Kötü kalpli hükümdar Şehriyar elleri zincirle bağlı Şehrazad’ın yanına oturup “Bugün bana anlatacak masalın yok mu?” demiş çirkin bir sesle. Şehrazad, “Elbette var fakat biraz hüzünlü ve kısa bir masal öncekilerin aksine yine de dinlemek ister misin?” Şehriyar başıyla onaylamış. Ve Şehrazad bir gece daha nefes almaya devam etmek üzere masalını anlatmaya başlamış:
Bir ağacın binlerce meyveye ev sahipliği yaptığı dünya kadar büyük gövdesi olan çölde üstü toz ve bere içinde kalmış yağız bir delikanlı ayaklarını sürüyerek ağaca doğru yürüyormuş. Birden önünde güzeller güzeli manolya çiçeği açmaya başlamış.
Delikanlı susuzluktan kapanmaya yüz tutmuş siyah gözlerini açık tutmaya uğraşarak ayak ucunda yeşeren çiçeğin ışıltısını hayranlıkla izlemeye koyulmuş. Çiçeğin en iç katmanında bir insan yüzü çıkmış delikanlı halis gördüğünü sanmış fakat öyle bir gerçekmiş ki rüyalar bile görse çiçeğin bu güzelliğini, gizemli gerçeğini yansıtamadığı için derin bir kıskançlık duyarmış. Delikanlı hayretler içinde yere eğilmiş fakat çiçek delikanlı üstüne eğilir eğilmez delikanlının iki adım gerisine kaçmış.
Delikanlı aldırmayarak çiçeğin durduğu yere yürümüş yine üzerine eğilmiş. Çiçek tam o anda yine iki adım geriye atlamış delikanlı yine aldırmayıp çiçeğin peşinden yürümeye devam etmiş. Delikanlı her çiçeğin üzerine eğildiğinde çiçek iki adım geriye atlıyormuş.
Nihayet delikanlı yorulduğunda, “Neden yaprağında yüzümü gezdirmeme, mis kokunu içime çekmeme izin vermiyorsun?” demiş sitemle.
Çiçek gözlerini delikanlının gözlerine kenetlemiş, “Beni sevdin mi ey delikanlı?” demiş şarkı söyleyen ince bir tınıyı andıran, hayallere daldıran sesiyle.
Delikanlı, “Elbette sevdim fakat çiçekler koklayınca yüreğimde daha unutulmaz bir yer kaplar seni unutmamı ister misin? Lütfen izin ver bir kez olsun koklayayım seni.” Çiçek yaprağına rüzgâr değmişçesine kımıldamış ve yine aynı ince sesiyle cevap vermiş. “Ben daha önceden gördüğün çiçeklere benziyor muyum delikanlı? Koklamayınca unutulur muyum? Güzelliğim o hayran olunası bakışlarında biraz olsun kalamaz mı?”
Delikanlının içi kıpırdamış bu sözler karşısında. Bakışlarını çiçekten ayırmayarak, “Uzun bir yolculuğum oldu binlerce çiçek gördüm de senin gibisiyle ilk kez karşılaşıyorum. Derin bir güzelliğin var fakat yine de elimde değil kokuna duyduğum derin merak bir an için azalmadı. Lütfen izin ver koklayayım seni?”
Çiçek gün ışığını andıran bir parıltıyla ışıldadı. “Merak… Bedbaht bir duygudur delikanlı sonu mutlak bencilliktir bundan kaçın pişmanlık duyma sonunda gözlerin yer etsin benliğimde ve benliğim yer etsin zihninde yıllar boyunca.”
Delikanlı hüzünlü bir bakış savurdu çiçeğe. Sessizlikte saatler geçip gitti. Güneş terk etti iki sevgilinin birbirine kenetlediği ve kelimelere gerek duyulmadan binlerce hissin tarif edildiği o ana. Ay geldi yarısını sevgilisiyle bölüşmüş bir surette ve devraldı güneşten binlerce tarif edilmemiş hisse yuva olmuş o ânı. Delikanlının göz bebeği yanağına bir yaş kondurdu hafif ve sıcak. Çiçek yaşın yüzde süzülüşünü seyretti. Beyaz dudaklarını ayırdı birbirinden ince sesiyle başlayıp konuşmaya, “Bu gece senin yanında kalmak istiyorum delikanlı bir sevgilinin sevgilisinden başka gidecek yeri yoktur öyle değil mi?”
Delikanlı olduğu yere oturdu aralarında iki adımlık yer vardı. Delikanlı kırgın bir sesle “bir sevgili sevgilisinin yanındayken bile onun gönlünden uzaksa yan yana olmanın lüzumu var mıdır? Çiçek ayın yarım vuran ışığında gözleriyle dans etti. “Gönle kurulan yer görünmediğinden olacak her sevgili yerini yadırgar bu gecelerde.”
Delikanlı içine gömülen sesiyle “Neden?” diyebildi. Hüzün ile dolu olan ruhu göz yaşıyla dışarı vurmuştu bu hüznü. Çiçek delikanlının içine işleyen bakışlarında kahroluyordu, göz yaşları sanki kendi yaprağında savruluyor, köküne saplanıyordu.
Derin bir iç çekişin ardından “kaybetmek” çıktı beyaz dudaklarından. Delikanlı anlam veremeyerek, “Neyi kaybetmek sevgilim, neyden bahsediyorsun?” Çiçek dışa doğru açılan incecik yapraklarını ahenkle hareket ettirip, “Bir sevgilinin sevgilisini kaybetmesi hazin değil mi?” Delikanlı başıyla onayladı. Çiçek “Bana yemin et sevgilim, şimdi yanında uyuyacağım fakat beni asla koklamayacak yanıma iki adımdan az yaklaşmayacaksın sana güvenmek istiyorum.”
Delikanlı, “Yemin ederim sevgilim, seni koklamayacağım hatta gece boyu uyumayıp seni izleyeceğim. Seninle geçirdiğim dakikalar yer etsin zihnimin bilinmeyen köşelerinde, kalbimde yeşersin güzelliğin.”
Çiçek delikanlının bu sözleri karşısında huzurla yapraklarını içine kıvırıp uyumaya koyuldu. Delikanlı bakışlarını çiçeğe kenetledi, ruhunu kapladı aşkı, zihninde yer etti bu anı. Ay bile geceyi terk ettiğinde delikanlı sevgilisine bakarken ışıyan gözleriyle hâlâ bakmaya devam ediyordu yanında olan o güzelliğe. Bir diken parçası yetti yanında. Sesi yoktu, ışığı yoktu ortaya çıktığında.
Delikanlı yanlışlıkla parmağına ucu deyince fark etti onu. Dikenin ucunda bir insan yüzü belirdi. Çirkin bir varlıktı. Kısık ve çatallı sesiyle konuşmaya başladı, “Sevgilinin sahiden seni sevdiğini nereden biliyorsun?” Delikanlı bakışlarını çiçekten ayırmayarak, “Bunun bilmekle ilgisi yok bu ruhunu, benliğini kaplayan delice bir histen başkası değil.”
Diken güldü. Çirkin bir gülüştü bu. Delikanlı aldırmayarak sevgilisinin güzelliğinde bakışlarını gezdirdi, hayallere kapıldı. Diken sessizliği bozup, “Bu çiçeklerin her birinin cenneti andıran kokusu olurmuş sahiden öyle mi?”
Delikanlı yüzünü buruşturdu, bakışlarına hüzün çöktü, “Bunu bilmeyi ne çok isterdim.”
Diken, “Niye bilmeyesin ki? Yanında var bir tane yaklaş ve kokla seni durduran yok.”
Delikanlı dikene baktı, “Ne yazık ki sevgilim buna izin vermiyor.”
Diken sessizlikte kaybolan sesiyle, “Yoksa seni sevmiyor mu?”
Delikanlı irkildi, “Onu da nereden çıkardın?”
Diken devam etti, “Senin isteklerinin bir önemi olmadığından ufak bir kokuya şahit olmanı bile istememiş bu seni sevmediğini göstermez mi?”
Delikanlı istifini bozmadan, “Alakası yok sevgilimin bir bildiği var ki izin vermiyor.”
Diken gözlerini kıstı, “Tabii tabii, öyledir ama gördüğün üzere çiçek derin bir uykuda biraz yaklaş ve kokla ne olur ki en fazla.”
