Öykü

Akhenaton Bir Mısır Tanrısı

Gözleri kapalıydı, her zaman gördüğü rüyalar zihninde tekrarlanıyordu. Uçsuz bucaksız rüya âleminde geziyor, gördükleri korkunç da olsa bundan zevk alıyordu. Uyandı bir kahve koydu, evde işi bittikten sonra apartmanın 7. katından yavaş ve sakince inmeye başladı bu gün oldukça neşeliydi. Bütün gününü gazetede geçirmişti, çalışkan bir gazeteciydi, işini çok severek yapıyor bundan zevk alıyordu. Bu gün yazması gereken tüm haberleri bitirip evine dönmüştü. Gördüğü rüyaları ona ilham oluyordu haber dışında şeyler de yazıyordu, yarım kalan yazısına geri dönmek için daktilosuna yöneldi. Başlıksız yazısına devam etti.

“Hayatın bize hata diye sunduğu, kötü olduğunu düşündüren şeylerin üzerinden zaman geçtiğinde, aslında o kadar da kötü olmadığını göreceğiz ve üzüldüğümüzle kalacağız. Fakat şunu biliyorum ki üzüntüsüz yaşamak imkânsız, hüzünlerimizin bize kattıklarını da kucaklamamız gerekiyor. Üzüntüyle yaşamanın, mutsuzluğun kıyılarında yürümenin hep böyle gideceğini sanmam. Bunun böyle gitmesine izin vermemeliyiz. Biliyorum çok zor şeyler yaşıyoruz, hâlâ bir şeylerin eksikliğini hissediyoruz, zorluklar çekiyoruz. Fakat unutmamamız gereken bütün zorlukların üstesinden gelecek olmamız. Her şeyi aşacağız, zaman o eksikliği en güzel şekilde dolduracak, hayatımızı yoluna sokacağız.”

Yazmaktan sıkılmıştı, ellerini başının arkasında birleştirip sırtını koltuğuna yasladı. Biraz mola verdikten sonra yazmak istiyordu, fakat istediği olmamış uykusu ağır basmıştı. Buz gibi yatağına uzandı yazısını, belki gördüğü rüyalar sayesinde devam ettirebilir umuduyla uykuya teslim etti kendini. Gördüğü rüya yüzünden uykusunda huzursuzca mırıldanıyordu. Rüyasında mumyalanmış bir beden görüyordu. Mumyalanmamış beden kendine bir mezar arıyordu. Öylece ölmüş olamazdı, sonsuz hayatı için kendine bir piramit inşa ettirmiş olmalıydı. Fakat bu istediklerinin hiç biri olmamıştı. Ruhun mezarı bile yoktu… Gözlerini açtı uyandığında çoktan sabah olmuştu. Sanki önceki hayatından bir kesit görmüştü, ürperdi nefessiz kaldı son anıymış gibi hissetti, etrafına bakındı, aynaya yöneldi, neler olduğunu anlamaya çalıştı. Bu seferki rüya çok farklıydı kendisini bir firavun olarak görmüştü. Sadece ürperdi, çok umursamadı çünkü bu sadece bir rüyaydı aynanın karşısından ayrıldı hazırlanıp evinden çıkmak için kapıya yöneldi ki kabinin önünde bir zarf dikkatini çekti. Masmavi üzerinde piramitleri barındıran pulları vardı. Şaşkındı, kimden geldiği yazmıyordu. Hemen içini açtı okuduğu yazının şokuyla zarfı düşürüverdi içini bir anda kara bulutlar kaplamıştı. Yine de aldırış etmemeye çalıştı. Küçük çocuklar benimle dalga geçiyor dedi kendi kendine. Evden aceleyle çıktı kapıyı nasıl kapattığını bilemedi. Yeni haberler yazmak için gazeteye yöneldi. Fazlasıyla haber birikmişti akşamı iple çekiyordu. Gününü sakin geçirmiş, akşam huzurlu evine dönmüştü. Hemen daktilosunun başına koştu, hikâyesine devam etmek istiyordu. Birazcık yazmıştı da, lakin yorgunluğa yenik düşmüş daktilo başınsa sızmıştı.

