Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Alemler Nasıl Düşman Oldu

Uçsuz bucaksız yeşillikler ile kaplı, renkli çiçekler ile süslenmiş ormanın, en tatlı meltem esintisinin yol bulduğu, en güzel tepesine kurulmuşlardı. Çimenlere serilmiş piknik örtüsünün üstündeki envai çeşit yiyeceğin hangisinden başlayacaklarına dahi karar veremedikleri bir mutluluk içindeydiler.

İki arkadaşın günü güzel başlamıştı. Bir yandan yiyeceklerin tadını çıkarıyor, bir yandan ağaçların arasından süzülen gün ışığının ve kuş seslerinin dans edişini izliyorlardı. Dünyanın, karınlarını ve gönüllerini doyuracak kadar tadına vardıktan sonra, piknik örtüsünün bir köşesine çekilip sırt üstü uzanmışlardı.

Doğanın onlara verdiği tüm güzelliklerin tadına varmayı iyi biliyorlardı ama hiçbiri piknik gibi olmuyordu. Yüzlerinden atamadıkları mutlulukları ile bir süre sessizce dinlenmişlerdi. Ardından Cemil, mutluluğunu dile getirmesi gerektiğini düşünerek konuşmaya başladı.

“Aaah, seviyorum hayatı. Her şey çok güzel.”

Halil de aynı tebessümle ona cevap verdi.

“Evet. Dünya yaşamak için en doğru yer, değil mi?”

“Aynen öyle. Tabi kötü şeyler de var, ama onlar da tuzu biberi hayatın.”

Halil suratına kocaman, dolu dolu bir gülümseme yerleştirdi. Cemil, onun bu gülüşünün ardında anlatacağı güzel bir hikâyesi olduğunu biliyordu.

“Biliyor musun?” diye başladı Halil cümlesine. “Aslında dünya eskiden, çok çok eskiden daha da güzelmiş. Tüm canlılar birlikte barış içerisinde yaşıyorlarmış.”

Cemil merakına yenik düşerek olduğu yerde doğruldu ve dikkatlice Halil’i dinlemeye koyuldu.

“Nasıl yani. Bütün canlılar mı?”

“Aynen öyle. Hiç sevmediğin, seslerini dahi duymadığın, varlıklarına dahi inanmadığın, hatta var olduklarını dahi bilmediğin canlılar ile birlikte bir arada, barış içerisinde yaşıyormuşuz. Aslında dünya yedi grup canlıdan oluşuyormuş o zamanlar.

“Tüm âlemlerin en kıdemli canlıları olan insanlar, dünyayı oluşturan bu bütün grupları da yönetiyorlarmış. Ama yönetmek için bir tür iletişim döngüsü kurmaları gerekiyormuş. Çünkü her âlem kendisinden büyük ve küçük âlemler ile iletişim kurabiliyormuş sadece. İnsanlar mesela kendi boylarının yarısına ulaşan cüceler ile konuşabiliyormuş. Cüceler ise hem insanları duyup onlar ile konuşabiliyor, hem de üçüncü âlem olan hayvanlar ile vücut dilleriyle anlaşıyorlarmış.”

“Peki ya hayvanlar? Onlar cücelerden başka kimi duyuyormuş?”

“Sabırsız olma Cemil. Anlatacağım hepsini. Hayvanlar konuşmuyormuş aslında, ya cüceler ile tıpkı birbirleri arasında yaptıkları gibi hareketleriyle anlaşıyor, ya da perilerle telepati kuruyorlarmış.”

“Periler mi?”

“Evet. Kanatlı periler ile doluymuş bütün ormanlar. Şimdiki gibi saklanmıyorlarmış hiçbir canlıdan. Savaş çıkmadan önce yani.”

“Savaş mı çıkmış?”

“Sabırlı ol Cemil, hepsinin zamanı gelecek. Periler ise hayvanların yanı sıra böcekler ile dokunarak iletişim kuruyorlarmış. Yani bir böcek, bir hayvan ile iletişim kurmak isterse önce bir periyle bağlantı kuruyormuş. Sonra periler gidip bunları hayvanlara iletiyorlarmış. Bütün canlılar bu şekilde birbirlerini kullanarak bir arada yaşıyor ve birbirlerini anlıyorlarmış. Tabi en küçük canlılar böcekler değilmiş. Böcekler de perilerden başka, kendilerinden çok daha küçük olan munduslar ile konuşabiliyorlarmış.”

Cemil şaşkınlığını merakıyla yoğurarak tüm dikkatini Halil’e vermişti. Her duyduğunu sorgulamaktan alıkoyamıyordu kendisini.

“Mundus mu? O da nedir?”

“Munduslar, ufak, sarı, sümüklü böcek benzeri canlılarmış. Aslında dünya ve diğer bütün canlılar onlar sayesinde kurulmuş bir rivayete göre. Anlayacağın dünyanın atalarıymış munduslar. Hatta hala arada sırada ağustos ile ekim ayları arasında ortaya çıktıkları söylenir. Ama çok az canlı onların varlığından haberdarmış. Neyse konumuza dönelim. Tabi onlar da en küçüğü değilmiş bütün evrenin aslında. Onlardan da ufak olan bakteriler varmış bir de. Hücresel iletişim ile anlaşıyorlarmış munduslarla ve kendi aralarında.”

“Peki ya bir bakteri bir insan ile konuşmak isterse ne yapıyormuş?”

“Tıpkı kulaktan kulağa oynar gibi söyledikleri âlemden âleme aktarılıyormuş.”

“İyi ama kulaktan kulağa oynarken bile söylenen söz çok farklı anlamlara gelebiliyor. Farklı şekilde iletişim kuran âlemler arasında nasıl söylenenler bozulmadan gidiyormuş ki?”

“Gidemiyormuş zaten. O yüzden savaş çıkmış ya. Anlatılanlara göre bütün olanlar bir cüce yüzünden başlamış. Tıpkı böyle güzel bir günde bizim gibi piknik yaparken piknik örtüsüne çıkan bir böceği gözünü dahi kırpmadan öldürmüş cücenin birisi.”

Cemil irkilerek gözlerini kocaman açtı. Bir süre ne diyeceğini bilemeden donuk ifadeyle Halil’e baktı.

“Ne yani durduk yere mi öldürmüş? Cani cüceler!”

“Aslında kendince bir bahanesi varmış bunu yaparken. Söylentiye göre böcek örtüye çıkıp cücenin paylaştığı yemekleri yemeden önce pisliğin üzerinde gezmiş.”

“İyi ama böcekler pislikte gezmeyi sever. Hem onu parçalayarak bitkilere gübre sağlarlar. Hem de onun içindeki artıkların ziyan olmasına mani olurlar.”

“Orası öyle ama cüceler bunları umursamıyormuş ki. Cüceler pislik konusunda çok takıntılıymış, defalarca böcekleri uyarmışlar hatta bu konuda. Takıntılı oldukları kadar da sinirlilermiş aslında. Bir tek böcek öldürerek ne değişir ki demiş o cüce. Hatta tüm böceklere ders olur diye düşünmüş.”

“Böcekler öylece susmuşlardır tabi ki. Ne de olsa onlardan kat kat büyük cücelere karşı ne diyebilirler ki.”

“Hayır Cemil. Tam aksine, o zamanlar tüm canlılar birlik içindeymiş. Hem kendilerini, hem de diğer âlemleri korumayı iyi bilirlermiş. Böcekler, o cücenin bu davranışı üzerine, önce kendilerinden özür dilemesini ve onlara bir süre hizmet etmesini talep etmişler. Ancak bu istekleri perilerden hayvanlara aktarılırken biraz farklılık göstermiş. Periler ‘bizden özür dileyecek ve bize üç orman boyu uçana kadar hizmet edecek’ diye söyleyebilmişler böceklerin isteklerini.”

“Aşağılık periler. Söylenenleri değiştirmişler.”

“Hayır, aslında değiştirmemişler. Kendi kültürlerinde nezaket cümleleri olmadığı için emri vaki olarak aktarmışlar söylenenleri. Ve onlarda süre, belirli bölgeleri uçarak geçmek olduğundan ‘bir süre’ yerine ‘ormandan uçarak geçmek’ demişler ki bu olay böceklerin, cücenin uçmasını istemeleri gibi anlaşılmış. Cüceler bu isteği asla yapamayacaklarını biliyorlarmış. Böceklerin arkadaşlarını köle olarak kullanmak amacıyla böyle bir şart koştuklarını düşünmüşler. ‘Asıl siz bize köle olmalısınız aşağılık böcekler’ olarak cevap vermiş kendini beğenmiş cüceler. Savaşın ilk başlangıcı da böyle olmuş aslında.”

“Böcekler, cücelerin aslında yanlış anladıklarını söylememiş mi?”

“Yanlış anladıklarını bilmiyorlarmış ki. Cücelerin kibirleri yüzünden kabul etmediklerini düşünmüşler. Bu durumu çözse çözse insanlar çözer diye düşünerek olayı onlara anlatmak istemişler. Ancak cücelerden insanlara olay farklı yansımış. ‘Bizler dışkılarımızı yemeliymişiz, onlar ise güzel yiyecekleri hak ediyorlarmış’ diye değiştirmişler cümleleri. Haliyle insanlar böcekleri kibirli görüp cüceler ile birlik olmuşlar ve onları öldürmeye başlamışlar.”

Cemil anlatılanlar yüzünden kendisini kötü hissetmeye başlayıp, başını öne düşürdü. Derin bir nefes aldıktan sonra Halil’i tüm dikkatiyle dinlemeye devam etti.

“Böcekler tek başlarına onlara karşı koyamamışlar tabi. Ama onlara karşı en güçlü canlıları kendi taraflarına çekmişler. Munduslar aracılığıyla bakterileri de kendi saflarına katmışlar. Böcekler, üzerlerinde bakterileri taşıyarak onların insan ve cücelerin vücutlarına girmelerini sağlıyorlarmış. Sayısız cüce ve insan ölmüş bakterilerin ortaya çıkardığı hastalıklardan. Hatta bakteriler silahlarını geliştirip daha farklı şekillerde öldürmeye başlamış onları.”

“Diğer âlemler bu duruma karşı çıkmamış mı?”

“Periler savaşa neden olduklarını düşündükleri için çok büyük bir hüzün yaşamışlar ve bir daha hiçbir canlıyı incitmemek adına tüm âlemlerden kendilerini soyutlamışlar. O gün bu gündür onlardan hiçbir canlı haber alamaz olmuş. Munduslar da bu vahşete alet olmamak adına geriye çekilmiş. Aslında böcekler savaşı bitirmek istemiş sonradan. Ama ne insan ve cüceler ile iletişim kuracakları bir peri, ne de bakterilerin durmalarını söylemek için aracı olacak bir mundus bulamamışlar. Böylece savaş hiç bitmemiş. Cücelerin soyları, salgınlara daha fazla dayanamayarak tükenmiş bir süre sonra. Onların da yok olması ile birlikte tüm âlemler arasındaki bütün iletişimler kesilmiş. İnsanlar ise ilaçlar icat ederek hayatta kalmışlar bakterilere karşı. İşte bu yüzdendir ki insanlar hala hasta olur ve böcekleri sebepsiz yere öldürürler.”

“Ne kadar kötü. Eğer ilk böcek biraz daha düşünceli olsa ve cücenin istediği gibi pisliğe basmasaymış veya cüce onu hiç düşünmeden öldürmeseymiş, ya da periler böceklerin isteklerini tam anlamıyla iletebilseymiş bunların hiçbiri yaşanmayacakmış. Çok ufak olaylar devasa sonuçlara neden olmuş. Çok yazık.”

“Aynen öyle. Ama yapabilecek bir şey yok. Her şey olmuş bitmiş. Bizler ise hayatımıza olduğu gibi devam etmeliyiz.”

Halil gülümseyerek son cümlesini bitirdiğinde üzerlerine çöken gölge ile bir süre hareketsiz kaldı. İkisi de neler olduğunu anlamak için birbirlerine bakarken bir kadın çığlığı kulaklarını tırmaladı. Sesin geldiği yöne baktıkları anda ise devasa bir insan siluetinin gözlerini onlara diktiğini gördüler. Heyecanla daha kaçışmalarına fırsat kalmadan büyük bir kâğıt rulosu tam kafalarına inip, ikisini de piknik örtüsünün üzerine yapıştırıp, ufak birer leke olmalarına neden oldu.

“Ayy iğrenç böcekler. Her yerde olmak zorundalar mı yaa! Güzelim pikniğimizi mahvedecekler.”

Kâğıt rulosunu tutan insan ırkındaki adam ise yanındaki sevgilisine cevap vermekte gecikmedi.

“Haaappşuuu.” Burnunu yanında bir haftadır taşıdığı mendiline sildikten sonra devam etti. “Her yere hastalık yaymaktan başka işe yaramıyorlar zaten hayatım. Boş ver şimdi, gel bu güzel günün tadını çıkaralım.”

Alemler Nasıl Düşman Oldu” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba
    Yazdığınızı sıkılmadan okudum. Bir masal havası vermişsiniz. Sonu da benim genelde öykülerden beklediğim gibi çarpıcı bir şekilde olmuş. -Bu arada bu tür öykülerin babası olarak O.Henry’yi “William Sydney Porter”gösterebilirim… Ama böceklerin adları neden bizim gibi onu anlamadım. Bir şaşırtmacaysa iyi ama cümlelerden iki arkadaştan söz ediyoruz. Bir de iki sevgili olsaymış daha mı iyi olurdu acaba diyorum kendi kendime. Diyaloglar öğretmen öğrenci havasında. Bir de -eleştrilerim çok mu oldu ne?- Düşünüyorum da hiç isim vermeden kahramanlarınızı konuştursaymışsınız daha mı iyi olurmuş?

    1. Öncelikle okuduğunuz ve yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Evet isimler şaşırtmaca olsun diye verdim daha çok. Tüm alemlerin bir arada yaşadığı zamanlarda her alemde aynı isimlerin kullanılması çok da garip kaçmazdı herhalde diye düşündüm biraz da 🙂

      Yine de dediğiniz gibi biraz göze batıyor sanırım sonunu okuduktan sonra. Normalde kurgu içerinde geçen bir öykü istiyordum ama o sıralar diyalogsal şeyler yazmak istediğim için böyle birşey çıktı ortaya 😀 Hiç isim vermeden yazılması dediğiniz gibi daha iyi olurmuş aslında.

      Tekrar yorumunuz için teşekkür ederim.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *