Alpin:
Hırs nedir biliyor musun? Bir neden bulduğunda insanı harekete geçiren bir kıvılcım, sonsuzca devam eden bir tutku. Ama ateş gibidir; kontrol edilmezse yakar.
Casim:
Bazen de öylesine gereksizdir ki… İnsan etrafına bir baksa, hırs uğruna neleri kaybettiğini görür. Oysa çevresindekiler çok değerlidir. Hırs, gözlere inen bir buğu gibidir; insanın görüşünü daraltır.
Alpin:
İki grup arasındaki çekişme uzlaşmayla sonuçlanmazsa sonsuza dek sürer. Dışarıdan bakıldığında anlamsız görünen bu tartışmalar, bir gruba ait olunduğunda ne kadar haklıymış gibi görünür.
Casim:
Demek ki insan kendini tek bir kalıba ait hissetmemeli. Ara sıra dışarıdan bakabilmeli ki dar görüşten çıkabilsin.
Alpin:
Peki, altın heykeller meselesini bu kadar büyüten iki eski dost neden komşu olmayı seçti? Herkes onların bir zamanlar çok iyi arkadaş olduğunu bilir. Ama birbirini tamamlayan heykeller, açık artırmada rakip olmalarıyla ikiye bölündü.
Casim:
Ne olursa olsun insanın içinde umut vardır. Ne kadar rakip, hatta düşman olsalar da bir gün barışmak ikisinin de gizli hedefidir. Komşu olmayı tercih ederek belki yeniden dost olmayı istemiş olabilirler.
Alpin:
Bence olay bu kadar masum değil. Sonunda bir partide bir araya gelmeleri, hatta rulet oynamaları bile bir meydan okumaydı. Meydan okuma ne kadar dostça görünse de altında üstün gelme arzusu yatar.
Casim:
Belki de biri, suçluluk duyduğu için geri adım attı. Oyun sırasında bilerek kaybetmesi, vicdanının hâlâ canlı olduğunun göstergesi olabilir.
Alpin:
Keşke öyle olsaydı. Ama o partinin yaşandığı gece, ikiliden birinin evi soyuldu. Üstelik bu “centilmen” dostun elinde haftalardır taşıdığı bir harita vardı. Bu, masum bir nesne değil; üstü kapalı bir tehditti.
Casim:
Ama bu kadar değerli heykellerin olduğu bir ev nasıl korunmasız olur? Belki de hiç soygun olmamıştır. Olay daha karmaşıktır.
Alpin:
Aslında hırsızlık fikrini ilk ortaya atan, evi soyulan kişiydi. Heykel takımının bazı parçalarının rakibinde olmasını kabullenemedi. Parayla satılmayacağını bildiği için evi alttan kazmayı planladı. Haftalarca haritasını çizdi, noktalar belirledi. Ama sonunda pes etti ve kazı yarım kaldı. Biraz daha devam etseydi hedefine ulaşacaktı.
Rakibi ise bunu fark etti. Onun kazdığı yerin tersinden kazdı. Zaman kaybetmeden heykelleri aldı ve kayıplara karıştı. Bu hırsızlık olayını da Parti’nin olduğu geceye denk getirdi ki hem kimse şüphelenmedi hem de karşı koyabilecek kimse yoktu evde. Kapıdaki bekçi bile her şeyden habersizdi çünkü eve kapıdan değil de yeraltından girilmişti.
Geriye ne kaldı biliyor musun?
Heykel takımının çoğuna sahip olan adamın elinde artık hiçbir şey yoktu. Sadece, centilmence oynanan o oyundan sonra kendisine bırakılan bir harita…
Evi soyulan arkadaş şok içerisindeydi. Bu planı o başlatmıştı. Kazıyı kendi yapmış ama bir sonuca varamayacağı için pes etmişti. Rakibi ise bunu fark etmiş tam tersi kazıyla zahmetsizce heykelleri çalmış ve kayıplara karışmıştı.
Şimdi bu hikâyenin ana fikri ne olmalıydı?
Ne olursa olsun başladığın bir işi bitirmek mi. Yoksa kötülüklerin dönüp dolaşıp sahibini bulacağı mı. Yoksa hırs kavramı üzerine mi ilerlenmeliydi.
Okuyucuya bırakmak en doğrusu.
- Hırs - 1 Nisan 2026
- 1. Tarif - 1 Kasım 2025
- Palya’Ço - 1 Ağustos 2025
- Tanrı Maskesi - 1 Mayıs 2025
Henüz yorum yok. Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.