Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Düşten Gelen Derinlik

Bir düşte öğrendim, Bermuda Şeytan Üçgen’inin varlığını.

Düş kişisi: Çok devasa bir şey.

Ben: Gerçekten mi?

Düş kişisi: Derinliği olan su kavmi…

Ben:Ne kadar derin? Üç metre, beş, sekiz…

Düş kişisi:Öyle değil.

Ben: Nasıl peki?

Düş kişisi: Öyle böyle değil. Bir kere masmavi. Seyrederken vermişsindir zaten kendini denize. Arada bir yunus sürüsü çıkar ve tekrar dalar, o koskoca ve masmavi dünyayı ne kadar masumlaştırabilirse o kadar masumlaştırmak için. Kıyıya yakın olmadığın zaman martı çok göremezsin denizde. Açıkta iken (sanki dünyayı su basmış da sen gemiyle dünyayı dolaşmaya çıkmışsın) etrafına bakarsın ki her yer gözün alabildiğine mavi. Sen güverteye çıkarsın bir an ya yorgunluktan ya sıkıntıdan ya hasretten geberen içini doya doya çekmek için… İçini ısıtmak için de sohbetini bir bardak çayın demine katmışsındır ki, bir de bakarsın, ansızın bir güvercin gelip konuverir küpeşteye.

Her zaman sevmişsindir sen güvercinleri. Hatırlasana, daha çok küçükken beslemiştin evinin bahçesindeki ağaç dallarını yuva edinen dişi güvercini ve iki yavrusunu. Yalnızsındır o çayı içerken ve güvercin de yalnızdır. Evine ekmek götürmek için çok uzaktan gelmişsindir tıpkı güvercinin yavrularına ekmek aramaya çıkması gibi. Sen küpeşteye dayalı durmuşsundur, o oturmuş. Kader ortaklığıdır esasında aranızdaki, kimse farkında olmasa da. Güvercinin ensesini ve başının üstünü okşarsın yavaşça baş parmağınla. Biraz mayışır güvercin; kanatlarını hafif açıp kapamasından ve ileri geri hareketli baş hareketinin yavaşlamasından anlarsın bunu. Sonra bir an gelir ve sana bakar. İlk defa bir güvercinin gözlerinde bir mâna bulursun. Sevdiklerini hatırlatır saniyelerce sana biraz biraz ve rüzgarın etkisinde gel gitler ile. Bir müddet bakışırsın; birbirinizin gözlerindeki özleminizi ve hayatlarınızdaki tırmanışı görerek ve hissederek. Sonra havalanır güvercin ve yirmi Knot’lık havaya bırakıverir kendini. Kanatlarını açıp süzülür bir müddet ve kaybolur sağdan sola savrularak rüzgarda. Her şey o kadar pırıl pırıl ve masumdur ve aynı zamanda da ürpertici ve sessiz… Hayattan şüphe edersin; var bunda bir iş!

Birden bardağın düşer kabaran suya.( Bardağı karın hediye etmiştir ve ondan ne zaman ki bir şeyler içtiğinde, onun o çok sevdiğin dolgun dudaklarını hatırlamanı söylemiştir ardından el sallarken evden çıkışında.) Önce anlamazsın ne olduğunu. Bordadan bakınca, geminin altından suların çekildiğini görürsün, müthiş bir hızla. İskele-sancak yalpalamaya başlar gemi. Mürettebatta garip bir heyecan ve koşuşturma. Başa doğru koş ve o zaman gör işte, dünyanın üzerindeki deliği! Sular amansızca dökülürken dünyanın merkezine doğru, lavabodaki bir miktar suyun giderden akarken oluşturduğu hunimsi görüntü vardır okyanusun ortasında. Su o kadar büyüleyicidir ki… Koskocaman bir gemi var suyun ortasında o anda suyun döndürdüğü ve bir hiçlik. Var gibi ama… İnsan yapımı suyun önünde diz çökmüş ve kaderin yakın zaman da hayattan alacağı var gibi gözüküyor. Ortasına gelirsin hunimsinin ve sadece kollarını iki yana açarsın görülmeyen çarmıha gerilir gibi. Beklersin. Yüzüne iki damla su gelir. Rüzgarı hissedersin saç diplerinde, yanağında, kollarında… Şu zamana kadar kendini düşünen zihnin bir an aileni aklına getiriverir. Rüzgardan son dileğini dilersin, yüzünde ölüme gittiğinden emin bir görüntü ve anlamsız bir tebessümle: Karıma onu sevdiğimi ve öbür hayatta onu bekleyeceğimi fısılda.

İşte böyle bir derinlik…

Düşten Gelen Derinlik” için 2 Yorum Var

  1. Selam,

    Wikipedia ‘ ya Bermuda seytan ucgeninin alternatifler bir tanimi eklenecekse bence yukaridaki olmali. Oznel, itinali ve potansiyellere acikken ayni zamanda ne demek istedigi net, yakin ve dosdogru ki bunu yakalamis olmak bile tek basina tebrik hakeder. Elinize ve dus gucune saglik.
    Sevgiler
    Dipsiz

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *