Öykü

Hazerfen Uyuşturucusu

Kollarım sanki yanlışlıkla müebbet yemiş ama sonra yine yanlışlıkla hapishaneden çıkmış bir mahkum kadar deli olmaktan bıkmışlardı ve gerçekten çok yorulmuşlardı. Tıpkı lunaparktaki gondollar gibi hiç durmaksızın bir yukarı bir aşağı inip kalkıyorlardı. Onlara engel olamıyordum. Hem de tam beş yıldır. Vücudumun geri kalanı ise dedemin (sadece klasik şeyleri sevdiğinden dolayı yanında bulundurduğu ve hiç kullanmadığı) bastonu gibiydi.

Dediğim gibi tam beş yıldır böylelerdi. Onların ilk böyle oldukları günü (hafızama şaşırarak ve “Olayın ciddiyeti yüzündendir,” diyerek) çok iyi hatırlıyordum.

O gün kollarımın böyle deli gibi delireceği bir gün değildi. O gün yatağın üzerine sakız gibi yapışma günüydü. Hatta o sakızı tutkalla yapıştırma günü. Yani sözün kısası o gün günlerden pazardı ve o gün yatma günüydü. Tam yirmi beş yıldır kural böyledi. Kim derdi ki bir kara gözlü bütün bu kuralları sadece pazarlara değil de tıpkı hamur gibi bütün hayatıma açacak diye?

O gün her pazar olduğu gibi yine bütün gün yataktan hiç çıkmayacaktım. Bütün hafta boyunca çalışan vücudumu dinlendirecektim. İşimi sormayın. Klasik masa başında çalışan bir insandım sadece. O bilgisayarın başında sürekli adı dosya olan şeylerden yapıyordum. Aslında acıyordum kendime. O kadar okumuştum ve yapabildiğim tek şey o masa başında put gibi oturmaktı. Tek girişimim buydu.

Dediğim gibi saat üçe kadar hiç yataktan çıkmadım. Bazen ara sıra kalkıp telefonuma baktım (Baktım dediğime bakmayın. En fazla oyun oynamışımdır. Şu adını söyleyemediği şeker oyunu falan.). Bazen de geçmişteki hayallerimi hatırlamak için film izledim (Küçükken oyuncu olmak gibi bir hayalim vardı. Ama malum Türkiye buna izin vermedi.). İşte saat üçe kadar böyle geçti.

Derken üç buçuk civarları kapımın zili çaldı. Yanlış hatırlamıyorsam yönetici yine kapı zillerinin sesini değiştirmişti (İşte bu adam tam bir akıllıydı. Çünkü kafasına estikçe kapıların zillerinin sesini değiştiriyordu. Nedenini sorduğumuz da “Bir müzik hocasına sorulması gereken soru bu değildir. Hatta bu soru müzik hocasını aşağılamaktır. Çünkü müzik tek tip olduğu zaman değil karışık olduğu zaman güzeldir. Ayrıca her gün aynı müziği dinlemek insanı mahveder. Ki müziğin amacı insanı şu iğrenç dünyadan biraz olsun uçurmaktır. Mahvetmek değil.” diyordu.). Bu yüzden sesin televizyondan falan geldiğini düşündüm. Çünkü alışkın olmadığım bir sesti.

Sonra tekrardan çaldı. İkinci kez çalınca sesin kapıdan geldiğini anladım. Gidip açtım. Bir de karşıma ne göreyim? Kara kaşlı kara gözlü güzel yanaklı bir adam gamzesini belli etmek istercesine gülümsüyor (Muhtemelen “Merhaba” anlamında bir gülümsemeydi.). O an istemsizce kıkırdadım. Çünkü gerçekten yakışıklıydı. Hem de çok fazla. Ama kontrol etmeliydim kendimi. Bu sefer de çok kızdım. Sonra ne yapacağımı bilemedim. Ama o sağolsun beni kurtardı:

“Ben size bir teklifte bulunmak için geldim.” (Bunu biraz şak diye söylemişti. Ama ben daha karmaşık bir durumdaydım. O yüzden normalmiş gibi karşıladım.)

“Teklif mi?”

“Evet, bir teklif.”

“Beni tanıyor musunuz ki?”

“Hayır, tanımıyorum. Neden ki?”

“Bir insan neden hiç tanımadığı bir insana bir teklifte bulunur ki?”

“Belki bir anketçidir ve kapı hemen suratına kapanmasın diye karşısındakinin dikkatini çekmek için böyle bir şey demiştir.”

“Evet, o zaman tanıması gerekmez.”

“Neyse ben teklifime geçiyim. Hiç Hazerfen Ahmed Çelebi’yi duydunuz mu?”

“Evet. İlk uçan adam değil mi?”

“Evet, tam da kendisi. Aslında lafı pek uzatmak istemiyorum. Günümüzdeki gençlerin uyuşturucu sorunlarını muhtemelen takip ediyorsunuzdur. İşte ben ve bir grup arkadaşım bunun üzerine bir çalışma yapıyoruz.”

“Peki bunun Hazerfen’le ne alakası var?”

“Anlatayım. Geçtiğimiz günlerde ismi Hazerfen olan bir uyuşturucu piyasaya sürüldü. Aslında bunu anlatmak için biraz Hazerfen hakkında bilgi vermem gerekiyor. Kendisi uçmayı kuşlardan ilham alarak düşünmüş. Bunun üzerine kanatlar yapmış ve kendini Galata’dan serbest bırakmış. İşte sevgili gençlerimiz bu ilim adamının uçma merakını bir şekilde uyuşturucu kullandıktan sonra gerçekleşen bilinç kaybına bağlamışlar. Bunun üzerine yeni, güçlü ve ucuz bir uyuşturucu çıkarıp ismini böyle koymuşlar. Bizim yaptığımız şeyse onları tedavi ettirmek değil sadece kullandıkları şeyi değiştirmek. Yani demek istiyorumki yine Hazerfen’i kullanacaklar. Ama sadece kolları hareket edecek. Onun dışında vücutları sabit kalacak. Böylece Hazerfen’den cayacaklar ve saçma bir şey olduğunu düşünecekler. Çünkü hiçbir beyin uçması gerçekleşmeyecek.”

“Peki bunun teklif neresinde?”

“İşte teklifimiz şu siz bu çakma uyuşturucuyu deneyen ilk insanlardan olacaksınız. Böylece etkilerini öğrenebileceğiz.”

“Yani ne olduğu belli değil ve siz kullanmamı istiyorsunuz. Öyle mi?”

“Evet, belli değil pek. Aslında bakarsanız ben de bunu yapmak istemiyorum. Ama ne yapayım mecburen. Ayrıca kendinizi bir süre uçuyormuş gibi hissedeceksiniz. Hatta hafifletebilir belki sizi. Bilmiyorum insanlık ne kadar umurunuzda? Ama belki işe yararsa bir faydanız dokunur.”

“Aslında bakarsanız bu daha çok risk işi. Bunun için biraz cesaretli olmak gerek. Ayrıca biraz da deli. Sizce ben perdenin arkasından bakılınca öyle mi gözüküyorum?”(Bunu söyledikten sonra beni süzdü.)

“Hayır, gözükmüyorsunuz.”

“Evet, gözükmüyorum. Çünkü öyle değilim. Ama neden olmayayım? Çakma uyuşturucunuzu kullanmak istiyorum.”

“Emin misiniz?”

“Evet.”

“Bunu söylemem gerekir ama bunu ilk kullanan siz olacaksınız.”

“Ne güzel işte Hazerfen gibi.”

“Peki.”

“Sadece tek bir sorum var? Yanlış hatırlamıyorsam sonunda Hazerfen’in şeytan olduğunu düşünüp sürgüne yollamışlar. Aynı şey bana da olur mu?”

“Merak etmeyin. En fazla bayılırsınız. Bana güvenebilirsiniz. Ayrıca sürgüne gitseniz bile bir süreliğine özgürlüğü yaşarsınız.” (İşte bunu söylerken tam bir anketçi gibiydi. Tek dileği sadece ismimi elindeki kağıtlara yazmaktı. Tamamen çıkardı. Beni yaptığımda öyleydi aslında. Sadece gözümün biraz bayram etmesini istediğim için onunla konuşmaya başlamıştım. Hatta ilacı kullanmak gibi bir niyetim de yoktu. Sadece gözlerimin onu biraz daha görmesini istiyordum.)

Sonra çantasından bir şişe çıkardı bana uzattı ve ismimi tahmin ettiğim gibi elindeki kağıtlardan birine yazdı.

Gittikten sonra neden böyle bir şey yaptığımı düşündüm. Gerçekten tek isteğim gözlerimin bayram etmesi miydi? Gerçekten Hazerfen olmak hiç mi ilgimi çekmemişti? Hayır, ilgimi çekmişti. Tamam, gözlerimi seviyordum. Ama hayaller daha güzeldi. Gerçek olamayacak olsalar bile. Hiçbir zaman göremeyecek olsam bile. Onları tatmak sahte bile olsa güzeldi. Ayrıca ben özgürlük istiyordum. Kısa süreliğine bile olsa özgürlük istiyordum. Tıpkı Hazerfen gibi kuş olmak istiyordum. Gökyüzünde yaşamak istiyordum. Milyonlarca insanın ayak bastığı kara artık sadece hapishane gibiydi. O yüzden o haplardan birini yuttum.

Sonuç mu? Hazerfen gibi. Ama kollarım tutsak olmak istermişçesine özgürlerdi. Onun dışında vücudumun her yeri özgür olmak istercesine tutsaktı. Neye mi? Yatağa. Felç geçirmiştim çünkü. Alerjim varmış meğersem. Hazerfen uyuşturucusuna.

Zilan Damla Polat

2008 yılında televizyonda başlayan bir tiyatro programını, ailesinin kendisini küçükken götürdüğü bir tiyatro oyunu yüzünden izlemek zorunda kalır. Çünkü ailesi onu masanın altından dev bir kızın şak diye kelebek olarak çıktığı bir oyuna götürür. O andan itibaren beyni ilk saçmalama virüsünü kapar ama o bunun farkına varamaz. 2008 yılında BKM’nin başlamasıyla beraber biraz daha mutluluk için 4 yıl tedavi görür. Ama o tedavi istemez. Tam tersine hastalığa sahip olmak ister ve seçkiye öykü gönderir.

Hazerfen Uyuşturucusu” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Zilan,

    Öykünü okurken;

    Böylesi bir deliliği yapmak için kahramanın ruh durumunun buna müsait olduğunu gördüm. Karakterin ruh durumuna derinlik katmak (Hayalleri daha büyük olsada masa başında sıkışıp kalmak, beyaz yakaların pazar günleri hissettiği yalnızlık, Türkiye gerçekleri ile sınrılandırılmış bir kahramanın özgürlük arayışı…) dramatik dönüşümleri, okuyucunun yadırgamadan kabul etmesini kolaylaştırdığını tecrübe etmişimdir.

    Açıkçası, hikaye geliştirilebilir (hapı yuttuktan sonra hissettikleri ile yukarıda geçen dramlarından bir anlık bile kurtulması ve yaşadıklarının aktarımı ile yatağa bağlı olmasının “buna değdi havası katılabilmesi gibi”), betimlemeler düzeltilebilir ve akıcı hale getirirlebilir ama okuyucuyu nırmal hayatlarında asla yapmayacakları bir deliliği bukadar kısa kelime ile kabul ettirmek işin zor kısmıdır.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!