Öykü

Arafta Mola

Bahçemde üç kız çocuğu, musluğu açıp hortumu ele geçirmişler. Öğle sıcağında öyle bir eğleniyorlar ki bahçe bahçe olalı böyle bir insan neşesi görmemiştir. Açık pencereden yarı belime kadar sarkıp bağıracaktım ki vazgeçtim. Mola vermiş üç küçük kızdı bunlar. Sorsanız hiçte küçük değillerdir.

Çocukları seyretmeye koyuldum. Bahçenin sokağa bakan ağzını geniş toplama araçlarıyla kapatmış kendilerini kuytuya almışlardı. Evin duvarına yaslanmış koca asma ve iki renk begonvilimde benim sarktığım pencereyi görünmez yapıyordu. Kızlar incecik bellerinde uzun eteklikleri, kınalı örgü saçları ve cıvıltılarıyla bahçemi şenlendiren su kuşları gibiydiler. Sanırım şu anda birbirlerinden asla ayrılmayacaklarının yeminlerini içiyorlardı.

Birbirlerini tutup öptükçe hortum el değiştiriyor, çamura bulandıklarına hiç aldırış etmiyorlardı. Evim dışarıdan viran ve savunmasız görünüyor herhalde. Dış cepheyi tamir ettirmeyi bu kış gelmeden düşünmeliyim. Ondan önce belki bir köpek alırım, sesi gövdesinden fazla olanlardan.

Çocuklar bahçe hortumunu sırayla birbirlerine tutarak saçlarını yıkadılar. Asmanın yeşili, begonvilin beyaz ve pembe çiçekleri arasından mutluluktan ışıyan yüzlerini görüyordum. “Amma da yorulmuşuz,” dedi biri. Arada sırada bu üç bitkinin sıkıca ördüğü gölgelikte bende her şeyden ve herkesten kaçar kendi arafımda saklanırdım.

Çocuklar suya doyunca, güneşe çekildiler. Üzerlerinde ki giysileri sıkabildikleri kadar sıktılar. Birisi koşup toplama arabasından okunmuş gazeteler getirdi. Gazetelerle saçlarını kurulamaya başladılar. Güneşe serilip uzandılar. Ne evden yana bakıyorlardı, ne de sokak umurlarındaydı. Birbirlerinin sağını solunu dürtüp gülüştüler, sonra güneşte ıslak kınalı saçlarını çözüp yeniden örmeye koyuldular. Biri diğerine örgüyü tarif ediyor beğenmezse eline şakacıktan vuruyor, söküp yeniden örmesi için bu sefer cesaretlendiriyordu. Az önce ıslattıkları toprağın kokusu rüzgârla bana karda taşınıyordu. Bu üç kınalı çocuğun yüzünde kocaman çiçekler açtıran musluk hortumundan kurtulmuş boşa damlıyordu.

Çöp seçme araçlarının arasından kafasını uzatmış kavruk bir oğlan çocuğunu fark edince sanki çıplak yakalanmış gibi bağrıştılar. Birlikte olmanın verdiği güçle yan yana durdular. Oğlan tek söz edemeden “Çek arabanı buradan,” diye bağırdılar çocuğa. Onun da gitmeye pek niyeti yoktu, kızlarsa araflarını savunmaya kararlıydılar. Kızlar oğlana atacak bir şeyler arandı. Bahçede tek taş bırakmadan ayıklamıştım. Kızlardan biri hortumu aldı eline, biri musluğun başına geçti. Hortumu silah gibi tutuyorlardı. Oğlan çocuğu kollarını açtı iki yana, “Islatın hadi,” dedi. Hiç itirazı yoktu. Temmuzun ortalığı yakıp kavurduğu öğlen vakti yorulmuş bu çocuklara su işler miydi?

Kızlardan bu kavgada tek söz etmemiş olan ellerini kalçasına alarak, büyük insan pozları takındı.”Yürü git, seni bu bahçede istemiyoruz. Biz senin önündeydik, öne geç, dolu konteynırlar senin olsun bizi rahat bırak tamam mı?” dedi. Bu kızla oğlanın arasında çekişmeli ama tatlı bir şeyler olduğunu hissettim. Oğlan ona hiç cevap vermedi.

Çocuk istenmediği yerde duracak kadar onursuz değilmiş. Tek söz etmeden kızın sözlerine kırılmış olarak onları yalnız bırakıp çekip gitti. Kızlar Araflarını tekrar kazanmaktan mutlu sarmaş dolaş gazete kâğıtlarının üstüne yuvarlandılar. Bir saat kadar güneşlenip hayaller kurdular bu gizli bahçeye ilişkin. Karton ve mukavva yüklü arabalardan bir iki parça bir şeyler taşıdılar asmanın gölgesine sakladılar.

Yarın geldiklerinde bir kalıp sabun, şampuan; belki üşenmesem kakaolu kek bulacaklardı musluğun başında. Ne olacak ki eğlensin kız çocukları. “Her şey yaşında güzel,” derdi ablam. Ben şimdi altmış yaşını aşmış emekli öğretmen, dul, torun torba sahibi koca kadın, her an burkulup kırılmaya hazır eklemlerimle suyun başında oynayacak değilim ya!

Neden olmasın! Neden olmasın! Araf durma yeriyse bende durmayı hak ettim. Dört havlu çıkardım yarına lazım olacak diye. Mutfağa girdim sevinçle. Bakalım, yarın hortum kimin elinde olacak!

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Selam.
    Sahildeki ayrıntılardan sonra, gerçek bir mola duygusu hissettirdi. Teşekkürler, başarılar.

    İki küçük tashih hatırlatmak isterim:
    1- “Az önce ıslattıkları toprağın kokusu rüzgârla bana karda taşınıyordu.” = “kadar”
    2- "Neden olmasın! Neden olmasın! Araf durma yeriyse bende durmayı hak ettim. " = “ben de”

  2. Yorumun için teşekkürler. Bazen nasıl oluyorsa gözden kaçıyor imla hataları.Başka bir göz bu yüzden çok önemli.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar