Öykü

Ölümün Gölgesi

Abidin geceleri uyuyamıyordu. Aylardır kabus görüyor, karabasanlarla uğraşıyordu. Ter içinde uyanıyor, karısına seslenmek istiyor ama sesi çıkmıyordu. Üzerine bir fil oturmuş gibiydi. Yatakta doğrulmak istiyor, bir türlü kalkamıyordu. Dün gece dakikalarca tavana bakmış, bir adamın gölgesini görmüştü. Korkup hemen gözlerini kapatmıştı. Hayatında hiç dua etmediği halde dua etmeye başladı.

“Allah’ım, ne olur kurtar beni bu cehennemden.”

Yine uyuyamamıştı. Sabah titreyerek yataktan çıktı. Evde boş boş dolaştı. Öğlene doğru giyindi. Karısı hâlâ uyuyordu. Fabrikaya gitti. Arka taraftan ofise çıktı. Balkona yürüdü. Tepeden iş makineleriyle çalışan işçilere baktı. Karınca gibi olduklarını düşündü. Bir süre onları izledi. Makinelerin sesi kulaklarında bir uğultuya dönüştü. İçerisi çok sıcaktı. Ofise geçti, klimayı açtı. İşçi şefi odanın kapısını çalıp içeri girdi.

“Patron, işçiler on dakikalık kahve süresini uzatmak istiyor.”

“Olmaz öyle şey! Kırk yıllık mesele. Çık dışarı!”

Abidin kapanan kapının ardından okkalı bir küfretti. Esnedi. Gerindi. Yapacak işi yoktu. Klimayla oynadı. Burnunu karıştırdı. Çekmeceleri açıp kapadı. Silahına baktı. Gergindi. Küçük bir ayna ile makas çıkardı. Burun kıllarını kesti. Burun kanatlarından birinde minik bir kesik açtı istemeden. Elleri titriyordu. Karnı acıktı. Şefi telefonla çağırdı. Pide söyletti. Bu sefer pideler geç geldiği için küfretti. Öfkeliydi. Kahve istedi. Bir ara gidip yine balkondan işçilere baktı. Ofise döndü. Başını masasına koyup şekerleme yaptı. İrkilerek uyandı.

Gündüz mesaisi bitmişti. Çıkmak üzereydi. Bir an camekânlı ofisin yan tarafında bir gölge gördü. Odanın kapısı açıldı. İçeriye Abidin’e birebir benzeyen ama teni neredeyse şeffaf denecek kadar beyaz, bir gözü mavi, bir gözü kahverengi bir adam girdi. Abidin, siyah takım elbisesi, kirli sakalı, yana taranmış seyrek saçları ve göbeğiyle tıpkı kendisine benzeyen bu adamı görünce irkildi. İki adım geriye gitti.

“Sen de kimsin?”

“Otur Abidin, otur.”

Abidin ne yapacağını şaşırdı. Sandalyesine oturdu. Benzi atmıştı.

“Adımı nereden biliyorsun? Sen… Bana benziyorsun. Tıpkı.”

“Konuşacaklarımız var.”

“Kimsin sen?”

“Bana yaptıklarını anlatmanı istiyorum.”

“Neyi?”

“Her şeyi.”

“Ben bir şey yapmadım.”

“O zaman neler yapmadığını anlat.”

“Polis çağıracağım.”

Adam kahkaha atıp ayağa kalktı ve odanın kapısını kilitledi. O sırada Abidin çekmeceden silahını çıkardı, adama doğrulttu.

“Otur lan.”

Adam büyük bir hızla Abidin’in elindeki silahı aldı. Abidin şok olmuştu.

“Nasıl yaptın bunu?”

“Konuşacaklarımız var demiştim.”

Abidin korkmuş bir halde yerine oturdu. Adam silahı cebine koydu. Şef geldi, camlı kapıdan içeriye bakarak kapıyı çaldı. Abidin bir adama, bir gelen şefe baktı.

“Sonra gel!”

Şef gitti. Abidin ne yapacağını bilmiyordu. Adam ayağa kalktı, dışarıyı gelen giden var mı diye kolaçan etti. Abidin’e yaklaştı. Üzerine atladı ve onu boğmaya başladı. Abidin bayılacak gibi oldu. Eliyle boynunu tuttu. Adam Abidin’in yanında ayakta duruyor, ellerini ovuşturuyordu.

“Fabrikanın çatısını onartmak için vince çıkardığın iki işçinin nasıl öldüğünü anlat bakalım Abidin. İşçiler 35 derece sıcakta çalışırken burada nasıl klima altında tıkındığını anlat. Fabrika büyüdükçe işçilerin maaşlarının nasıl azaldığını anlat. Nasıl 12 saat sigortasız çalıştırdığını, hasta olanı, ağzını açanı, sendikalı olanı nasıl işten çıkardığını anlat Abidin.”

Abidin bunları duydukça sinirleniyordu. Ayağa kalktı. Adama bir yumruk attı. Kendi eli acımıştı. Elini tuttu. Adam gülümsedi. Kapının oraya geldiklerinde Abidin adamı kapıya itti. Kapının camı kırıldı ama Abidin’in canı yanmıştı. Abidin kapının kilidini açtı. Yere düşen cam parçalarından bir tanesini aldı. Adamın üzerine yürüdü ve boğazını kesti. Gece vardiyası devam ediyor, aşağıdan yukarıya bir sıcaklık ve makinelerin gürültüsü yükseliyordu. Şef, Abidin’i boğazı kesik, kanlar içinde yerde yatarken buldu. O sırada gölge oradan yavaşça uzaklaşıyordu.

Iraz Şensöz

İzmirli. Eskişehir - Anadolu Üniversitesi’nde İletişim Sanatları okudu. On yıl İstanbul’da reklam yazarlığı başta olmak üzere çeşitli “yazarlık” işleri yaptı. 2014’te küçük bir hayat yaşamaya karar verdi ve İzmir’e döndü. Öykü yazmaya başladı. Öyküleri Oggito.com, Öykülem, Öykü Gazetesi, Post Öykü, Yeni e dergisi gibi edebiyat dergilerinde ve Can Yayınları’nın öykü uygulaması Trendeki Yabancı’da yayımlandı. Luis Sepulveda, Sait Faik ve Salinger hayranıdır.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba,

    Öncelikle seçkiye hoş geldiniz.
    Eli yüzü düzgün bir anlatımla, meselesi olan bir öykü okudum.
    İşçilerin kahve talebine verilen “40 yıllık mesele” cevabı karakterin yapısında dair güzel ve eğlenceli bir vurguydu.

    Biraz fazla tahmin edilebilir olabilir, amaca göre değişir diye düşünüyorum.
    Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar