Öykü

Bir Cinayet Anatomisi

Uzun bir gölgesi vardı. Hem de çok uzun. Sıcaklığı ilk hissettiğimde “Yaptım Sonunda!!!” dedim. Her yaptıkça diğeri daha kolay oldu. Zafere bir adım daha yaklaştım. Şimdi o uzun gölgesinin nasıl küçüldüğünü izliyorum. Nemli pis koku bedenimin tüm hücrelerini ele geçirirken, loş ışıkta ellerimdeki kana bakıyorum.

Belki de burada bir an önce kaçmalıyım. Ama kaçma isteğim hiç yok.

Karar vermeliyim. Kaçmak yada polisi aramak.

Bilmiyorum…

– Alo! Ben ev sahibim Atıf’ı öldürdüm. Nevru Caddesi, 3654 Sokak No:7
– Beyefendi, tekrar eder misiniz?

Bip bip bip …

Tekrar mı? Yaptıklarımı tekrar mı yapmalıyım? Yoksa o ruhu çürümüş zavallıyı tekrar mı kana bulamalıyım?

Bu kadar artık. Beni almaya gelmelerini bir kahraman gibi beklemeliyim. Zihnim kelimeler, sözcükler ve cümleler ile dolu. Kavramlar bana yeni tuzaklar kuruyor. Zihnimdeki karmaşa yine bana oyun oynuyor. Her zaman olduğu gibi.

Bu ev ne kadar nemli ve pis, boyaları dökülmüş, eşyaların görüntüsünü zihnimde canlandırmak bile mide bulandırıcı. O pis koku içinde yeni bir koku alıyorum.

İlk geldiğimde hissetmediğim.

Evet evet! Bu bir kahve kokusu bu. Çok güzel ve huzur verici bu pis yerde. Mutfaktan geliyor.

Evet, yeni yapmış ruhsuz adam. Oda ne iki fincan var. Yoksa yoksa! Başka biri daha mı var? Onun gibi kötü ve gaddar. Onu da haklamalıyım. Burada bir yerde olmalı. Polisler gelmeden haklamalıyım.

– Biliyorum buradasın, kaçamazsın benden. Yakalayacağım seni.”

Üst katta bir ses geldi, orada olmalı.

– Yakaladım seni.

Hiç sevemedim tahta merdivenleri. Ne kadar çok gürültü çıkarıyorlar.

– Bak üst kata çıktım bile, korkma sana bir şey yapmayacağım.

Nede olsa her şey bir şey değildir. Ona her şeyi yapacağım. İliklerine kadar ineceğim.

– Yoksa banyoda mısın?

Burada da değil. O zaman yatak odasında. Yakaladım onu. Burada da yok. Sadece yatak odasının penceresi açıkmış. Neredesin be? Bulamıyorum bu korkağı. Bu gürültüde ne?

– Tak tak tak …
– Polis aç kapıyı, Yoksa kıracağız kapıyı.

Açmalıyım kapıyı nasıl olsa girecekler içeri. Zaten ben çağırmadım mı onları?

– Kırın kapıyı.

Hoş geldiniz. Ben öldürdüm Atıf Beyi.

– Alın şunu.
– Komiserim adam ölmüş.

Ne ölmesi o sonsuzluk uykusunda günahlarının hesaplarını veriyor, şimdi.

* * *

Özgürlük bu olsa gerek, kimseye bağlı kalmadan yürümek uzun ince bir koridorda.

Yoksa yaşamın kalbi mi bu? Ruhun olmadığı bir beden yada bedenin olmadığı bir ruh gibi.

Yeni bir şey değil aslında bu. Ama inanç meselesi her şey.

Yürüyorum bu boş ve karanlık koridorda ve sonun nereye vardığını bilmiyorum. İlerde bir ışık var bende kelebek gibi ona doğru gidiyorum.

Kelebek gibi mi?

Hayır, böcek gibi.

– Otur şuraya!

Ruhsuz bedenler, çürüyor her nefeste. Ölüme gitmek için bu kadar çaba harcar mı bir insan? Ölümün kollarına atlamak, atılmak için. Huzur, mutluluk bu mu?

– Adın soyadın!

Benim bir adım yok. İki kelime beni temsil edemez. Kelimenin anlamını ben yüklerken neden bana hükmetsin. Kendim oluşturduğum beni neden esir alsın.

– Adın soyadın ne dedim!
– Atıf Nevru.
– Cinayeti sen mi işledin?

Ben cinayet işlemedim. Tutkuları yok ettim. Bir yanlışı düzeltim diyelim. Tavuklara zarar veren bir tilkiyi öldürmek suç mu? Ben adalet için yapılan bir davranıştan dolayı suçlanamam. Adalet bir vicdan meselesi değil mi? Vicdanım yargıladı ve hüküm verdi. Bu eller, bu beden ise uyguladı.

– Bak bir daha ikiletme, karışmam. Bu cinayeti sen mi işledin?
– E… evet ben yaptım.
– Nasıl oldu?

Eve girdim. Belimde, kemerime iyice sıkıştırdığım bıçağı çıkardım ve sapladım. Onun ruhsuz ve günah dolu bedenine. Beş defa sapladım ve her saplayışta zevk aldım. Kanın kokusu büyüledi beni ve çocukluğuma döndüm. O anı bir daha yaşadım.

– Sen benle dalga mı geçiyorsun, lan! Nasıl oldu dedim, sana? Anlat!
– E…e…efendim. Kirayı vermek için eve gittim. Ev sahibim beni içeri davet etti. Çok kibar biriydi. Pencerenin yanındaki masada bana yer gösterdi. Karşılıklı oturup biraz benim derslerden birazda onun emekliliğinden bahsettik. Bana kahve içermişin, dedi. Bende teşekkür edip alırım dedim. Kahve yapmaya gitti…
– Kahvenden başlatma şimdi. Adamı niye öldürdün? Bıçağı nerde buldun?

Lumak kahvesiydi, bundan bahsetmeden olmaz. O kahvede misk kedisinin kokusunu hissettim. Sanki kahveyi Endonazya’nın sade bir kasabasında misk kedisinin tüylerini okşarken ben topladım ve ellerimle mutfağa getirdim.

– Bu adam yine gitti. Alo alo uyudun mu? Sana diyorum.
– Bıçak, bıçak masadaydı. Elmaların ve cüzdanın yanında.
– Olayı ben anlatayım o zaman. Dinle! Yani diyorsun ki, adam mutfağa gitti. Cebimde daha vermediğim ev kiram var. A birde cüzdandaki paraları gördüm. Bunlar benim olmalı dedim. Tek yapamam gereken bu yaşlı bunağa birkaç bıçak darbesi. Sonra hepsi benim.
– ….
– Ama cinayeti açık pencere önünde işlemek gibi bir ahmaklık yaptın. Komşunun seni pencere önünde görüp polise ihbar ettiğinin farkına bile varmadın.

İhbar mı? Komşu mu? Ben aradım sizi o kanlı ellerimle. O yaşlı ruhsuzun bedenindeki o kirli kanın kokusunu istedim. Sadece paraymış, bunların hiçbir önemi yok. Ben bir kahramanım ve kendime, size, topluma hatta o yaşlı bunağa bile iyilik için yaptım.

– Sustuğuna göre kabul ediyorsun. Dediğim gibi yazıp imzalatın bu pisliğe.
– Ama böyle olmadı!

Daktilonun her bir tik sesi yaptıklarım için sanki bana övgüler düzüyor. Tak sesi ise verilen madalyalar olsa gerek. Evet, sonunda kahramanlığım kayıt altına alınıyor. Şu siyah boyası dökülmüş daktilo ile. Yazılanlar belki bir destan olur yada ninelerin dilinde çocukların zihninde bir masal. Hepsini yazın en ince ayrıntısına kadar. Her bir harfe ise özenle bas. Çünkü bu zamansızlık içinde filizlenen ve beni ben yapan yok ettiklerim ve yok olduklarım dilden dile dolaşacak, ruhsuz bir bedende kan kokusu ile birlikte.

Bir Cinayet Anatomisi” için 2 Yorum Var

  1. İlginç olmuş. Edebiyatta kökleri olan bir öykü gibi ayrıca ciddi bir şizofren anladığım kadarıyla.
    Ben daha çok anlatıcı tarzı ile ilgilendim. First person anlatımlarda benim de yaşadığım bir ikileme düşmüş olabilirsiniz.
    1-Yani adam kendisini ve eylemlerini anlatsın mı?
    2-Ama zaten o yapıyor bu eylemleri kime anlatasın kendisine mi? Okuyucudan haberdar mı değil mi?
    Bence adam kendisini okuyucuya anlatmalı. Bu öyküde ise anlatıcı daha çok bir iç ses. Benim de böyle öykülerim var. İyi ya da kötü değil bir seçim meselesi bu. Hatta adamın psikolojik durumuna iyi de uymuş.
    Herşeyin sonunda edebi bir eser olmuş çala kalem değil, tebrik ederim.

  2. Değerli zamanınızı ayırıp yorum yaptığınız için çok teşekkür ederim

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!