Öykü

Cosmo-Nuts

Ayaklarının altında ezilen yaprakları hissedebiliyordu, ıslak ve çürük. Olduğu yerde durup etrafına baktı. Gemiden çok uzaklaşmamıştı. Başlığına fısıldadı: “Çevre taraması.”

Birkaç saniye sonra yüzünün birkaç santim ötesinde, başlığın iç camına veriler dökülmeye başladı. İçinde bulunduğu 28 dönümlük alan içinde hiçbir canlı yaşamıyordu.

“Bir yanlışlık olmalı” dedi kendine.

“Albay, hata yapma oranım…”

“Kendimle konuşuyordum” dedi sesini yükselterek “Hata yapmayacağını biliyorum.”

Hava sisliydi. İlerideki büyük yapraksız ağaçların gövdelerini seçebiliyordu.

“Oksijen oranını tekrar ölç.”

“Oksijen yoğunlaşma oranı %18,4 Albay. Bu oranda herhangi bir fiziksel aktivite durumunda, hücrelerin fonksiyonlarını sağlamak için gereken oksijeni alamayacaktır. Beyin fonksiyonlarınız..”

“Anladım Mag. Bu lanet başlıktan kurtulamayacağım. Acıktım. Ne yemek hazırlayacaksın bana?”

Mag, son derece gelişmiş bir yapay zekâ olduğu halde Albay’ın bu ani duygusal değişikliklerine alışamamıştı. Cevaptan önceki geçirdiği 0,4 saniyelik duraksama Albay’ın dudağında bir tebessüme neden oldu.

Karanlık çökmeye başlamıştı ve nedense hayatın çekildiği bu Gezegen’de kendisini rahatsız eden bir şeyler vardı. Yere eğildi ve eldiveniyle birkaç yaprak aldı. Burada her şey ölmüş gibiydi.

“Bana patatesli omlet hazırla lütfen.”

“Anlaşıldı Albay. Sistemin Güneşi, Gezegen’in bulunduğumuz yarımküresi için 17 dakika sonra ufuktan batacaktır.”

“Geliyorum” dedi Albay, başarısızlıkla sonuçlanan başka bir keşiften duyduğu keyifsizlikle. Uzay’da geçirdiği uzun sürede; atmosferine girdiği, zeminine ayak bastığı bir Gezegenin yaşanabilir olup olmadığını hemen anlayacak kadar tecrübe edinmişti.

Gemiye bindi. Kontaminasyon bölümünde kıyafetini çıkardıktan sonra,  geminin yaşam alanına gitti. Aldığı yaprak örnekleri çoktan Mag tarafından incelemeye başlanmıştı.

Keşif gemisi, standart SP-2246 model yaşam modülüydü. Ana reaktörün olduğu bölümün üstüne, iki katlı ve çok amaçlı yapılmış bir araçtı. Uzun süreli yolculuklar için tasarlanmış ve astronotun ihtiyaçlarını azami düzeyde karşılayacak şekilde hazırlanmıştı. Albay, mis gibi kokan omletin kokusuyla bir an için yaşadığı Gezegen boyu hayal kırıklığını unutmuştu. Nefis kokuyordu. Bunun yanına kahve iyi giderdi.

“Kahve” dedi uşağından bir şey isteyen kibirli aristokrat edasıyla. Mag, insan davranışlarını % 74 başarıyla taklit edebilen bir zekâydı.

“Emriniz olur” dedi olabildiğince alaycı.

Albay yemeğe başlamış, kendi kendine sesler çıkartarak ağzını şapırdatıyordu.

İki lokma arasında “Standart Yabancı alan güvenlik prosedürü.” dedi.

“Aktif edildi.”

 

Keşif için inilen her gezegen burası kadar sessiz ve terkedilmiş değildi. Son indiği gezegendeki metal çiğneyen karından bacaklılara karşı “Savaş Durumu” almak zorunda kalmıştı.
”Ne düşünüyorsun Mag?”

Bir anlık sessizliğe karşı “Yine hazırlıksız yakaladım” diye düşünerek gülümsedi Albay.

Mag “Albay” dedi.

“Gezegende hayat olmadığına dair olasılıklar %63 ten % 76 “ya yükselmiştir.”

“Peki, yaşamı destekleme olasılığı?”

“Görevin başladığı andaki teknoloji ile yapılan simülasyona göre; 12 standart yılda ilk koloni için yaşam koşulları uygun hale getirilebilir.”

“Göreve başladığı an” diye düşündü Albay. Ne kadar olmuştu?

Dilinin ucuna kadar geldi; ama soruyu yuttu. Ne önemi vardı ki? Bu görevi kabul ederken her şeyi göze alarak kabul etmişti. Sevdiği, değer verdiği insanları bir daha göremeyecek olma düşüncesini kriyojenik uyku öncesi aldığı drajeler gibi yutmuştu.

“Genesis sinyali ile haberleşme süresi nedir Mag?”

Bir yandan da başını ovuşturmaya başladı. Uzay yolculuğu sırasında girilen kriyojenik durağanlığın en büyük yan etkilerinden biriydi, ani baş ağrıları.

“Bulunduğumuz Güneş Sistemi J sınıfı bir sistem Albay. Haritalanmış sistemlerin yaklaşık 146,6 milyon kilometre dışında bulunuyoruz. En yakın haberleşme merkezi üzerinden sinyalin varışı yaklaşık 1 standart Dünya yılı alacaktır.

Albay cevabı zorlukla duyabildi. Son zamanlarda ağrıların yanına kulaklarındaki dayanılmaz çınlama hissi de eklenmişti.

“Albay, tansiyonunuz normal seviyesinin 30 barem üzerinde. Medikal yardıma ihtiyacınız var. “

Albay sadece “ İyiyim” demekle yetindi. “Birazdan kendime gelirim.”

Bir yandan da düşünüyordu. 1 yıl sonra ulaşacak sinyalin cevabının gelmesi içinde aynı sürenin geçeceği düşünülürse en az 2 yıl daha bu garip Gezegen’de kalması gerekecekti.

 

Genesis sinyali, gönderilmeden önce tüm protokollerden geçmesi gereken bir işlemdi. Harcanacak para, girilecek zahmet göz önünde bulundurulduğunda, astronotun yapacağı yanlış bir değerlendirme geri dönülemez sonuçlar doğurabilirdi.

Bunları düşünmek başında hissettiği baskıyı azaltmaya hiç yardım etmemişti. Bir ağrı kesici iyi olabilirdi. Mag, adamın aklını okumuş gibi;

“Tansiyonunuzu dengelemek için ilacınızı istediğiniz zaman hazneden alabilirsiniz” dedi fonksiyonel ama umarsız sesiyle.

Daha fazla dayanamayacağını anlayan Albay, yaşam alanının uzak köşesindeki hazneye giderek kabın içindeki beyaz hapı aldı. “

“Işıkları %20 seviyesine düşür lütfen.”

Geminin ışıkları, Güneş”in doğmasından hemen önceki tan zamanını çağrıştırdı.

Erken kalkardı. Odalarına gidip çocuklarını kontrol ederdi. Onları öper, üzerlerini örterdi. Sonra uyurken karısını seyreder onu da öptükten sonra koşuya çıkardı. Ailesini ne kadar özlediğini bir kez daha derinden hissetti. İçinden bir ses Genesis sinyalini yolla ve her şey olup bitsin diyordu.

“Ne kadar oldu?” diye söylendi. Yatağına uzandığında ilaç etkisini göstermeye başlamış, başındaki baskının azaldığını hissediyordu.

“Mag?”

“Dinliyorum Albay?”

“Herhangi bir hayat sinyali var mı? Kızıl ve mor ötesi tarama?”

“Olumsuz Albay.”

Albay başka bir şey söylemedi. Bu terkedilmiş Gezegen’de boşa vakit harcadığını düşünüyordu. Bir an önce yaşanabilir bir Gezegen bulmak için hareket etmesi gerektiğini biliyordu. Yine de protokol kapsamında çalışmalıydı.

Uykuya dalmadan önce hatırladığı son şey küçük kızının gülüşüydü.

 

Zaman, Uzay”ın sınırsız boşluğunda değersiz bir kavram haline geliyor. Saniyeler, dakikalar ve saatler tek başına yolculuk yapan bir kâşif için harcanabilir plastik bardaklara dönüşüyordu. Gözlerini açtığında ne kadar süredir uyuduğunu düşündü.

“Mag, kaç saat uyudum?”

Cevap gelmedi. “Mag?”

Albay üstelemedi. Yapay zekâ, ender durumlarda kendisini kapatarak sistem bakımı yapabiliyordu. Yatağından kalkıp en yakın kamera besleme ünitesine gitti. Geminin dışını gösteren 8 farklı açıyla yerleştirilmiş kamera bulunuyordu. Güneş doğmak üzereydi. Yeteri kadar uyumuştu. Tam kaslarını açmak için spor odasına gidecekken 4 numaralı kamerada bir hareket fark etti.

Belli belirsiz bir karaltı hızla geçerek geminin arkasında bulunan ağaçların arasında kayboldu.

“Mag, Gördüğümü sen de gördün mü?”

Yapay Zekâ kapanmak için tam zamanını bulmuştu. Görüntüyü geri aldı. Yanılmamıştı. Gerçekten bir gölge vardı. Hemen koşarak yüzey kıyafetlerini giydi. Protokol numarasını girerek silah bölümünü açtı. Dışarıda ne olduğunu bilmiyordu; ama bulması gerekiyordu.

Gemiden çıktığında uzakta, ufukta gün ağarmaya başlamıştı. Hava filitresinin etkin temizlemesine rağmen Gezegen’in yüzeyindeki çürümenin kokusu Albay’ın burnuna kadar geliyordu. Gece boyunca su seviyesi yükselmişti. Bileğine kadar çıkan suyun içinde yıllanmış bir askerin çevikliğiyle ilerlemeye başladı.

Omuzuna dayadığı silahın kamerasındaki görüntüyü başlığından görebiliyordu.

“Kızıl ötesi” diye fısıldadı.

Ölü yaprakları ezerek ilerlerken başlığa  yansıyan kızılötesi görüntü Gezegeni olduğundan daha da soluk gösteriyordu. “Bir an önce buradan ayrılmak gerek” diye düşündü.

Ormana , havaya kısaca her şeye sinmiş açıklanamayan bir kasvet vardı.  Dikkatli ama hızlı adımlarla karaltının gittiği yöne doğru ilerledi. Biraz adrenalin büyük bir kısmı dondurucu da geçen zamanı renklendirmek için iyi bir değişiklik olmuştu. Keşif yolculuğu sırasında bir kaç kez kendisini akşam yemeği olarak gören  avcı varlıkla karşılaşmış ve her birini pişman etmişti.Kendine güveniyordu; ama yeni varlıklar yeni özellikler demekti ve hiçbir avcıyı hafife almaması gerektiğini bilecek kadar iyi bir askerdi.

Etrafta ısı veren bir canlı yoktu. Aslında bu Gezegen’de hayat olmadığına çok emindi. Fotosentezin olmadığı bir eko sistemin çökmesi kaçınılmaz bir sondu.

“Morötesi” dedi fısıltıyla, ne olacağını bildiği halde. Hiçbir şey…

Ağaçların arasına dalmıştı. Dev gövdeli ağaçlar, bir zamanlar burada da hayat olduğuna tanıklık eden sessiz birer anıttı. İlerlemeye devam etti. Bir an için arkasına baktığında gemiden uzaklaştığını gördü.

Kendisine bir şey olması demek; çocukları ve Dünya nüfusu için yaşanabilir yeni bir Dünya umudunun 64 ‘te 1 azalması demekti. Bu göze alınabilir bir oran değildi. Askeri yeteneklerine ve gelişmiş teçhizatına güvendiği halde başlığa ‘Güvenli dönüş’ protokolünü başlat’ dedi.

‘Otorizasyon kodu 1 5 Alpha- Mir – Tolyup- 455 – Albay Yevgeny Platov.’

 

Evrenin az bilinen , çocukluğunda hayal bile edemeyeceği kadar uzak bir yerinde, bilmediği bir şeyin peşindeydi.  Protokol, Albay’a bir şey olması halinde; Mag’a izinsiz kalkış yetkisi veriyordu. Başlıktan aldığı canlı kaydı Ev’e gönderecekti. Böylece herkes ne olduğunu bilecekti.

Bu tarz bir sonu da kabul ederek girmişti bu maceraya.’Mag?’ dedi bir yandan ilerlerken. ‘ Biraz fazla uzamadı mı?’ Sonu olmaya  bu yolculukta arkadaşa en yakın şey olan yapay zekanın sessizliği endişe vericiydi.

Güneş soluk yüzünü doğu semasında göstermeye başadığında sis her yere hakim olmuştu. Dumandan oluşan perdenin içinde bir gölgeyi bulmak imkansız gibiydi. Eğer birde yaydığı ışın dalga boyu spektrumun dışında ise….

Aptal bir cesaretle yürümeye devam etti. Geri dönmek için geçti. Düz bir hatta ilerleyerek ölü ormanın içlerine daldı. Su çekilmişti; ama çürüme kokusunu daha net duyabiliyordu. Nedense yorulmaya başlamıştı.

“Oksijen oranı kontrolü?” dedi.

Ekrana 99.7 rakamları yansıdı. Kreyojenik uykuların verdiği kondisyon eksilmesi olmalıydı. Sisin bir parça olsun azaldığı bir noktada bir karaltı gördü ve olduğu yere çöktü.

‘Seri atış’ dedi fisıldayarak, ‘ Bayıltmaya ayarla.’

Saldırı silahı olarak tasarlanmış Kaleşnikof AK 1001”in kamerasından 38 metre uzaklıkta, sabit duran 165 santimetre uzunluğunda ve 70 santimetre genişliğinde bir hedef seçiliyordu.  Albay, biraz daha yaklaşmanın daha sağlıklı olacağını düşünerek birkaç adım attı. Kütle hareketsiz duruyordu. Isı veya başka bir yayılımı yoktu. Sisin izin verdiği ölçüde biraz daha yaklaştı.

Şimdi daha net seçebiliyordu. Kütle, dikili bir taştı ve devamında eskiden bir duvara ait olduğu belli olan üst üste konmuş küçük taşlar vardı. Silahını indirip etrafına baktı. 10 metrelik yürüyüş bile nefes nefes kalmasına neden olmuştu. Oksijen oranı bu kadar yüksekken…

El yapımı olduğu anlaşılan dikili taşa yaklaşınca taşın arka tarfında kalan metalden yapılmış bir kapı parçasını gördü. Burada birileri yaşamıştı. Madene şekil veren, oturduğu alanı korumaya çalışan akıllı bir ırk… Tam bunları düşünürken göz ucuyla bir şeyin hareket ettiğini gördü. O tarafa doğru dönerek tek dizinin üzerine çöktü ve silahını omzuna götürdü. Yaptığı hareket sıkışan ciğerleri için çok fazlaydı. Nefes alması zorlaşmıştı. Başlığı çıkartıp atmak, derin bir nefes çekmek istedi. Ellerini başlığına götürdü ve o anda olduğu yere yığılıp kaldı.

“Günaydın Albay” dedi Mag’ın neşeli sesi.

Yevgeny gözlerini araladı. Zaman ve mekan kavramlarından tamamen sıyrılmıştı. Kozmonot ünvanını almadan önce aldığı eğitimlerden sonra hissettiği bir şeydi bu, yıllardır hissetmediği bir şey…

“Ne oldu? “ Sesi çatlak ve yorgundu.

“Albay, 8 standart Dünya saati 14 dakika ve 26 saniyedir uyuyordun. Uyandırmasam protokolün gerisinde kalacaktık. Tembellik yapmana izin veremem.”

Mag, son cümleyi örneklenebilir insan davranışlarından” Anne” taklidi yaparak söylemişti. Albay’ın kafası tamamen karışmıştı. .. Rüya mıydı? Rüya olamayacak kadar gerçekti.

“Dışarı çıktım. Sen bakımdaydın. Bir… bir şey gördüm.”

“Albay” dedi yapay zeka; sesi fark edilir seviyede ciddileşmişti.

“Gece döngüsünün tamamını uyuyarak geçirdiniz. Standart değerlendirme kontrollerinden birini yapmam gerektiğini düşünüyorum. Durumunuzu rapor etmem lazım.”

Albay, tüm hayatı boyunca hiç bu kadar “gerçek” bir hayal görmemişti. Hayal olamayacak kadar gerçek bir hayal.

“Kendinizi yorgun hissediyor musunuz Albay?”

Mag formal dile geçmişti. Bu, şu anda yaptıkları konuşmaları seyrü sefer kayıtlarına eklediği anlamına geliyordu.

“Hayır.”

“Albay, kafanız karışmış olabilir mi?”

Yevgeny sinirlendi. “Keser misin şunu! Akıl sağlığını kaçıran bir adammışım gibi davranma. Ne gördüğümü biliyorum. “

Yevgeny sinirle kalkarak duşun yolunu tuttu.

“Bana patatesli omlet hazırla. Uzun süredir yemedim.”

 

Albay, Genesis protokolu kapsamında çalışırken bir yandan da kendisine ne olduğunu düşünmeden edemiyordu. Herşeyin çok gerçek olduğu bir rüyadan çıkmıştı. Orman, duvar, çürüyen yaprakların kokusu…ve gölge.

Saat 04;56 itibariyle tüm dış kayıtları inceledi. Hiçbir şey yoktu. Kendi kabininin kayıtları da aynı şekildeydi. Neredeyse bütün geceyi deliksiz bir uyku ile geçirmişti. Geriye son bir şey kalıyordu.

Dış yüzey kıyafetlerinin olduğu bölüme girdi.

“Albay, nereye gittiğinizi öğrenebilir miyim?”

“Dışarı çıkıyorum. Yüzeyden biraz daha örnek toplamak istiyorum. Su ve ağaç gövdesinden örnek almalıyım.” Nedense asıl gitme nedenini Mag’a söylemek istemiyordu. Aklını kaçırdığını düşünen bir yapay zeka şu anda en son isteyeceği şeydi.

“Anlaşıldı Albay. Genesis Protokolu 2.fazı kapsamında Gezegen yüzeyine çıkışınızı kayıtlara alıyorum.”

Albay basınç odasından geçti. Dışa açılan kapıya geldiğinde beklenmedik bir şey oldu.

“Albay, alaşımımda asit benzeri bir maddenin varlığını tespit ettim. Geminin ayaklarından minimum düzeyde aşınmaya neden oluyor. Bu durumda dışarı çıkmanız tehlikeli olacaktır. Sasha”yı yolluyorum.”

Sasha, atmosferli ve atmosfersiz ortamlarda çalışabilen bakım robotuydu. İnsan iskelet yapısı temel alınarak tasarlanan robot; karbon titanyumdan üretilmiş, son derece dayanıklı, belleğindeki fizik, kimya ve mekanik bilgisi sayesinde çok yararlıydı. Bir önceki duraklarındaki saldırı sırasında geminin dış yüzeyinde delik açmayı başaran 5 karından bacaklıyı, geminin ana reaktörüne varmadan durdurmayı başarmıştı. Albay, robota Büyük İskender ismini takmıştı.

Dinlenme alanında Sasha”nın işini bitirmesini beklerken Albay yine başını ovmaya başladı.

“Albay, kan basıncında dengesizlik tespit ediyorum.”

Albay, Mag’ın yorumunu duymamış gibiydi. “Biliyor musun” ağrıdan sıktığı dişlerinin arasından “Sanırım insan, bu kadar uzun yaşamak için yaratılmamış.”

Mag bir an için sessiz kaldı. Sanki üstün yazılımı aynı anda bulduğu çok seçeneğin arasında bocalamıştı.

“İnsan beyni ve vücudu çok mükemmel ve bir o kadar da kırılgan bir yapıya sahip.”

“Evet” dedi Platov. İyi bir satranç oyuncusuydu. Mag’ın nereye varacağını anlamıştı. Yapay zekaya katılmaması mümkün değildi.

“Belli bir noktada sevdiklerinin yanında, rahat bir ölümü istiyor olabiliriz.” Bunları söyledikten sonra aklına ailesi geldi. Aslında son zamanlarda hiç çıkmıyorlardı.

“Albay, dopamin seviyendeki artış baş ağrını şiddetlendirebilir.”

Önce tepki verecekti ancak sustu. Sonuçta Mag, aile olgusuna en yakın şeydi.

“Sıkıcı olduğun anların sayısı oldukça fazla; ama iyi bir yol arkadaşısın.”

“Teşekkür ederim Albay.”

Yevgeny, Mag’ın sesinde gizli bir gururlanma duyduğuna yemin edebilirdi.

Günün geri kalanı Sasha”nın işleri bitirmesini bekleyerek geçti. Albay, rüyasında hissettiği fiziksel güçsüzlükten kurtulmak ister gibi baş ağrısına rağmen saatlerce spor yaptı.

Sasha işini btirip döndüğünde gece olmuştu. Hayatın çekildiği bu Gezegen şimdi Albay için başka bir şey ifade ediyordu. Gördüğü rüya o kadar gerçekti ki  rüya olduğuna inanamıyordu. Çıkıp görmesi gerekiyordu. Mantığı ve içgüdüleri tecrübeli Kozmonot”a ciddi bir ikilem yaşatıyordu.

Rüya değilse , bayıldıktan sonra nasıl yatağında gözlerini açmıştı. Bilincini kaybetmeden önce hatırladığı son şey; yoğun çürüme kokusu ve nefesizlik hissiydi. Rüya ise nasıl oluyordu tüm detayları gerçekmişcesine net hatırlıyordu?

Kuşkularından kurtulmasının tek bir yolu vardı.Birden olduğu yerden fırladı ve sabah yarım kalan işini tamamlamak üzere geminin arka tarafına koştu. Birkaç dakika sonra elinde silahıyla, Gezegen yüzeyine dönmeye hazırdı.

“Bu ısrarın anlamak mümkün değil” dedi Mag eleştirir bir ses tonuyla, hatta alaycıydı.

Yevgeny, yapay zekanın tavrını duymamazlıktan geldi. Aklında çok daha önemli bir şey vardı. Basınç odasından geçerek kapıyı açmak istedi. Mag, bu sefer başlıktan konuşuyordu.

“Albay, protokole aykırı hareket ediyorsunuz.”

Yine kayıt yapıyor diye düşündü. Aynı resmi tavır…

“Kendinizi ve dolayısıyla projenin geleceğini tehlikeye atıyorsunuz. Gezegen’i tam olarak tanımıyoruz ve açıklanamaz ısrarınız yüzünden size bir şey olursa…”

Mag sözlerini bitirmemişti. Gerisini Albay’ın düşünmesi ve sağduyulu bir Kozmonot gibi davranması için zaman vermişti. Gittikçe iyi oluyor bu program diye düşündü Albay; ama kararlıydı.

“Çıkıyorum Mag. Şimdi kapıyı indir.”

“Albay sizi sağduyuya davet ediyorum. Kızınızı ve oğlunuzu düşünün.”

Albay sinirlendi. “Aç şu lanet kapıyı!”

“Geminin ve bu yolculuğun komutanı benim ve ben sana kapıyı açmanı emrediyorum!” Bağırırken ağzından çıkan tükürük zerreleri başlığın iç yüzünde minik renkli balonlar oluşturuyordu.

Mag umursamaz bir tavırlı “Emredersiniz Albay” dedi ve bir an sonra geminin kapısı açılmaya başladı.

Gece sessiz ve sissizdi. Hiçbir canlının yaşamadığı bu yerde Albay’ın yürürken çıkardığı sesler, gücünden emin; umursamaz bir halle avına yaklaşan bir yırtıcının tavrından farksızdı.

“Mag, dinliyor musun?”

“Evet Albay.”

“Çevre taraması. Çok yönlü.”

“Emredersiniz.”

Albay’ın öfkesi dinince az önce verdiği tepkiden dolayı rahatsızlık duymaya başlamıştı. Programlandığı şekilde davranma gayretinde olan bir zekanın yapay olduğunu unutma gafletinde bulunmuştu.

“Albay, çevre taraması 3 farklı dalga boyu üzerinden yapıldı. Hiçbir yaşam formu yok.”

Düz bir hat üzerinden batıya doğru ilerliyordu, rüyasında yürüdüğü yoldan yürüyordu.  Çamurlu su ayaklarını kapatacak seviyedeydi. İleride, dev gövdeleri selamlaşan iki eski dost gibi birbirine eğilmiş iki ağacı hatırladı. Doğru yoldaydı. Attığı her adımda yaşadıklarının bir rüya olmadığına daha çok inanıyordu.

“Buradan geçtim.”

Ağaçların arasına daldı. Gece rüyasındaki sis gerçeğine göre oldukça kararlı sarmıştı ormanı. Bu gece sis perdesi o kadar hakim değildi. Dönüp arkasına baktığında geminin yaklaşık aynı pozisyonda olduğunu görebiliyordu. Zeminde kendi ayak izlerini aradı; ama hiçbir şey göremedi. Çürüyen yapraklar ve çekilen sular orman zeminini kahverengi bir karmaşaya çevirmişti.

Bir süre daha yürüyecekti. Gerçek bir görevde olsa ne kadar mesafe kaldığını ve kordinatları silahından alabilirdi. Albay ilerlemeye devam etti. İleride ,sağda duvar kalıntısını gördüğü yeri tanıdı. Ağaçların duruş pozisyonları doğru gibiydi. O an kendi kendine bir hayali kovaladığını, saçmaladığını ve geri dönerek uyuması gerektiğini söylemek istedi. Ama içeride daha kuvvetli bir ses vardı. İradesi mantığını susturuyordu.

Biraz daha ilerledi. Hiçbir şey yoktu… Biraz daha ilerledi. Yaşadığı hayal kırıklığı umduğunu bulamamasından kaynaklı değildi. Eski bir uygarlıktan kalan ufak bir iz önemli değildi.  Mag haklıydı. Görevi tehlikeye atmıştı. Olduğu yerde kendisiyle konuşurken onu gördü. Tüylerinin ürperdiğini, kanının çekildğini hissetti.

