Öykü

İki Dudak Arasında Hayat

Kendimi istasyonun renkten yoksun duvarlarına karşı oturmuş halde buldum. Yerimden hafifçe kaykılarak çevreme baktığımda, birçok insanın benim gibi oturmuş beklediğini görmek azda olsa içime su serpti. Etrafımdaki kalabalığa rağmen derin bir sessizliğin ortama hâkim olduğu aşikârdı. Bu durumu ilk başta şaşırtıcı bulsam da, sonradan bu garip ve boğucu sessizliğin içerisinde huzur bulmaya başladığımı fark ettim. Ömrüm boyunca cevap bulamadığım sorular yanıtlanmış, eksik bir yanım kalmamışçasına bütün hissediyordum kendimi. Ölmüş olmanın bu kadar doğal hissettireceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

Zihnimde bu düşünceler bir belirip bir kaybolurken, bir yandan da istasyonu incelemeye devam ediyordum. Herhangi bir yerde rast gelebileceğiniz sıradan tren istasyonlarına benzemesine rağmen çevresine yaydığı kadim zamanlardan kalmışlık hissi, benliğimin titremesine neden oluyordu. Platformdan aşağıya doğru baktığımda tren raylarını görmek mümkün oluyordu. Sadece istasyon boyunca görünen, ne geldiği nede gittiği yer belli olan tek bir ray göze çarpıyordu. İstasyonu bir süre daha izledikten sonra iç çekerek oturduğum yerde arkama yaslandım ve buraya gelmeden önceki son anılarımı hatırlamaya çalıştım.

Birçok insan ölürken anılarının gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçtiğini söyler. Benim için pekte öyle olduğunu söyleyemem. Göğsünüzün sağ tarafına, ciğerinizin orta yerinden saplanmış demir bir çubuğun verdiği acının, film şeridini kopardığını söylersem yalan olmazdı. Ölüm anımdan yarım saat kadar önce ironik bir şekilde şu anda durduğum yerden pekte farklı olmayan bir tren istasyonunda bekliyordum. Hayatı boyunca çalışarak kazandığı her şeyi kaybetmiş ve kurduğu hayaller dönüşü olmayan bir şekilde yıkılmış bir adam nasıl görünürse işte öyle görünüyordum. Çevremde gezinen insanların bakışlarını “İşte o adam” deniliyormuşçasına üzerimde hissediyordum. Bu hissin, kuruntularımın bir ürünü olduğuna kendimi inandırmam epey bir zamanımı aldı. Kendimi daha sakin hissetmeye başladığımda yakınımdaki boş oturaklardan birine yöneldim ve kendimi sertçe üzerine bıraktım.

Bu sabah hayatımın on beş yılını adadığım bir işim vardı. Şimdiyse ellerimde nerdeyse ömrümün yarısı kadar eden bir çöp yığınından başka bir şey kalmadı. Hayattan karşılığını alamayacaksan çabalamak neden? Gittiğin yolun doğru olup olmadığını bilmeden yola devam etmek ve yılların sonunda boktan bir sonuca ulaşmak. İnsan ömrünün bu hataları düzeltecek kadar uzun olmadığını bugün öğrendim. İşte böylece belirsizlik ve bilinmezlik girdabında çürümeye terk edilen hayatlar silsilesine bende eklenmiş oldum. Raylardan yükselen titreşim sesi daldığım karamsar düşüncelerden sıyrılmamı sağladı. Sesin sahibi trenin istasyona varması ve uyuşuk hareketler ile vagona binmem uzun sürmedi.

Raylar üzerinde hareket eden trenin çıkarttığı ritmik sesler ve kendine has sarsıntısı azda olsa sakinleşmemi sağlıyordu. Çevremde gördüğüm insanların yaşadıklarımdan habersiz hayatlarına devam ediyor olmaları her ne kadar saçmada olsa moralimin giderek daha da bozulmasına neden oluyordu. Kimsenin umurunda olmadığım hissi içimin giderek daha fazla kinle dolmasına sebep oluyordu. “Neden ben?” sorusu aklımdan çıkmıyordu. Diğer insanlar dururken neden tüm bunlara ben maruz kalıyordum? Zaman geçtikçe asabileştiğimin farkındaydım. Ama önlemek için elimden gelen bir şey yoktu. Karşımda hayatlarından oldukça memnun bir şekilde duran çifte içimde biriken zehri zerk etmek üzereyken, büyük bir sarsıntıyla yolcular yerlerinden fırladılar. Ayaklarımın yerde kesildiğini ve kollarını bacaklarını sallayarak etrafta savrulan insanların arasında kaybolduğumu hatırlıyorum. Sonrası karanlık.

Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre sonra kendime geldiğimde nefes almakta zorlanıyordum. Kafamı kaldırıp önüme baktığımda yerle bir olmuş vagonu parçalarından bir tanesinin sol göğsüme saplanmış olduğunu fark ettim. Nefes almaya çalıştığımda boğazımdan yukarı yükselen kanın tuzlu tadı, kendi kanında boğulmanın getirdiği korku ve öfke ölmeden önce hatırladığım son şeylerdi. Bu durumun felaket gibi devam eden kötü olaylar silsilesine kesin bir şekilde nokta koyduğunu söylersem yanılmış olmam sanırım.

İstasyona gelmek üzere olduğunu söyleyen trenin acı ve keskin düdük sesi yerimden sıçramama sebep oldu. Bekleyen herkes bir rüyadan uyanmışçasına tedirgin gözlerle sesin yükseldiği yöne bakıyordu. Karanlık tünelin ucunda dumanlar çıkartarak beliren lokomotif platforma yanaştığında duyulan ikinci bir düdük sesi bekleyen herkesin kendi istekleri dışında hareket ederek vagonlara yönelmelerine neden oldu. Tiz düdük sesinin gölgelere sarılı birisinin iki dudağını arasından yükseldiğini fark etmem uzun sürmedi. İstasyondan kendisi sorumluymuşçasına trene yönelen herkesi izliyordu. Sanki geride kimsenin kalmadığından emin olmak istiyordu. Herkes yerini almış olacak ki; içimi aynı zamanda hem korku hem de bir rahatlama hissiyle dolduran üçüncü bir düdük sesiyle belirsizliğe doğru tek yönlü yolculuğumuza başladık.

İki Dudak Arasında Hayat” için 5 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Çok güzel yazılmış bir öyküydü. Özellikle ilk paragraf çok başarılıydı. Seçtiğiniz konu ve işleyişiniz yaratıcıydı. Yalnız biraz fazla bağlaç yazımı kaynaklı yanlış var.
    Seçkide daha sık yazmanızı dilerim.
    Kaleminize sağlık.

    1. Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Yorumlarınızı dikkate alacağımdan emin olabilirsiniz.

  2. Merhaba, ellerinize sağlık. Güzel, akıcı, hüzünlü, tam tadında ve hoş bir öykü olmuş. Gelecek seçkilerde görüşebilmek dileğiyle…

  3. Merhabalar. Gayet güzel bir öyküydü, özellikle kaza sahnesinin aktarımını pek beğendim. Ek olarak bağlaçlar beni de rahatsız etti. Elinize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *