Lojman binasına girdi. Duygu’nun sesini duyar gibi oldu. Merdivenleri yavaş yavaş merakla çıkmaya başladı. Adem Bey’in dairesinin kapısına geldiğinde Duygu’nun ayakkabılarını gördü. İçeriden gelen kesinlikle onun sessiydi. Biraz durup dinlemeye çalıştı fakat sesler boğuktu. Daha sonra kapıyı çalmayı düşündü fakat ne diyecekti ki? En sonunda merdivenleri çıkmaya devam edip kendi evine girdi. Perdesini bile hiç açmadıkları o gizemli daireye giren tek kişinin Duygu olması bir türlü normal veya mantıklı gelmiyordu. Orada ne işi vardı? Özel ders alıyor olabilir miydi? Meraktan ölüyordu.

Akşam yemeğinde Emre merak edip babasına sordu. “Adem Bey evinde özel ders mi veriyor?”

“Özel ders mi? Adamın kendisinden ve karısından başka kimse oraya girip çıkmıyor. Verse bilirdik herhalde.” dedi babası gülerek. Emre düşünceli gözlerle tabağına baktı. O eve girmesi gerekiyordu. Annesi merakla ona baktı. “Hayırdır Emre? Neyin var senin?”

“Hiç, yok bir şey.” dedi ve sonra aklına geldi. “Adem hoca bize dönem ödevi verdi fakat anlayamadığım bazı kısımlar var. İnip yardım istesem ayıp olur mu?”

“Saat daha erken, olmaz herhalde ayıp falan. Hocan sonuçta. Yavaşça kapıya tıklayıp rica edersin.” dedi babası. Emre sofradan hızla kalktı. Odasından eline birkaç kitap ile kalem alıp çıktı. Koridordayken kalbi ağzında atıyordu. Şimdiye kadar gördüklerinden sonra kiminle veya ne ile yüzleşeceğini bilmiyordu. Kendisini de savunabileceği herhangi bir şey yoktu. Yapmak üzere olduğu resmen delilikti. Merdivenleri inerken bir an duraksadı. Evine geri dönüp bu olayın peşini bırakmayı düşündü. Lakin gerçeği öğrenmeden yaşamına devam edebileceğini sanmıyordu. Hem en fazla ne olabilirdi ki? Gördüğü şeyler de hayal ürününün veya fazla korku filmi izlemenin bir parçası olabilirdi sonuçta. En azından bu düşünce şimdilik içini biraz olsun rahatlatmasına yardımcı olabilirdi. Kapıya geldiğinde Duygu’nun ayakkabıları yoktu. İçinden üçe kadar sayıp hafifçe kapıya vurdu ve beklemeye başladı. Kapı yavaşça aralandı. Kapıdaki Adem Bey’in eşiydi. “Buyurun?”

“İyi akşamlar. Kusura bakmayın rahatsız ediyorum. Ben Adem Hocanın öğrencisi Emre. Üst katta oturuyorum. Verdiği bir ödev hakkında birkaç soru soracaktım da eğer sorun olmayacaksa?” dedi heyecanla Emre. Sesi titriyordu konuşurken. Terler alnında süzülüyordu. Kadın başta donuk bir ifadeyle Emre’yi baştan aşağı süzdü. Daha sonra zordan bir şekilde gülümsemeye çalıştı. “Tabii, gel geç içeri. Adem’in küçük bir işi var birazdan gelir.” Emre eve davet etmesine şaşırmıştı. Derin bir nefes aldı ve içeriye geçti. İçerisi gayet normal bir daireydi. Garip gözüken hiçbir şey yoktu. Abartıya kaçmayan derecede eşya vardı. Emre ter içinde kalmıştı. Bu şekilde rahat edemedi. “Pardon, lavabonuzu kullanabilir miyim acaba?” Kadın tabii diyerek onu lavaboya kadar götürdü. Kadın kapıdan gitmeyince Emre kapıyı kapattı. Baktı ki kadının yürüme sesini bir süre sonra işitti. İçinden söylendi. “Her şey gayet normal gözüküyor. Demek ki yalnızca huyu suyu değişik. Saçma sapan kuruntu yaptın aptal.” Emre, elini yüzünü yıkadı. Havluyu eline almıştı ki gözüne bir şey takıldı. Çamaşır sepetinden bir kıyafetin ucu sarkıyordu. Kan lekesi gibi gözüken bir leke vardı. Yutkunarak çamaşır sepetini açtı. Gördükleri karşısında dehşete düştü. Sepettekiler Duygu’nun kıyafetleri ve ayakkabılarıydı. Sesi çıkmasın diye ağzını kapattı. İşte şimdi ne yapacağını bilmiyordu. Bir an önce oradan çıkmalıydı. Kanıt olarak sepetin içinin fotoğrafını çekti. Yavaşça banyonun kapısını araladı. Kadın’ın sesi mutfaktan geliyordu. O görmeden hızlıca kapıdan çıkmayı düşündü. Tam o esnada gece duyduğu garip böcek seslerini duydu. Koridorun sonundaki odadan geliyordu. Aynı zamanda çok ilginç bir koku da almaktaydı. Hiç görmediği çiçeklerden kokular yükseliyordu sanki. Kapıya doğru yavaşça ilerledi. Sesler ve koku iyice yükseldi. Kapıyı büyük bir merak ve korkuyla araladı. İşte o an hayatının hatasını yaptığını fark etti fakat her şey için çok geçti. Gördüklerini mantığa ve gerçekliğe sığdıramıyordu. Odanın içerisinde hayatında hiç görmediği bitkilerin, çiçeklerin olduğu küçük bir bahçe vardı. Duygu’nun kafasını anımsadı. Kafası dışında toprağın içine gömülüydü ve içinden kan kırmızısı renkte bir ağaç yükseliyordu. Ağacın dallarından yerlere bowling topu büyüklüğünde meyveleri sarkıyordu. Meyvelerin içindeyse kıpırdayan, yaşayan bir şeyler vardı. En korkuncu ise bu ağacın başında dikilen varlıktı. Bu varlığın Adem olduğundan emindi. İnsan vücudunun altından çıkan ince, kaygan ve kıllı uzuvları toprağın içindeki Duygu’nun vücuduna saplanmış haldeydi. Kendi bedeninden oraya bir aktarım yapmasına yarıyordu Emre’nin gördüğü kadarıyla. Adeta bir filmin içerisindeydi. Adem’in normal gözüken tek parçası kafasıydı. En azından arkası dönük iken öyleydi. Emre çok yavaş bir şekilde ve titreyerek telefonuna uzandı. Kapı aralığından gizlice bu dehşet verici ve dünya dışı görüntüyü çekip oradan tüyecekti. Fakat son ve en büyük hatasını o an yaptı. Flaşı açık unutmuştu. Telefona dokunduğu anda flaş patladı ve oda aydınlandı. Emre yutkundu. Adem’den yani o iğrenç yaratıktan bir bağırış yükseldi. Kafasını 180 derece çevirdi. Emre o an hiçbir yerinin normal kalmadığını acı bir şekilde öğrenmiş oldu. İnsan yüzünün parçaları kutu gibi açılmış bir şekilde olup içinde kocaman bir böcek ile sürüngen karışımı surat vardı. Emre bu korkunç görüntünün karşısında hızla koridora döndü fakat artık çok geçti. Adem’in eşi sandığı diğer varlık uzun iğrenç uzuvlarını ademin ağzından, gözlerinden, kulaklarından ve burnundan içeri soktu. Sonrası sadece derin bir karanlık…

Buğra Mert Alkayalar