Delikanlı hayır dese de diken delikanlının ağzından girip burnundan çıkmış. Delikanlı yine de yeminini unutmamış. Diken en sonunda ayrılmış yanından. Güneş gelmiş en tepeye yerleşmiş. Gün ağarmış. Delikanlının zihninde dikenin sözleri dalgalanmış, durmuş. Kendi arzusunun kurbanı olup verdiği yemini hiçe saymış. Eğilip çiçeğin kokusunu içine çekmiş. Çiçek anında uyanmış ışığı, rengi yavaş yavaş siyaha dönerken her zerresi birbirinden ayrılmaya başlamış.
Kırgın ve ağlamaklı sesiyle, “Sana güvenmiştim aşkına inanmıştım fakat… Fakat…” sözlerinin sonunu getiremeden yerde açılan oyuğa siyah ve solgun yüzüyle düşmüş. O düştüğü an oyuk yok olmuş. Delikanlının yüzünü perişan bir hal kaplamış. Günler boyunca gözlerinden yaş eksik olmamış. Sevgilisine ettiği ihaneti yedirememiş. Ruhu derin bir acıyla dolmuş. Kendini toparlayıp ayağa kalkmış.
Çiçekle karşılaşmadan önce yürümek üzere olduğu ağaca doğru yol almış. Ağaç günler, aylar yıllar uzaktaymış. Çok yürümüş, attığı adımda ettiği ihanet peşini bırakmamış. Ağaca gelmiş nihayet meyveye anlatmış benliğini yiyip bitiren acıyı.
Meyve, “O çiçeği bilirim daha nicesi seninki gibi bir aşka tutulmuş hepsi aynı ihanete uğramış yine de akıllanmayıp birilerine güvenmeye devam etmiş görüyorsun ya bugün olmuş ders almamışlar.”
Delikanlı yaş dolu bakışla, “Suç çiçeğin değil dikenin, diken gelip aklımı çeldi.”
Meyve gülmüş, “O dikeni de bilirim sözünde duramayan, onlara verilenle yetinmeyen kendi arzusuna esir olan âşıklar ettiklerini kendilerine konduramadığından uydurmuştur.”
Delikanlı daha delice ağlamış, “Çok çaresizdim çok istedim kokusunu içime çekmeyi.”
Meyve, “İstediğini yaptın ya sonunda daha niye mutlu olmuyorsun?”
Delikanlı, “Bu şekilde olsun istemiyordum ona âşıktım.”
Meyve, “Aşk araya bencil arzular girdiğinde yitirilir fakat kendisi de öyledir zaten.”
Delikanlı meyveye bakıp, “Şimdi ne yapacağım?”
Meyve, “Çaresiz bir arzunun kurbanı oldu aşkın. Kabullenip yola devam etmeli.”
Delikanlı meyveye hak verdi. Onu ve sevdiğini mahvetmişti elleriyle. Bu aşk pesini bırakmazdı biliyordu kabullenmek ve var olan arasında süregelen bir savaş vardı. Delikanlı çoktan mağlup taraftaydı. Çantasına acısını alıp hızlı adımlarla yola koyulmuştu bile.
- Bin İkinci Gece Masalı: Yasak Elma - 1 Temmuz 2021
Öncelikle söylemeliyim ki konuya, temasıyla, diliyle, anlatımıyla uygun bir öykü olmuş. Bir bütün olarak ele aldığımızda güzel bir hikaye yazmışsınız. Elinize, kaleminize sağlık. Ama bazı eksiklikleri de söylemem gerektiğine inanıyorum.
üstü toz ve bere içinde kalmış(,) yağız bir delikanlı(,) ayaklarını sürüyerek ağaca doğru yürüyormuş. parantez içerisine koyduğum virgüller gerekiyordu sanki.
Bence, bazı yerlerde olması gereken virgüller yoktu. Bu da okumayı ve anlamayı zorlaştırıyordu. Bunu noktalama işaretleri konusunda eksiklerinin olduğunu bilen ben söylüyorum, varın durumu siz hesap edin.
Bir ağacın binlerce meyveye ev sahipliği yaptığı(,) dünya kadar büyük gövdesi olan çölde (
Delikanlı(,) susuzluktan kapanmaya …
Güneş gelmiş en tepeye yerleşmiş. Gün ağarmış. Burada da sıralama ters olmuş sanki
Gün ağarmış. Güneş gelmiş en tepeye yerleşmiş. Bir daha okuyunca sizde fark edeceksiniz…
Tekrar elinize sağlık diyorum…