Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Bölüm 2

Şövalye, uzun bir süre karşısındaki adamı tarttıktan sonra, demir kaskının altından boğuk bir sesle konuştu: “bunların sorumlusu sen misin?”

Elleri hala arkada kenetli duran Archanger yanıtladı: “hayır. Ama sorumlusunu bulursam, ilk senin haberin olur.”

Süvari şaşırmış gibiydi. Bu kadar sakin bir cevap beklemiyordu. Kendinden emin, ama tehdit içermeyen bir şekilde: “bizimle gelin. Yargılanmanız gerek.” dedi ve atı, bir kez daha toprağı tekmeledi.

Archanger mümkün olduğunca kabalaşmamaya özen göstererek: “Aslına bakarsan, uzun bir yolculuğa çıktık. O yüzden, nazik teklifinizi reddetmek zorundayım.”

Şövalye, hiç şüphesiz sinirlenmişti. Artık sesi boğazından çıkıyor ve öfke doluydu: “Ya bizimle gelirsiniz, ya da sizi ben getiririm!”

Archanger’in suratında hain bir gülümseme oluşmuştu. Uzun süredir kendini bu kadar basite alan kimseyle karşılaşmamıştı. Zevkle gerilen dudaklarının arasından tek çıkan; “dene bakalım” oldu.

Kahverengi at, kararmış nallarıyla toprağı dövüyordu hala. Şövalye biraz bekledi. Karşısındaki kapüşonluda en ufak bir rahatsızlık görmeyince, daha da sinirlendi. Dizginleri şaklattı ve normalden daha iri olan atı, tüm gücüyle ileri atıldı.

Zaman adeta yavaşlamış gibiydi. Archanger ata ve süvariye son bir kez baktı ve kapüşonun gölgesinde kalan gözlerini yumdu: “bu bir direniş.”

Kendini bir karanlıkta buldu ve boşlukta durduğunu düşündü. Elleri hala arkada kenetli duruyordu. Atın nal seslerine odaklandı: Atın tüm hareketini hissedebiliyordu. Gözleri kapalı olduğu için, diğer tüm duyuları, olduğundan daha güçlüydü.

At gittikçe yaklaştı ve nal seslerinin arasına karışmış, boğuk bir kılıç sesi duydu. Sağ kulağı, kılıcı çok daha net bir şekilde duymuştu. Bu sayede adamın, sağ tarafında olduğunu anladı Archanger. Biraz daha yaklaşmasını bekledi. Artık nal sesleri adeta kafasında yankılanıyordu. Atın attığı her adım, bedeninin sarsılmasına yetecek kadar netti.

Daha demirin yankıları kulağında gezerken, çok ilginç bir ses daha duydu. Ufak bir uğultuydu bu. Sanki küçük bir taş atılmış veya bir kuş yakınından geçmiş gibiydi. İşte, beklediği şey buydu: şövalye kılıcını kaldırmış ve savurmak üzereydi!

Derin bir nefes aldı Archanger. Hava burun deliklerinden yavaşça girip, tüm bedenine işliyordu. Göğsü şişmiş, omuzları geriye doğru düşmüştü. Ağırlaştığını hissedebiliyordu Archanger. Kollarını serbest bıraktı ve kolları öne düşerken, hafifçe dizlerinde yaylandı. Nefesini henüz bırakmamıştı ki, gözlerini açtı.

Gözünü o kadar hızlı açtı ki, göz kapağında biriken ter damlacıkları savruldu. Gözünü açtığı anda, dibinde bir kılıç vardı ve giderek yaklaşıyordu.

Bir anda tüm nefesini verdi. Archanger. Ağzı hala kapalı duruyordu. Burnundan çıkan hava, üzerindeki tişörtün boğaz kısmından içeri girdi ve dalgalandırdı. İçinden çıkan tüm hava, bedeninin küçülmesini ve dizlerine doğru daha da katlanmasını sağlamıştı. Kolları omzundan arkaya doğru bükülmüştü. İçinde kalan son hava kabarcıklarını da dışarıya savurduğu anda, tüm gücünü kırık duran bacaklarına verdi ve gergin duran kollarıyla kendini yukarı doğru çekip, bir anda zıpladı.

Uzun yılların yükü altında ezilen bacakları; tüm gücüyle birleşince, onu muazzam bir yüksekliğe savurmuştu. O kadar yükselmişti ki, hiç zorlanmadan atın üzerinden bile atlayabilirdi.

Archanger zıpladıktan hemen sonra; az önce boyunun olduğu yerden bir kılıç, olağanca hızıyla geçti ve havayı yararak tiz bir ses çıkarttı. Az önce durduğu yerin üstünde, havada asılı duruyordu Archanger ve zaman onun için bir kez daha durmuş gibiydi.

Gözlerini havada tekrar kapattı ve yerden kalkan tozu düşündü: kendi zıplaması, nalların vuruşları, kılıcın geçişi…

Tahminine göre, şuan şövalye ile aynı hizada olması gerekiyordu. Şövalye de kılıcını az önce salladığına göre, şimdi tamamen savunmasız olmalıydı. İşte, doğru an buydu.

Derin bir nefes daha aldı…

Gözlerini eskisinden de şiddetli açtı…

Kolları, az önce zıplamasını güçlendirmek için savrulmuştu. Uçuşan pelerinine aldırmaksızın, hemen sağ koluyla solunda asılı duran kılıcı kavradı ve olağanca hızıyla çekti. Kılıcı çekerken de, kendi etrafında ufak bir dönüş yaptı. Artık şövalye ile yüz yüzeydiler ve Archanger hala havadaydı. Yani onu kısıtlayan bir şey yoktu.

Kılıcın ucu kından ayrıldığı anda, olağanca hızıyla şövalyenin ensesine yöneldi ve hala dönmekte olan Archanger’in hızıyla birleşince, atın üzerinde duran şövalyenin kellesini hiç zorlanmadan bedeninden ayırdı.

Şövalyenin son gördüğü şey: Archanger’in soğuk yüzündeki yırtıcı bakışları olmuştu. Şövalyenin kellesi ile Archanger’in ayakları, toprağa aynı anda düştü ve kelle yuvarlanırken, Archanger tüm heybetiyle ayakta duruyordu…

Bölüm 2” için 4 Yorum Var

  1. Öncelikle “Bölüm 2” derken neyi ifade etmek istediğini tam olarak anlayamadım. Öyküye bir isim bulman daha iyi olabilirdi.

    Bunun haricinde, betimlemelerin çok iyiydi, ufacık bir şeyi bu kadar paragrafa yaymak yetenek ister.

    Kalemine sağlık.

    1. Öncelikle; ilginize ve iltifatınıza teşekkür etmek istiyorum. Bunun yanı sıra, “özellikle Bölüm 2” olarak gönderdim. Hatta oldukça ısrar etmem gerekti. 🙂 Ancak kasıtlı yaptığım bir şeydi ve şayet sıkı bir Fantastik-Bilim Kurgu takipçisi iseniz neden böyle yaptığımı çok kısa bir süre sonra anlayacaksınız…

      Saygılar,
      Yağız Duzluoğlu

  2. oldukça uzun bir süredir (yaklaşık 2yıldır) öyküleri takip ediyordum ve ender rastlanan bir durumla karşılaştım. hatta belki de ilk kez karşılaştım. bu bir öykü değil: bu bir kitaptan kesit. bu ve benzeri bir metin görmedim daha önce. bir yerden alıntı desem, o da değil. daha önce okuduğum savaş sahneleri, genelde kaba taslak geçilir ve hareketlere bu kadar önem verilmezdi. ancak görüyorum ki; sen tek bir hamle için bile sayfalarca dökebilecek potansiyeldesin. bu yoldan şaşma, çünkü gerçekten iyi yazıyorsun. nick’in “Yazmanın Tanrısı” sanırım bu ünvanı hakettiğini düşünüyorum. hikaye ismine bakacak olursak, henüz 2.bölümü bu. olaya bu kadar çabuk girdiğine göre, gerçekten etkili bir kitap olacağa benziyor. bu eşsiz zevk için teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim… 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *