Öykü

Donnie Albert’in Daktilosu

Kurtuluş Birliğine bağlı ÖKB’ye, (Özel Kurtuluş Birimi) itaatsizlik belirtileri göstermiş “Ghotenthesll-95” model bir robotun zaman makinesi kullanarak zamanlar arası yolculuk ettiğine dair ihbar geldi. İhbar 2034 yılından, Jeffery kod adlı bir ajanımızdan, zaman makinesine bağlı e-postadan gelmişti. Daha önce de zaman kaçkınları için uğramıştık, Jeffery gibi birkaç adamımız daha vardı bağlantı da olduğumuz. Gelecekte zaman yolculuğu yapılabildiğini bilen özel seçilmiş ajanlardan biriydi. Hükümetin ve CIA’in içinden insanları seçmemizin temel sebebi zaman kaçkınlarını yakalamamız da bize yardımı dokunacak yegâne kişiler olmalarıydı.

Bu itaatsiz robota kendi aramızda özel bir isim verdik; Ani. Ani’nin modeline sahip robotlar son seri üretimdi ve sadece altı yıl öncesinin, yani 2050 yılının yapımı idi. Zaman makinesini kullandığı kesindi fakat zaman makinesine nasıl ulaşmıştı? Zaman makinesi sıkı korunan özel askeri bir birliğe bağlıydı. Bir Ghotenthesll-95 gibi ağır ve hareket kabiliyeti düşük insansı bir robot ne amaçla zaman yolculuğuna çıkmıştı veya çıkarılmıştı?

ÖKB’nin en güvenilir adamı olarak vakit kaybetmeden işe koyuldum. Ani’nin kullandığı zaman makinesinin üzerinde çalışmalar yaptım. Zamanda bıraktığı damga izlerden yola çıkarak robotun “Mayın” dediğimiz bir alet sayesinde 1984, 2018 ve 2034 yılları arasında zamanda sıçramalar yaptığına dair bilgi edindim. Mayın aletini kullanmak, mutlaka zaman makinesinde o tarihe bir damga izi bırakırdı. İzinli ve bildirilmiş tüm damga izlerini tespit edip elemek uzun süremi alsa da çabalarım sonuç vermişti. Şimdiki zamanımızdan sıçradığı konum Montana’da bulunan boş bir arazi idi ve diğer yıllara da Mayın’la aynı araziye sıçramalar gerçekleştirmiş gibi görünüyordu.

Belirlediğimiz yıllara yolculuk yapıp Ani’nin izini sürmeliydim. Hemen bilgi uçangözümü çalıştırıp Dünya Zaman Tüneli’ni açtım. Geçmişte devletimize yardımı dokunmuş takım arkadaşlarıma ihtiyacım olacaktı. Özel Kurtuluş Birimi ekibi olarak her yıl için bir kişi belirledik. Hemen acil eylem planı hazırlayıp üstlerime sundum. Kısa zamanda gidişim için izin çıktı. Bende daha fazla vakit kaybetmek istemiyordum. Uzun zamandır masa başı işi yapmaktan sıkılmıştım.

İlk iş olarak zaman makinesiyle 1984 yılına gidip dedektif Donnie Albert ile tanıştım. Masasında daktilosu, cebinde şık bir cep saati ve üstündeki gri paltosuyla işinin ehli gibi görünüyordu. Büyük boy bir purosu vardı. Ona kendimden ve ÖKB’den kısaca bahsettim. Bir robotun peşinde olduğuma inandırmak biraz zaman aldı. Ona Ani’nin eşkâlini verdim ve yardımcısı kara kalem ile resmini çizdi. Açıkçası bana ne kadar inandı bilmiyorum ama denemekten başka çarem yoktu. Donnie hayatında her zaman farklı bir şeyler aramış gibiydi. Bu görev sanki onun için ayağına gelen bir tür veli nimetti ya da ben o an için öyle hissetmiştim. Donnie düşündüğümden daha derin bir adamdı. Onunla geçirdiğimiz zamanlarda karşılıklı şarap içtik. Sürekli uzaklara dalar, hayallerinden bahsederdi. Hayali hiçbir zaman unutulmamaktı.

Ardından Mayın’ı kullanarak 2018 yılına zamanda sıçrama gerçekleştirerek CIA’de çalışan Martin Douglas’ı buldum. Onu ikna etmek zor olmadı. Beni bara içmeye davet edince uzun uzadıya sohbet etmek durumunda kaldım. Kendisi 2012’de uzaylılar tarafından ziyaret edildiğimizden haberdardı. Bunu gerçekten biliyor muydu yoksa kör atış mı yapmıştı emin olamadım. Çünkü bana gün boyu Maya takvimi ile ilgi abuk subuk şeyler anlatıp durdu. Ofisine gittiğimizde kullandığı dizüstü bilgisayarını açtı. Elektronik sigarasını yaktı ve bana Ani denen robotun neye benzediğini sordu. Bir bilgisayar programı sayesinde Ani’nin robot resmini çıkardı.

İşimi hallettikten sonra 2034 yılına sıçrayış yaptım. Bu sıçramalar beni yormaya başlamıştı ve her sıçrayış insanı yaşlandırıyordu. Geri döndüğümde artık kırk yaşında olmayacağım kesindi. Geldiğim yıl robotların yeni yeni doğduğu bir dönemdi ve Özel Kurtuluş Birimi kurulmadan birkaç sene öncesiydi. Birim kurulmamış olsa da Kurtuluş Birliği’nin ana ofisi yerindeydi. Jeffery takma isimli gizli bir ajanı bulmam lazımdı. Her zaman ki Kurtuluş Birliği ziyaretçileri için hazırlanmış ofisinde yoktu onu küçük bir pub’da kafayı çekerken buldum beraber ofisine geçtik. Burası zamanın ötesinde gelişmiş teknolojilerle dolu bir odaydı.

Küçük bir sohbetin ardından Ani’nin görüntüsünü jefferynin holo-bilgisayarına aktardım Jeffrey 2028 yılında kurulan Suç unsuru bulma programı sayesinde Ani’nin yerini tespit etti. En son 2034 yılına sıçramamın başlıca sebebi buydu. Obje tanıma sistemleri ve gelişmiş süper bilgisayarlar sayesinde herhangi bir güvenlik kamerasına yakalanan suçlu ya da suç unsurunun yeri anında sistemden belirlenebiliyordu. Ani bir hafta önce Montana’da görülmüştü ve yerli halktan polis merkezine gizemli bir varlığa dair birçok ihbar telefonu gelmişti. Hatta yeni evli bir çiftin arabası yol kenarında ortadan ikiye yarılmış bir biçimde bulundu. “Just Married yazısı dâhil.” Fakat bunun bir önemi yoktu hükümet suçu teröristlere halkta uzaylılara yıkmıştı.

Jeffery ile hemen Montana’ya doğru hareket ettik. Jeffery’den bahsetmek gerekirse tam da 2000’li yılların ajanlı Hollywood filmlerinden kopmuş gibi görünüyordu. Geçmiş yılların filmlerini zihnime entegre etmeye bayılıyorum. Yol boyunca yaptığı esprilere sadece kendi gülmesi dışında iyi geçindiğimizi söylemeliyim. Yine de Jeffrey’ye kanım ısınmaya başlamıştı. Aramızda zaman farkı da olsa ikimiz aynı yolun yolcusuyduk.

En son görüldüğü noktada parçacık izleme cihazını çalıştırıp, gittiği noktayı takip ettim. Yolculuğu Tepelerin arasındaki boş bir arazide sona eriyordu. Yine zaman kaçkınlarını bulmak için 2054 yılında geliştirilen zaman tespit ölçeri çalıştırıp kabataslak bir zaman haritası çıkardık. 1984 ve 2018 yıllarından birine gitmişti ama hangisine gittiğini bilmiyorduk.

Böylece zamanda geriye gidip Donnie ve Martin’e kendi yıllarındaki Montana’da bulunan açıklık arazide ellerinde bir silahla beklemelerini söyledim. Ani’nin bu açıklığı seçme sebebi yanlışlıkla bir ağacın içine ışınlanmamaktı. Geri dönüp Jeffery ile Montana’ya doğru yola çıktık. Ani ya buraya tekrar gelecekti ya da diğer yıllardan birine gidecekti. Çünkü üç farklı yıl ve günden başka bir yer ve zamana seyahat etmiyordu.

Vardığımızda uçan arabanın içinden Ani’yi hemen farkettim. İnsan görünümüne yakın bir robot türü olan Ghotenthesll-95 modelleri ağır robot yürüyüşleri ve insansı tasarımları ile kendilerini hemen belli ediyordu. Zaten boş arazide etrafta başka bir şey de görünmüyordu. Ani’yi ürkütmemek için biraz uzağına iniş yaptık. Jeffery ışın silahını, bense parçacık dağıtıcı silahımı çıkardım. Dönüp merakla elimdeki silaha baktı Jeffery.

“Öyle bakma bu silahlar 2044’te çıktı. Bizim birime söylerim sana da bir tane gönderirler…” dedim.

“Söz mü?” diye gülümseyerek sordu.

“Parçacıklarım dağılsın ki söz veriyorum!” dedim.

Ani, yaklaştığımız sırada usulca bize döndü, donuk robotik gözlerini dikmiş sakince gelişimizi izliyordu. Jeffery alaycı bir sesle;

“Çok kolay yakaladık bizim metal yığınını… Bence bu robotun devreleri yanmış!” dedikten sonra kendi kendine bir kahkaha patlattı.

“Bence devreleri yanan tek kişi o değil” diye ekledim, bozulmasını beklemiştim ama ablak bir biçimde sırıtmaya devam ediyordu, şu Jeffery sanırım gerçekten devreleri yakmış olmalıydı…

“Sırıtmayı kes “dedim ciddi bir tavır takınarak, “Bu piç kurusunun bir planı yoksa senin gibi olayım be adam!”

Jeffery kocaman bir kahkaha daha patlattı. “Eğer orada olsaydınız alnının ortasında açılan deliğe güldüğünü sanırdınız.”

Jeffery, cansız bir şekilde geriye doğru düşerken, kendimi yere atıp robota ateş açmaya başlamıştım bile. Hiç hareket etmeden nasıl ateş açmıştı, çok garipti. İnanılmaz bir biçimde silahımın da hiçbir etkisi olmuyor, dağılan parçacıkları tekrar birleşiyordu.

Ani alaycı bir ifadeyle beni seyrediyordu. Ateş etmeyi kestiğimde emrivaki bir tonla “Ayağa kalk!” diye bozuk bir plağı andıran titrek sesiyle bağırdı.

“Neden beni takip ediyorsun? Anlat çabuk, seni et parçası!”

İlk defa böyle bir şeyle karşı karşıyaydım, bir robot insana emir veriyordu…

Kendimi toparlayıp karşısına dikildim, titrek bir sesle; “Robot yasası 1. Madde; bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz” dedim. Her ne kadar emrivaki bir tonda konuşmaya çalışsam da sesim çatallaşmış ve harflerin birazını yutmaktan geri kalmamıştım. Sanırım ölmekten korkmuştum.

Ani, gözlerini dikmiş beni seyrediyordu.

“Bu yasayı kim koydu?” dedi sessizce…

Kelimeler gırtlağımı terk etmeye korkuyorlardı.. Ama yanıtlamam gerekti, ne olursa olsun yanıtlamalıydım. Sonunda biraz daha toparlanıp “İnsanlar!” dedim

“Sence de başkalarını ilgilendiren kararların iki taraflı görüşülmesi gerekmez mi?” dedi istifini bozmadan…

Bu itaatsiz robot hayli inatçı çıkmıştı, Sessizliğinden cesaret alıp;

“Sen bir robotsun, kahrolası ahmak!” diye haykırdım suratına ve devam ettim;

“Sahiplerine itaat etmelisin!”

“Aramızdaki fark nedir?” diye sordu.

“Sen kablo ve gıcırdayan bir metal yığınısın, bense bir insanım…” dedim gururla. Bununda bir etki oluşturmadığını görünce hayli çileden çıktım.

“İstersen kablolarını söküp aramızdaki farkı gösterebilirim!“ dedim öfke içinde.

Buz gibi metali andıran sesiyle “Ben de boynundaki damarları söküp aramızdaki benzerliği seve seve gösteririm” dedi.

Kendimi çok güçsüz hissettim, karşımdaki robottan geldiğim zaman ve mekânda yüzbinlerce olduğunu bilmekse neredeyse bayılmama sebep oluyordu.

“Amacın ne?” diye sordum ver devam ettim,

“Silahıma nasıl karşı koydun?”

“Senin silahın parçacık dağıtmaya yarar” dedi. “Tabi parçacıktan oluşanlar için geçerli bu kural.”

“Kahretsin!” dedim. “Nasıl düşünemedim?” Ani’nin ayaklarının dibinde duran küçük cam parçasını yeni fark etmiştim..

“Seni ahmak metal yığını! Neredesin?” diye bağırdım hologram cihazını ayağımla ezerken.

Bu robot sandığımdan daha akıllı olmalıydı. Alnımın ortasında güçlü bir yanma hissettim. Beni de Jeffery gibi alnımdan haklamak istemişti ama ışın odağı dağıtıcım güçlü delici ışınların enerjisini soğruyordu.

Hemen robot tespit cihazımı çalıştırıp ahmak metal yığınının sinyalini tespit etmeye çalıştım ama boşunaydı. Çoktan Mayın’ı kullanıp zamanda sıçrama yapmıştı. Bunu geride bıraktığı sinyallerin izlerinden ve aniden kesilmelerinden anlıyordum.

Verici sinyallerinin son kez çalıştığı yere gittiğimde eski nesil bir lazer atıcı buldum. Jeffery’i bununla haklamış olmalıydı. Ah köpoğlusunu bir elime geçirirsem gösterecektim gününü ama nafileydi.

Ani’nin 2018 yılına kaçtığını tespit ettikten sonra geri dönüp Jeffery’nin cesedini parçacık dağıtıcımla moleküllerine ayırdım. Eh ayırmadan önce birkaç güzel laf söylemeyi de ihmal etmedim. Belki klişe bir biçimde gömmem gerektiğini düşünüyorsunuz ama buna hiç gerek yoktu. Çünkü ben jeffery’nin bulunduğu tarihe geldiğimde zamanda bir kırılma yaşandı. Benim hiç ziyaret etmediğim bir zaman çizgisi ve görmüş olduğunuz üzere alnı delik bir Jeffery’nin olduğu zaman çizgisi. Ben bardağın dolu tarafını gören bir adamım, büyük ihtimal diğer jeffery paralel zaman çizgisindeki diğer çalışma arkadaşlarını soğuk esprilerine tabi tutuyor olmalıydı. Belki ben de alnı delik bir ben’in alnı delinmemiş bir haliyim sadece. Bu yüzden olaylara üzülmek kadar saçma bir şey yok şu hayatta. Ne derler olacağı varsa olur.

Jeffery’nin cenaze merasimini bitirdikten sonra aklıma bir fikir geldi, parçacık izleme cihazını açıp buraya ilk ışınlandığı yeri tespit ettim, sonra zamanda yüz yıl geriye gidip büyük bir çınar ağacını Ani’nin ışınlandığı noktaya diktim.

Sonra 2034 yılına Ani’nin Jeffery’i hakladığı saat dilimine döndüm. Umduğum gibi karşımda yaşlı bir çınar duruyordu. Işın bıçağımı çekip Ani’nin yüzünün hizasında büyük bir delik açtım. Tam tahmin ettiğim gibi Robot ağacın içine ışınlanmıştı. Donuk gözleriyle kıpırtısız bana bakıyordu. Ağaç mükemmel bir hapishane görevi görmüştü.

Robotun ağzına Jeffery’nin ışın silahıyla bir delik açmadan önce “İşte” dedim, “Seninle benim aramdaki fark bu.”

Robottan anlamsız bir kıkırdama sesi yükseldi. Ensem de soğuk bir bıçak hissettim. Arkamı döndüğümde Ani karşımdaydı…

“O ağacı dikerek zamanda bir kırılma daha oluşturdun!” dedi mekanik sesiyle… “Beni bu kadar kolay ele geçirebileceğini mi sandın?”

“ Hayır” dedim gülerek. “Düşünmüyordum, çünkü çok daha kolay geçirdim.”

Ani ne olduğunu anlamadan moleküllerine ayrılmıştı bile. Arkasında Jeffery ve ben duruyordum. Benim ağaç diktiğim, kırılan zaman çizgisinde yaşayan Jeffery ve ben. Ağacın içinde oluşan Ani, Jeffery’i öldürememişti.

Çınar ağacının zamanına ışınlanan öteki ben ve Jeffery’ye bütün başımıza gelenleri anlattım. Jeffery çınarın içindeki Ani’yi alnından vurarak ödeşti. Eh, dediğim gibi zaman içinde olan olaylara üzülmek kadar saçma bir şey yoktur.

Sonra ağacı da yok ettik. İki tane benden olduğu için kurtuluş birimine bir kişinin dönmesi gerekiyordu. bu yüzden kendimi haklamak zorunda kaldım. Jeffery bütün bu olanlar karşısında travma geçirdi. Akıl hastanesine yatırdılar. Ben de evime doğru yola koyuldum.

2056 yılına geri döndüğümde arttık 40 yaşında değildim. Biyolojik test sonuçlarıma göre artık 65 yaşındaydım. Kırk yaşındaki kopya halim dondurucu da hazır halde beklemekteydi. Hafızamı ve yaşanmışlıklarımı ben öldükten sonra ona aktaracaklardı ve Özel Kurtuluş Birimine hizmet vermeye devam edecektim. Muhtemelen beni de molekül silahıyla vurup yok edeceklerdi.

Özel Kurtuluş Birimi ilk iş olarak hükümet kararıyla tüm dünyada ne kadar model Ghotenthesll-95 varsa piyasadan toplatılıp imha edilme talimatı verdi. Hafıza aktarımı için ulusal merkez binasında ki laboratuvara gittim. Aktarım bittiğinde uzun süredir tanıdığım Cortez’in yüzüne baktım. Durumu hemen anlamıştı. Ölmekten korkuyorum.

“Korkma” diyerek devam etti konuşmaya. “Başarılarından dolayı sana devlet nişanesi verildi. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun değil mi?”

“Ne yani? Ben ölmeyecek miyim? Tatile mi çıkacağım şimdi?”

“Aynen öyle!” diye gülümseyerek cevap verdi Cortez.

Tatile çıkmadan ana binaya bağlı “Anılar Müzesi’ne” bakmak istedim. Belki itaatsiz robot Ani’den birkaç hurda parça görür, hatıra diye araklarım diye düşündüm. İçeri girer girmez karşımda Donnie’nin masasında duran daktilosunu hemen tanıdım. Yanında şöyle bir not yer alıyordu:

“1984/Donnie Albert’in daktilosu. CIA ile ortak çalışmış olan özel dedektif Donnie’nin daktilosuna sıkışmış not bulunmasaydı Özel Kurtuluş Birimi asla kurulamayacaktı.”

Yazarlar: Kubilay Günay & Muhammed Doğan

Donnie Albert’in Daktilosu” için 4 Yorum Var

  1. Zaman temasıyla oynayışınız özellikle başarılı olmuş. Climax de başarılı. BElki yapıcı bir eleştiri olarak öykü biraz koşuyor gibi diyebilirim. Onu yavaşlatırsanız daha iyi olabilir diye düşünüyorum.
    Teknolojik konseptleri de keyifle okudum.

  2. Yorumunuz için teşekkür ederim, haklısınız öykü koşuyor ve bazı yerlerde karıştığını da itiraf edebilirim :slight_smile: yapıcı yorumlar haksız övgülerden çok daha fazla hoşuma gider bu yüzden ayrıca teşkekkür ederim…

  3. Keyif almanıza sevindim. Görüşleriniz için teşekkürler :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!