Karşıda, yaklaşık 50 metre ileride insan formunda bir karaltı iki ağacın arasında durmuş ona bakıyordu. Diz çökerek nişan aldı. Silahın gelişmiş hedef sistemi kilitlenecek bir hedef bulamadı. Silahı indirdi. Karaltı hala oradaydı. Yetişkin bir erkek formundaki karaltı öylece duruyordu. Bekliyor gibiydi.

“Mag” dedi sessizce. “Sende gördüğümü görüyor musun?”

“Negatif Albay” Mag’ın sesi, nedense üzgündü.

“Burada, karşımda. Yanılmamışım.”

Bunları söylerken farkında olmadan kalkmıştı.

“Albay, veri tabanımdaki her türlü tarama şekli ile ormanın 1 kilometre yarı çapını tarıyorum. Hiçbir yaşam formu yok.”

“Ama daha önce karşılaşmadığımız hayat formlarının varlığından hep bahsederdik. Belki de…” Albay bir yandan konuşurken bir yandan da temkinli adımlarla ilerlemeye başlamıştı.

“Belki de yeni bir yaşam formu bulduk.”

Mag sessiz kalmayı tercih etti. Albay da cevabı merak etmiyordu zaten. Haklıydı.

“Gözler” diye fısıldadı. Kozmonotun gelişmiş giysisinin sırt kısmından iki adet disk havalanarak ilerlemeye başladı. Nöral sistemle Platov”a bağlı olan iki gelişmiş drone sağdan ve soldan Karaltı”ya yaklaştı. Zigzag çizerek etrafından geçtiler. Albay’a gelen analizler orada, Karaltı”nın durduğu yerde hiçbir şey olmadığını gösteriyordu.

“Geri gelin” dedi Albay. İki disk geniş bir yay çizerek geriye döndüler.

Aralarındaki mesafe kapanıyordu ve karşısındaki yaşam formunun görüntüsü daha seçilir bir hale gelmişti. Gölge kıpırdamadan duruyordu.

Albay, bir önceki gece yaşadığı nefes darlığını yaşamadığını fark etti. Yaptığı egzersizler mi işe yaramıştı?

Şimdi aralarında sadece 5 metre kalmıştı. Albay durdu. Eli tetikte bekledi. Karaltının formu tanıdık bir simaya dönüşmeye başlamıştı. Sis orman zemininden yavaşça yükseliyordu. Birazdan gecenin hakimi olacaktı. Albay, tüfeğinin ışığını açarak Karaltı”ya doğru tuttu.

Nefesini tuttu.

“Mag? Ne olur gördüğünü söyle.”

“Negatif… Albay.”

Albayın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Karşısında oğlunun hatırladığından birkaç yaş büyük hali duruyordu. Aynı yuvarlak mavi gözler, annesinden aldığı ince sivri burun ve babasından aldığı köşeli kulaklar.

“Alexy.” Diyebildi yutkunarak.

Tam o anda karaltı dönerek koşmaya başladı.

Albay hala yaşadığı şokun etkisindeydi. Ama asker refleksleri duygusal babayı etkisiz hale getirdi. Albay tüm gücüyle koşmaya başladı.

“Albay , lütfen..” Mag’ın sesi çaresizdi.

“Alexy” diye bağırdı Albay, Mag’ı umursamadan.

Ağaçların arasında bir kovalamaca başlamıştı. Kozmonot eğitimli bir asker olarak tempolu ;ama gücünü saklayarak koşuyordu.

“Dur” diye bağırdı .” Alexy!”

Başlığın ardından bağırdığının, kaçanın bunu duyamayacağını düşünmüyordu. Kulakları çınlıyordu. Heyecandan mı yoksa koşu temposunda mı bilemiyordu.

“Mag. Bana rota çiz” dedi nefes nefese.

“Önüne geçebileceğim bir kestirme olmalı.”

“Üzgünüm Albay. Bulunduğunuz alan 6 kilometre boyunca sadece düzlükten oluşuyor.”

Albay rezervde tuttuğu gücünü de kullanmaya karar verdi.

“Albay, KGB protokolünü devreye sokmak zorundayım.”

Albay Yevgeny Platov bir an durdu. KGB protokolü, komutanın görevini yerine getirecek durumda olmadığı durumlarda görevden azledilmesi durumuydu.

“Ne diyorsun sen? Ben senin ve görevin komutanıyım.”

“Albay, bir süredir sizi gözlemliyorum. Kreyojenik durağanlığın yan etkisi olarak davranışsal tutarsızlıklar gösteriyorsunuz. Sizin ve görevin devamlılığı adına yapmak zorundayım.”

“Lanet yapay zeka” dedi sadece Albay. Ne tartışacak ne de düşünecek zamanı vardı. Sonra birden herşey yerine oturdu.

“Sendin” dedi dişlerini sıkarak. “Sen başlığın oksijenini azalttın. Benim dışarı çıkmamı engellemek için asit yalanını uydurdun. Kalıntıları Sasha”ya temizlettin değil mi?”

Mag cevap vermedi.

“Mag komutası hükümsüzdür. Protokol kodu 1-5-5 Staşo.”

Albay, Mag’ın bir daha aynı oksijen numarasını yapmasını engellemişti. Yapay zekanın diğer yapacaklarını sonra düşünecekti. Kozmonot giysisinin kontrolü artık tamamen Albaya geçmişti.

Koşmaya başladı. Nedense oğlu onu beklemiş gibiydi. Kovalamaca tekrar başladı. Kovalamacanın 3,2 kilometre sonrasında Kozmonot giysisi yaklaşan yabancı sinyali verdi. Albay Karaltı”yı kaybetmek istemiyordu; ama beklenen olmuştu.

İyi bir satranç oyuncusu olan Yevgeny rakibinin ne hamle yapacağını biliyordu. Mag “AT” ı sürmüştü oyuna. Sasha, yükselen sislerin içinden bir şimşek hızıyla geliyordu.

“873 metre Güneybatı ve yaklaşıyor” uyarısı belirdi yüzünün önünde. Sasha ile ilgilenmezse kovalamaca sona erecekti. Bundan emindi.

“Hızı nedir? “ diye fısıldadı. Silahını doğrultup diz çöktü. Sisin içinde bir grilik büyük bir süratle geliyordu. Son anlarda atlamaya başlamıştı. Sağa sola belirli aralıklarla atlıyordu.

Albay’ın hedef almasını engelleme niyetindeydi.

Ekrana “Dakikada 5,3 kilometre” bilgisi geldi.

“Bir sonraki sıçrama projeksiyonunu belirle. Seri atış, parmak misil.”

Sasha sıçradı. Bir ağacın gövdesine tutundu. Sonra inanılmaz çevik bir dönüşle kendisini sola doğru fırlattı. Yaklaşık 10 metre uzaklıktaki bir başka ağaca tutundu. Sonra orman zeminine atladı ve çevik bir yrıtıcı gibi Albay’a doğru koşmaya başaladı.

Albay bekledi. Mesafe kapanıyordu. Bakım robotu bir anda inanılmaz bir çeviklikle dönerek solunda bulunan bir ağaca sıçradı. Albay’ın beklediği fırsat doğmuştu. Tetiği çekti. Onlarca küçük misil Sasha”nın bulunduğu yöne doğru fırladı. Albay tüfeğiyle bir yay çizerek parmak misillerin orman zeminine de dağılmasını sağladı. Amacı Sasha”yı bunlarla durdurmak değildi. Bu sadece bir tuzaktı.

Sasha, kendisine doğru gelen misilleri tespit ederek kendini sağına doğru fırlattı.

“Tekli, 75’lik” dedi Albay iki nefes arasında. Çevik robot atladığı yerden tekrar sıçramak zorundaydı. İndiği yere bir sürü misil yağıyordu. En yakındaki ağaca doğru kendisini fırlattı.

Albay’ın beklediği açıklık buydu. Tereddüt etmeden silahın gelişmiş hedefleme sisteminin yardımıyla tetiği çekti. Hayatın çekildiği ormanı kaplayan derin bir sesle çıkan zırh delici kurşun, henüz ağaca yeni tutunmuş robotun kafasını parçalamaya yetmişti. Bir an için ağaca asılı kalan başsız vücut bir an sonra ağacın dibine düştü.

Albay ardına bakmadı. Oğlunu bulması gerekiyordu ve bulacaktı. Tekrar koşmaya başladı. Başlığından hiçbir veri gelmiyordu. Tamamen tek başınaydı. Koşmaya devam etti. Karaltı ile arasındaki mesafe hiç kapanmıyor gibiydi.

Albay’ın enerjisi tükenmeye başlamıştı. Ağaçların seyrekleştiğini fark etti. Orman bitiyordu. Oğlu neden ondan kaçıyordu. Bunca zaman onu yalnız bıraktıkları için kızgın mıydı? Öyle olmalı diye düşündü. Ama o sadece görevini yapıyordu; bir baba ve vatansever olarak.

Sis artmıştı; ama ağaçlar seyrekleştiği için takip kolaydı. Albay tükenmiş, bacaklarında güç kalmamıştı ve sonunda durdu. İki büklüm bir halde öne doğru eğildi. Kusmak üzereydi. Başlığının ışığı ayaklarının dibini aydınlatıyordu. Gözleri kararmıştı. Elleri ve dizleri üzerine çöktü.

“Oksijen”  diye fısıldadı.

Giysi, saf oksijeni kontrollü olarak vererek Kozmonotun bilincinin açık kalmasını sağlamıştı. Tekrar nefesini yakaladığında dehşetle bir şey fark etti. Bulunduğu zemin ufka doğru devam eden bir yoldu. Eliyle zemini temizledi. Rayları görebiliyordu.

Tren yolu!!!

“Mag!” dedi dişlerinin arasından.

“Evet Albay.”

“Biz neredeyiz?” Albay bir an için karaltıya baktı. KAYBOLMUŞTU.

“Dünyadayız Albay.”

“Ne?!… Nasıl?!”

“Albay” dedi Mag, duygusuz bir tavırla; “Bu konuyu gemide konuşmamız daha iyi olmaz mı?”

Albay patladı. “Bana ne yapacağımı söyleme seni kaltak!”

Sonra dizlerinin üzerine çöktü. “Atmosfere girerken söyleyebilirdin.”

“Albay, içinde bulunduğunuz mental durum bu gerçeği kaldıracak seviyede değildi.”

“Buna sen karar veremezsin.”

“Veririm Albay. Untumayın bu görevde bilim subayı benim.”

“Neredeyiz?”

“Sibirya Albay.”

“Doğduğum yerdeyiz. Neden?”

“Albay” dedi Mag eski bir dostun ölmek üzere olan dostuna son sözlerini söyler gibi;

“Kaynaklarım uzun süreli bir yolculuğu ne kadar destekliyor da olsa limitsiz değil. Genesis gerçekleşti. Ve verilen kordinatlarla hesapladığımda oraya varmamız imkansız olduğu için EV”e döndük.”

“Ne kadar süre uyudum?”

“Albay!

“NE KADAR SÜRE UYUDUM!”

Mag yine duraksadı. Albay, yapay zekayı bir kez daha şaşırtmıştı. Güneş sistemi boyutundaki şaşkınlığı olmasa gülebilirdi bile.

“J sınıfı sistem” dedi kendine.

“Albay, öngörüler gerçekleşti. Güneş ölüyor ve beraberinde Dünya”da.”

“Soruma cevap vermedin” dedi Albay “Ne kadar süredir dondurucudayım”

“126 standart Dünya yılı 14 gün 6 saat 23…”

“Neden o kadar uzun süre uyumama izin verdin?”

“Çünkü Albay, bir solucan deliğine düştük ve ne zaman çıkacağımızı bilmedğim için sizi uyutmak zorunda kaldım.”

“126” diye fısıldadı Albay Yevgeny Platov.

Herşey yitmişti. Herkes gitmişti. Tüm sevdikleri, tüm sevenleri… Güneş doğuyordu. Ufka baktı, yaşamak için geriye ne kalmıştı?

Hayatta kalmak için eğitilmişti ve öyle yapacaktı. Bir yol bulacaktı. Hep bulmuştu. Sonra bir an için oğlunu gördü ve sonrasında Güneş”in soluk ışıklarında genç adamın silueti kayboldu, geriye kapanmayacak bir özlem bırakarak…

Cosmo-Nuts” için 10 Yorum Var

  1. Gerçekten bravo. Mag ile HAL 9000’in benzerliğinden mi bahsedeyim, insanda uyandırdığı dört dörtlük manga hissinden mi dem vurayım, psikolojik gerilim öğesinin yerli yerindeliğini mi öveyim, yoksa kozmonotun oğlu ile olan duygusal ilişkisine mi dikkat çekeyim bilemedim. Harika bir bilimkurgu öykü olmuş.

    Sürpriz sonunu da çok beğendim.

    Bu arada, Sasha kozmonota doğru koşarken eklemlerinden gelen yağlı mekanik sesi duydum diyebilirim o kadar canlı bir betimleme olmuş.

    Tekrar tebrik ederim. Seçkiye sıkı bir başlangıç yaptınız. Diğer seçkilerde de görüşmek üzere.

  2. Zaujas dedi ki: dedi ki:

    Çok güzel bir bilim kurgu hikaye, eline sağlık. Aksiyon, gerilim, ilginç son her şey gayet başarılı. Yazım tarzı olarak tempolu bir anlatım şeklin var; gereksiz betimleme yok. Diyalogların da başarılı olduğunu düşünüyorum. Sonuna kadar sıkılmadan okudum ki bence bizim gibi amatör yazarlar için en büyük ölçüt bu.

    Gördüğüm kadarı ile seçkideki ilk öykün, sonraki seçkilerde de görüşmek üzere :wink:

  3. Gerçekten sürükleyici ve güzel bir hikayeydi. Albay, Mag isimli yapay zekaya biraz sert davranıyor ama bunun sebebinin de onun asker karakterinin yansıması olduğunu düşünüyorum.

  4. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @Skywalker

    @MuratBarisSari katılıyorum sıkı bir başlangıç oldu ve hiç sıkılmadan büyük bir keyifle okudum. Bununla beraber küçük bir yorum yapmak isterim. Albay “Orman, duvar, çürüyen yaprakların kokusu…ve gölge.” satırları sırasında başlığını takıyor. Eğer başlığı takıyorsa dışarıdaki atmosferden yalıtılmış haldedir yani koku alamaz. Hikayenin ilerleyen yerlerinde de “çürüyen yapraklara” referanslar olduğu için belki Albay’ın başlığını bir yerlerde çıkarmasını sağlarsan bu mekanik değişiklik hikayeyi güçlendirebilir diye düşündüm.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  5. Merhabalar ve seçkiye hoş geldiniz. İyi ki gelmişsiniz.

    Birkaç yerde aynı cümle ve sıralanan cümlelerde kelime tekrarına düşmüşsünüz.

    Karakterin hayatından kesitler sunmanız öyküyü derinleştirmiş, finalin temelini sağlamlaştırmış.

    Sonra birden herşey yerine oturdu.
    “Sendin” dedi dişlerini sıkarak. “Sen başlığın oksijenini azalttın. Benim dışarı çıkmamı engellemek için asit yalanını uydurdun. Kalıntıları Sasha”ya temizlettin değil mi?”

    Bu an ilgi çekici ama yeterli değil gibi. O fark ediş anının tadına daha fazla varmak isterdim.

    Tüm bu ufak şeyler haricinde bu ayki seçkide okuduğum en başarılı olay öykülerindendi, hatta belki de en başarılısıydı. Film izler gibi izledim hikayeyi. Başıyla sonuyla kurgusuyla her şey çok güzeldi. Ellerinize sağlık.

    Adınıza devamını dileyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum. Bu güzel öykü için teşekkürler.