Bir ses duyuyordu uzaklardan ”Sen” dedi ses, ”sen tanrını inkâr ettin kendine yeni bir tanrı benimsedin artık en büyük kâfir sensin. Amon intikamını alacak.” Sıçrayarak uyandı amon da kimdi neler oluyordu umursamamaya çalıştı soluklarını düzene soktu geri uyumak için yatağına yöneldi. Ses hiç susmadı bütün gece uyanık kalmıştı, bir kahveyi hak ettiğini düşünüyordu, sonra aklına aldığı mektup geldi, eline bir kâğıt kalem aldı önce mektubunu tekrar okudu. “Akhenaton isminin lanetiyle lanetlendin ruhunun üçgen mezarlarına kapalı kaldın.” Derin bir nefes aldı hiçbir şey anlamadığını ve kim olduğunu merak ettiğini soran bir yazı yazdı, mektup zarfına koydu ve zarfı kapının önüne bıraktı. Uykusuzluk ağır basıyor sersemlik bir fil gibi üzerine çöküyordu. Her zaman sorunlarından aldırış etmemeye çalışarak kurtulurdu, ayni yola başvurdu umursamamak tek arkadaşıydı. Güneşin ilk ışıklarıyla evden çıktı kapının önündeki zarfı fark etmedi bile. Elleri ceplerinde iş yerinin yolunu tutmuştu. Bir kahve ve bir kahve daha gününü aydınlatması için bir tane daha içmişti eline tutuşturulan hiçbir haberi gözü görmüyordu ta ki içlerinden birisi dikkatini çekene kadar. “Kayıp bir ruhla konuştuğunu iddia eden Nefertiti ismindeki kadın bu gün tımarhaneye kaldırıldı.” Bu ben de olabilirdim dedi, korkmuştu, rüyalarında konuştuğu belki de kayıp bir ruhtu. İsminin laneti dediği neydi? Araştırmak istiyordu, böyle karar vermişti kütüphaneye gitmeye. Tüm haberleri fırlatıp attı, koşar adımlarla gazeteden çıktı, kütüphaneye vardığında nefes nefeseydi. Soluklarını düzene sokmak bir hayli zahmetli olmuştu. Kütüphane görevlisine “Ben bir isim hakkında bilgi edinmek için kitap arıyorum.” dedi.

Görevli ise, “Buyurun beyefendi merak ettiğiniz ismi söylerseniz size yardımcı olabilirim,” dedi. “Akhenaton,” diye bir solukta heyecanla tükürür gibi söylemişti ismi, “kadın Akhenaton, mezarı bulunamayan bir mısır tanrısıdır size tanrılar ve hayatları isimli kitabi öneririm ileride 3. kitaplığın 7. rafında.”

