Öykü

Geceyle Gelen

“Minarelerin üzerinde. Usulca salınarak yaklaşıyor. Işıltılı…”

Köpek Burhan hastır çekiyor, “Tövbe Yarabbi, amma salladın be abi!”

Nefes nefeseyim. Kızıyorum, ama gülümsüyorum yine de. “Burhan, gördüğüm bu kardeşim.”

“Kafan iyidir abi! Hani başka türlüsü mümkün olsa…”

Sanki kendini zorlasa inanacak anlattıklarıma, ama üstelemiyor. Ne bileyim, cesaret edemiyor belki de. Küçümseyici bir ifade yüzünde.

“Olur şey mi abi?”

Köpek Burhan iyidir iyi olmasına da gevezedir epeyce. Ağzı sussa merak dolu bakışlarıyla didikler beyninizi. Gene öyle yapıyor.

“Yahu, ben ırgalamıyor görünsem de devam et abi sen. Ses oluyo’ hiç olmazsa.”

Bakışlarıyla söylüyor bunları — evet, sadece bakışlarıyla.

“Kanatları metrelerce. Yıldız tozlarına mı bulanmış nedir, öyle ışıklar saçıyor ki çevreye, görmen gerek. Hani anladın ya, şöyle açıp kapadıkça kanatlarını…”

“Yani ayan beyan kadın bu, he mi?”

Bir sigara yakıyorum. Filtreyi evirip çeviriyorum dudaklarımın ucunda. “Öyle.”

“Abi, sallıyo’sun gibi geliyo’ bana.”

Gülümsüyorum. “Burhan,” diyorum, “bu yüzden köpek diyorlar sana, biliyorsun değil mi? Siyah beyaz görüyorsun her şeyi.”

“Nasıl siyah beyaz yani?”

“Böyle işte. Köküne giriyorsun her şeyin, ta köküne, ama görmek istediğini görüyorsun hep. Bak, diyorum işte, orada, minarelerin üstünde, hem de açık kanatları iki yana…”

Köpek Burhan inatçı. “Abi, anlatsan inanılacak bi’ şeyler anam avradım olsun yani… Ama gözünü seveyim ya!”

“Yok mu orada bu anlattıklarım gibi şeyler?”

“Var da…”

“Var da ne?”

“Daha karanlık işte abi, geceyle geliyo’lar genellikle. Nasıl anlatsam? Yahu, boş ver, başka şeyler konuşalım işte.”

Sorunca apansız sormalı. Burhan’ın anladığı dil bu. Yaşarken de böyleydi hergele.

“Gözlerini kim dağladı?”

“Dağlanmış mı gözlerim?”

“Ne bileyim, öyle gibi… Ya da bir zamanlar öyleymiş herhalde. Hatırlamıyor musun nasıl kör kaldığını?”

“Sevdiğim vardı bi’ tane. İlik gibiydi, ilik. Nebahat. Evlendi sonra. ‘Herif,’ dediler, ‘memur dairede. Para bok gibi.’ Çalmış mı çırpmış mı orasını bilmem, günahına girmeyeyim herifin, ama altında son model Mercedes, sen anla işte. Neyse… Bununla evlendi Nebahat. Geldi bi’ gün bana, baktı şöyle, nasıl desem, hani köpeğe bakar gibi, böyle baktı, dedi, ‘Senden ne köy olur ne kasaba, bundan sonra da Allah belanı versin, bi’ daha da karşıma çıkma!’ O işte öyle dedi ya, ben de nası’ yanığım buna, biliyo’ musun, anlatmak kabil değil. O anda böyle bi’ şey aktı içimden. Kan desen değil, gözyaşı desen hiç değil. Baktım ardından. Özellikle kıçına baktım bi’ de, hani ayrıldık ya, hani bıraktı ya beni aşüfte, inadına kıçına baktım, hani kirleteyim onu gözlerimle de beynimdeki apaydınlık sureti çirkinleşsin diye, ama yemin billah, ondan önce aklıma bile gelmezdi bunun bi’ kıçı olduğu, anla işte, o kadar severdim yani… Neyse… Böyle işte.”

“Nasıl böyle? Kadının kıçına baktın diye mi kör kaldın yani?”

“Kadının değil abi, Nebahat’ın kıçına.”

“Ya, her neyse, ha kadın, ha Nebahat.”

“Yok abi, öyle deme. Ben Nebahat’a kötü gözle bakabilince anladım ki gözlere gerek yok artık bu âlemde. Harbi diyorum bak. Sevgiyle bakamayacaksan gözlere ne gerek var. Daldırdım bıçağı.”

“Kendi gözlerini oydun yani?”

“Yok. Bıçağı kalbime sapladım ben. Öldüm herhalde orada. Belki de kargalar yedi gözlerimi, ne bileyim.”

“Pişman olmadın mı sonra?”

“Yok. Sadece korkuyorum arada, hepsi o işte… Geceyle Gelen sebep buna da.”

“Kim bu Geceyle Gelen?”

“Nebahat.”

“Nasıl?”

“Kocası başka bi’ erkekle yakalamış Nebahat’ı. Çekmiş vurmuş. Kararmış bunun kalbi. Zaten pek bi’ hırslıydı Nebahat. ‘Karabasan oldu öldükten sonra,’ diyorlar burada.”

“Suladılar mı hiç toprağını bu yakında?”

“Yok be abi… Kim sulayacak? Ne gelenimiz var ne gidenimiz.”

“Sularım ben. Dert etme.”

“Şu çalı çırpıyı da temizler misin sana zahmet?”

“Ne demek…”

“Ee abi, geliyo’ mu hâlâ şu kanatlı şey?”

“Yok, çoktan gitti.”

“Olsun. Geliyormuş gibi anlat sen. Aklımda canlandırıyordum işte ne güzel.”

“Renkli canlandır ama…”

“Sen renkli anlat da abi.”

Anlatıyorum. Bir kayıp rıhtımda hiç gelmeyecek ölü yolcularını bekleyen yolcu gemisinden tutun da, içinde kurtadamların, vampirlerin, zombilerin dört döndüğü korku dolu öykülere dek bir yığın hezeyan, bir yığın safsata.

Pür dikkat dinliyor Köpek Burhan. Bakıyor beynimin kıyısındaki görüntülere. Görüyor dersiniz. Karanlık göz deliklerinde öyle heyecanlı bir ışıltı.

Gece çöküyor.

“Yazı bitiyor şimdi,” diyorum.

Gülüyor Burhan. “O da şimdi senin gözlerinden geçti zaten,” diye söyleniyor.

“Kim?”

“Geceyle Gelen.”

“Nereden geliyor?”

“Benim geldiğim yerden.”

“Mezardan mı?”

“Senden.”

Benden!

Beynimin mezarlığına yatıyor yine Köpek Burhan. Gözlerimden geçen Nebahat yanına uzanıyor. Düşüncelerimi geriye tararken yıldızlara bakıyorum. Aklıma yaşanmamış anılar dökülüyor.

Geceyle Gelen” için 11 Yorum Var

  1. Selamlar üstat;

    Geceyle geleni bir kez daha, bu kez içinde kurtadamların, vampirlerin, zombilerin dört döndüğü kayıp bir rıhtımla okumak keyifliydi. Köpek Burhan’ın sözleri hiç değişmemiş olsa da onları yeniden okumak da öyle… Özlemişim keratayı. Burhan böyledir işte. Onu görmeden özlediğinizi anlamazsınız. İnsan keşke o safsatalı hikayeye de göz atabilseydik diye hayıflanmadan edemiyor bu arada; onu da hemen belirteyim 🙂

    Kalemine sağlık…

  2. Aşkın abi merhaba,

    Bir sis perdesi vardı bu öyküde. Her şeyi bulandırdı ve benim için eşsiz kıldı. Neden bilmiyorum ama bu belirsiz bulanıklık çok hoşuma gitti.

    Bir kadını düşlerde de olsa kirletmek için kıçına bakmak fikri çok samimiydi. Zaten Köpek Burhan baştan başa samimiyet kokan bir karakter. İhsan abinin yorumundan anladığım kadarıyla başka bir yerde daha karşımıza çıkıyor. Çok merak ettim açıkçası.

    “Geceyle Gelen”i ayrı bir yere koydum, nefisti.

    1. Sevgili Onur, Burhan’la Yazar’ın arafvari bir âlemdeki konuşmaları öyküyle aynı adı taşıyan kitabımda dolgu malzemesi gibi yer alıyordu. Kâh yazar, kâh Burhan bir öykü anlatıyor, Geceyle Gelen kitabı bu şekilde ilerliyordu. Ancak burada okuduğunuz öykü ilk olarak tam da bu şekliyle yazılmış ve hiçbir mecrada bu haliyle boy göstermemişti.

      Geceyle Gelen basıldı, okundu, tükendi. Yeni öykülerle zenginleştirilmiş hali kısmet olursa bu yıl sonuna kadar başka bir yayınevince yeniden basılacak. Ama başka bir isimle. O zaman duyururum. Belki Burhan’la Yazar kütüphanende de konuşmaya devam eder böylece.

  3. “Özellikle kıçına baktım bi’ de, hani ayrıldık ya, hani bıraktı ya beni aşüfte, inadına kıçına baktım, hani kirleteyim onu gözlerimle de beynimdeki apaydınlık sureti çirkinleşsin diye, ama yemin billah, ondan önce aklıma bile gelmezdi bunun bi’ kıçı olduğu, anla işte, o kadar severdim yani… Neyse… Böyle işte.”

    Şöyle bir bölüm var bu öyküde, okumadan aşağı inip yorumlara bakan şahıs. Kaydır tekerleğini de git oku. Nerede göreceksin bir daha böyle muhteşem bir şeyi.

  4. Vay be süper. Tebrikler Aşkın Bey. Bu kısa bir hikaye bu kadar etkileyici olabilirdi. Tekrar tekrar tebrikler.

  5. Heyy! Şimdi bu yazıyı okudum ya, nasıl hoşuma gitti anlamam! Sanki eski bir arkadaşıma kavuşmuşum gibi hüzünlü bir sevinç kapladı yüreğimi… Durun.. Durun… Kitaplarımın arasından bulayım… Geceyle Gelen’i elime alayım. En sevdiğim bölümlerinden birini, -yazar affetsin beni- bir ara şiire çevirmiştim. Hah… Tamam… İşte tam buraya yazayım…

    Ben masumum hakim bey… Eğer bu bölümü şiire çevirdiysem… Benim suçum yok! Tamamen Geceyle Gelen yüzünden:)

    YEDİ KERE BEN
    İlk kez yedi yaşında öldüm.
    Yedinci ayın yedisi.
    Saat yediye yedi kala.
    Ya da yedi geçe emin değilim.
    Yedi kez kırptım göz kapaklarımı.
    Yedi kez nefes verdim.
    Öyküsünü yazmadığım benlerden
    Birince vuruldum, tam yedi yerimden.
    Kurşunkalemlerimi boşalttım üzerime.
    Ve durup şöyle dedim kendime:
    “Yaşamak istersen, yaz.
    ‘Yazamak’ deriz adına, varsın olsun.
    Bir düşlük edin kendine.
    İzmaritine geldiğin düşleri söndür içinde.
    Yani, yaşadıklarını değil,
    Küçücük bir sapma nedeniyle
    Yaşayamadıklarını yaz.
    Kaderinin dışında kalanları.
    Yaz ve yalanlarına inandır dileyenleri.
    Yazacak mısın?
    İyi düşün, yaşamın buna bağlı,
    Ya da yazaman.
    Sözün söz mü?”
    “Söz.”
    O günden beri,
    Yedi kendimi yanıma alıp
    Yedi tepeli kentin gizlerinde geziniyorum.
    Saat yedi. Akşam.
    Kalemimle yaralıyorum gene kendimi.
    Kum saatini çevirince
    Hayat geçmişe akacak.
    Geriye döneceğim.
    Pusu kuracağım o daracık sokakta.
    Kendimi bekleyeceğim.
    Elimde kurşunkalem,
    Omuzlarımda öykü.

    Aşkın Güngör- Geceyle Gelen
    Crea Yayınları – Sayfa 94/95

  6. Bu güzel öyküyü tekrar tekrar okudum, hani kirlenmişti ya düşüncelerim, belki yazmak için daha fazla yazmak gerektiğini hatırlatır diye. Belki de sağda yorumlarda çıkınca birkaç kişi daha okur.

    Ellerine diline sağlık Aşkın abi, biraz geç de olsa tadında olur umarım.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *