Öykü

Ateş Dağı

Dağın üzerinde sert esen dondurucu doğu rüzgârını iliklerinde hissetmişti. Beyaz uzun elbisesini yırtarcasına savurup bedenine hakim olmaya çalışıyordu. Botlarının altında hırc sesleri çıkaran kar her zaman tepelerin vazgeçilmeyen parçasıydı. Vadinin iki yanını sarmış tepeler, gardiyan misali, kaçmasına engel olmak ve adeta nefes aldırmamak için sımsıkı sarılan, huysuz nöbetçi gibiydi. Görkemli yanardağ bütün ihtişamıyla ve hiddetiyle ona gözdağı veriyordu.

Rüzgârın hakim olduğu gökyüzüne yakın olan bu yerde, Mina gözlerini kısıp vadiye derin bir nefes alarak baktı. Topuz burnunun hafiften kaşındığını hissetti, üşendiği için pek de önemsemedi. Rüzgârla dans eden, dalgalı kestane rengi saçlarını tutan “ Beyaz tacı” kendini güvende hissetmesini sağlayan aile yadigârıydı.

Yeşilin her tonuyla örtülü, berrak nehrin o leziz suyundan kana kana içen ölümlülerin bulunduğu vadi artık sessiz bir derinliğin içine gömülmüştü. Yanardağ, azgınlığını, kinini bütün vadiye kusmuştu. Kıpkırmızı, ölümün kokusu ve cehennemin dayanılmaz sıcaklığı vadide hissediliyordu.

Vadiyi dolduran lavlar yaşamın baş düşmanı Taman’ın dinmeyen öfkesiydi. Taman’ı vadiye hapseden Kank insanlığı kurtarmak için ortaya çıkmış, sonra tekrar bilinmezlikte kaybolmuştu. Taman bu yenilgiyi hiç unutmadı, intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Vadi onun hâkimiyetinde kalmıştı.

Bu sene kiraz çiçekleri açarken yirmi yaşına giren genç şifacı Mina.

“Buradan geçmeliyiz” dedi içinden. Ondan dört yaş küçük olan ve doymak bilmeyen icat tutkusuna sahip kardeşi Selim bunu duymuşçasına, “Endişelenme abla, hallederiz” dedi. Hayalci olmuştu daima, bu sayede yeni şeyler icat edebiliyordu.

İnce ve uzun gövdesini kıpırdatmadan başını hafifçe Selim’e çevirerek, orta kalınlıkta, sık kaşlarını çattı. Ela gözlerini dikip “Dağ’ın arkasında bulunan köydeki insanlara yardım etmeliyiz” dedi. Mina, çocukluğunda başkalarıyla oynamayan çok ciddi ama yüreğinde merhamet duygusu sonsuz olan bir genç kızdı. Ablasının aksine şakacı olan muzip Selim;

“Biliyorum abla, zor olacak ama imkânsız değil. Önceleri buraları dutlukmuş biliyor musun” dedi, hafiften tebessüm ederek.

Mina bu espriye hiçbir tepki göstermedi. Aksine daha ciddileşip, kaşlarını daha sert çattı. Ablasından gözlerini kaçırmak için kömür gözlerini tepeden vadiye doğru çevirdi. Siyah pantolonunu ve en sevdiği mavi gömleği ile yanından hiç ayırmadığı soluk kahverengi icat çantasıyla, belli etmemeye çalışsa da kendisi de çok endişeliydi. Rüzgâr’ın etkisiyle kısa sarı saçlarının diplerindeki derisinin soğuktan uyuştuğunu hissetti. Selim her zaman ablasının yanındaydı.

Vadiyi tamamen dolduran lavlar, etrafa yayılıp her yeri kaplayan kül bulutları ve etkili olan gazlar köydeki halkın iç organlarını tahrip etmişti. Özellikle solunum yollarında yanıklara neden olmuştu. Kül bulutları güneş ışınlarını kalkan gibi engelliyordu. Köy halkı hem çok hasta, hem de güneşten yararlanamamasından dolayı ve kimyasal yağmurların etkisiyle de yiyecek şeyler yetiştiremiyordu. Köyün yok olmasına ramak kalmıştı.

“Hiçbir planım yok, buradan nasıl geçeceğiz bakalım dahi çocuk” dedi.

“Merak etme abla, sen bana güven. Müthiş bir icadım var. Taman’nın ateşine dayanıklı grafen botlarım var. Çok hafifler, bütün yüzeylerin üzerinde yürümeye elverişli. Çok soğuğa ve dehşet verici ateşe dayanıklı mükemmel bir mekanizması var.”

Gülerek, “İcadıma çok güveniyorum abla” dedi.

Müthiş bir yeteneğe sahip, neredeyse her soruna bir çözüm bulan şeyler icat edebilen bir gençti. Mina kardeşinin söylediklerini belli belirsiz dinliyordu. O an aklında beyin fırtınası meydana geliyordu.

“Taman yolumuza çıkarsa ne yapacağız” diye içinden geçirdi.

“Kank yeryüzünde olsaydı keşke, tekrar bütün insanlığı Taman’a karşı korumak için.

Ama uzun yıllardır, Kank’ı gören ve güzel sesini duyan kimse olmamıştı.

“Hadi abla.” Mina birden kendine geldi, aklındakileri bir kenara bırakıp ateş vadisine odaklanması gerekiyordu. Selim gibi onunda içi korku doluydu ve tüyleri ürperiyordu. Kaya gibi sert durmalıydı, insanlar, çok sevdiği kardeşi ve ona her şeyi öğreten babasının anısına bunu başarmalıydı. O insanlara yardım etmeliydi, bu uğurda ölse bile.

“Hadi abla gidelim. Botlarımı giydim, al bunlarda seninkiler. Ben hazırım, eğer sende hazırsan…”

1.BÖLÜMÜN SONU

Ateş Dağı” için 2 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Eşref,

    Bu ay öykülerimiz kesişmiş ve ikimizin de öyküsündeki dağın adı aynı. Ateş Dağı… İçinden ateş fışkıran bir dağın adı başka ne olabilirdi zaten değil mi? :slight_smile:

    Seçkideki ilk öykün olduğunu görüyorum. Öncelikle hoşgeldin. Umarım hikayenin başka bölümlerini de okuruz.

    Bu bölüm bir giriş olduğu için önümüzdeki bölümlerde açıklanmasını merak ettiğim konuları şuraya yazmak isterim;

    Adı Ateş Dağı - ve vadide hissedilen sıcaklık sebebiyle hala aktif olduğunu anlıyorum- ama tepelerinde soğuk rüzgarlar esiyor, Kank insanlığı ne zaman kurtarmıştı ve Taman vadiye ne zaman hapsedilmişti çünkü sanki uzun bir süre önce olmuş gibi hissettim metinden -.

    Bununla beraber vadi hala sıcak yani Taman yenilgiden sonra henüz soğumamış ve arka köyde kahramanların yardımına ihtiyaç duyuluyor. Hikaye ilerleyince ifadelerden sanki Kank’ın başarısı çok kısa zaman önce olmuş, köydekilerin sağlık koşulları yeni yeni bozulmaya başlamış izlenimi edindim okurken.

    Hikayenin bu kısmının sonuna doğru da Kank2ın uzun zaman önce insanlığı kurtardığını anlıyorum.

    Belki hikayenin olay zamanlaması üzerinde biraz daha çalışmak istersin. Zamanlama için her zaman süre vermek gerekmez. Mesela Ateş Dağında soğuk rüzgarlar eserken kalmış olsaydın Kank’ın insanlığı kurtarışını yazımsal olarak güzelce oturtmuş olurdun ya da zehirli hava ve kül bulutları sebebiyle iç organları çöken/solunum yolları yanan halkın neden hala orada oturmak zorunda kaldığı gibi…

    Nedense bunları yazarken kendimi tutamadım :slight_smile:
    Umarım amacını aşmamıştır yazdıkalrım.

    Merakla diğer bölümleri bekliyorum
    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  2. Muhtedi dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar,
    Evet ilk kez yazıyorum.Değerli yorumlarınız için teşekkürler.Sorularınıza gelirsek;Kank insanlığı uzun zaman önce Taman’dan kurtardı.Dağ aslında soğumuştu ama yakın bir zamanda Taman yavaş yavaş kurtulmaya başlıyor.Lav gölü,küller ve köydekilerin hastalığı bu nedenden.Bunları yazıda aktaramamış olabilirim.Benim öğreneceğim çok şeyim var.Böyle bir platformda ilk kez yazıyorum.Eleştiriler benim için çok önemli.Tekrardan yorumlarınız için teşekkürler.

    Saygılarımla

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!