“Teşekkürler,” dedi ton. Şaşkındı. Yıllardır isminin anlamını başka bir şekilde biliyordu, adaşının bir tanrı olabileceği hiç aklına gelmemişti. Hemen kitaba koştu, bir çok tanrının ismi alfabetik sırayla yazılmıştı. Akheneton’u buldu. ”IV. Amenhotep olarak tahta çıkar çıkmaz Mısır’ın tüm tanrılarını yasaklayarak halkına her şeyin yaratıcısı olan, tek tanrıya tapma emri verdi. Ölümünden sonra, rahipler halkı eski çok tanrılı dine tekrar döndürürken, onunla ilgili her şeyi silip adeta tarihe gömmek istediler.” Daha birçok bilgiyi okudu. Mezarı kayıp bir ruhun onu aradığını ondan yardım istediğini biliyordu artık. Ne yapacağını bilmez bir şekilde kütüphaneden ayrıldı evine gitti bir şey yapmamıştı, yapılacak ne vardı bilemiyordu işin içinden çıkamıyordu mezarsız ruhun kendisini bir kez daha rahatsız etmemesini umarak kapattı gözlerini. Beklediği olmamıştı akheneton rüyasına girmişti ve kendisini çağırıyordu uyanıyor uyuyor her defasında aynı şeyi görüyordu. İşin içinden bir türlü çıkamıyordu son çare akhenetonun kendisinden ne istediğini anlamaktı. Güner aylar geçtikçe bu fikre daha da bağlandı kararlıydı ruh kendisini rahatsız ettikçe fikri daha da kuvvetlendi. Bir rüya daha gördü akheneton amonun ismini her yerden siliyordu amon ise intikamını akhenetonun cansız bedenini mezarsız bırakarak almıştı. Her rüyada akheneton kendisine daha da yaklaşıyordu. Fark etti ki akheneton mezarsız bir ruhtu piramitsiz bir firavun, kendisi ise koskoca piramitlerin içinde kaybolmuş bir ruhtu. Akhenetonun ruhunu mezara kavuşturacak ve kendi ruhunu o mezardan çıkaracaktı. Akheneton rüyasında mumyalanmış mezarının yerini söylemişti. Bin bir zahmetle mumyanın mezarına ulaşmıştı. Bütün firavunların mezarı varken onun yoktu, o dışlanmış birisiydi tıpkı kendisi gibi. İnandıklarını dile getirmişti ve dışlanmıştı, benim dedi, benim bu çıktığım yol aslında kendimi bulmaya çalıştığım yoldu. Kendimi arayışım hiçbir zaman bitmeyecekti değil mi diye düşündü. Bitmemişti de her bir rüyada, çıktığı her yolda, yazdığı her yazıda kendini aramıştı asıl yapması gerekenin içsel yolculuk olduğunu şuanda kavramıştı. Bir mezarı ararken, bir mezarı bulurken, bir mezar inşa ederken. Kazarken bilmiyordu aslında kazdığı kendi mezarıydı. Soluğu Gözleri kapalıydı, her zaman gördüğü rüyalar zihninde tekrarlanıyordu, bembeyaz bir benizle duruyordu, buz gibiydi ölmüştü. Bir akhenetonun kayıp ruhunu bulurken kendisininkini kaybetmişti. Nefessizdi, kendini bulmuş ve ölmüştü. İnşa ettiği piramidin içinden çıkamamıştı. Zaman durmuştu, her şey durmuştu artık. Akmayan zamana baktı telaşlı insanlara şaşırdı ben de böyle telaşlıydım dedi. Bir mezarın içinde yaşıyor gibi hiçbir güzelliğin farkında değiliz, durup bir bakamıyoruz bile demişti. Her şeyi fark etmişti ama artık çok geçti. Ölmüştü. Bir hayat daha istedi nafileydi ilk ve tek hayatını güzel yaşayamamıştı telaşlarla mahvetmişti hayatını. Yaşayamadan göçüp gitmişti…

Akhenaton Bir Mısır Tanrısı” için 1 Yorum Var

  1. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    Yorumun iyisi de kötüsü de faydalıdır mantığı ile yazıyorum. (Ben en azından her türlüsünü ders almak için kullanıyorum.)
    Anladığınız üzere eleştiri olacak.

    Hikayenizi okuyamadım. Cümleler o kadar bozuk ki gerçekten okuyamadım. Cümleler beynime giremedi. Az buçuk anlayabildiğim kadarı ile hikayenin temasının işlenebilir bir mantığı var. Ama lütfen daha özenerek, daha hedefine yönelik, daha kurallı cümleler ile yazın. Ki biz de konunun derinliği sığlığı, dilinizin akıcılığı, yalınlığı, doygunluğu vs. gibi konularda yorum yapabilelim.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!