Öykü

İadeli Taahhürlü

Sabah olmasına daha çok var. Saat 02:00, neredeyse tabii… Altımdaki pikabın gücü eşliğinde ilçeye doğru gidiyordum. Şehirdeki eğitimimden sonra sabah işbaşı yapmam gerekiyordu çünkü ve bu yüzden, bu saatte, bu kahrolasıca çevre yolundaydım. Uykusuzluğum haddini aşmış ve beni ölüme sürüklüyordu. “Az kaldı,” diyordum kendi kendime, “Birazdan eve varacaksın ve 3-5 saat uyuyabileceksin.” İlçeye 30 km kaldığını gösteren tabelayı görmemle beynim sağ ayağıma anlam veremediğim bir sinyal yolladı. Aslında yapmam gereken şeyin farklı olduğunu kafaya taktığımdan, görmüş olduğum şeyin tam olarak farkına varmadan… Ya da hayır, farkına varmış ama algılayamamış olmamdan dolayı, içgüdü ya da ona benzer bir şeyden ötürü ayağım o istem dışı gibi görünse de kısmen bilinçli hareketi yaparak durmama sebep oldu. Aklım oldukça karışmış vaziyette biraz şoför koltuğunda ne olduğuna anlam veremeden dörtlüleri yakmış vaziyette yol kenarında bekliyordum…

Demeye kalmadan bütün kabuklar açıldı ve emniyet kemerimden kurtulup yola atıldım, geri istikamette koşmaya başladım. Tam 30 km kaldığını gösteren tabelanın altına bir adam yatıyordu. Orta büyüklükte bir dağcı çantası ve gece kendini belli edecek sporcu giysileriyle yerde yatan adama nefes nefese koşmaya başladım. Yanına geldiğimde kalbim çok daha hızlı bir şekilde çarpmaya başladı çünkü gözleri açıktı ama anladım ki görmüyordu. Ellerim titremeye başladı. Telefonumu çıkardım. 112’yi tuşlamaya çalıştım ama bu siktiğim dokunmatik telefonları! Zaten ellerim titriyor! Ambulansı arayıp nerede olduğumu nefes nefese anlatırken telefonun diğer ucundaki kadın sakin olmamı ve sözde hastayı kontrol etmemi istiyordu. Soğuktan neredeyse hissetmediğim parmak uçlarımla adamın boynuna dokundum. Ölüm çok daha soğukmuş. Sanki parmaklarımın ucundan ısı o adamın cesedine doğru akıyordu. Ürperdim ve kadına adamın ölü olduğunu teyit ettiğimi söyledim. Kadından ambulansı beklemem gerektiği cevabını aldım ve o anda fark ettim ki adam elinde bir zarf tutuyordu. Telefonu hâlâ bir şeyler anlatmakta olan kadının yüzüne kapattım. Ne de olsa nerede olduğumu biliyordu artık. Uzandım ve zarfı sanki adamı uyandırmaya korkuyormuş gibi yavaşa aldım. Zarfın üzerine acemice kırmızı renkli mum akıtılmış. Belli ki eskiye özenmiş ama basacak bir mührü olmasa gerek, sadece ucu kenara doğru sıyrılmış mum parçası tutuyordu zarfı. Açtım ve okumaya başladım:

* * *

“Merhaba dostum.

Bunu okuyorsan (tabii bu dili biliyorsan), seni bu kadar korkuttuğum için öncelikle çok özür dilerim. Tek tesellim hamile bir kadın ya da küçük bir çocuk olmaman… Tabii böyle bir teselli ben bu durumdayken ne işime yarayacak bilmiyorum. Ne de olsa bir ölüyüm sanırım ve yaşadığınız dünyada en son korkman gereken insan benim tahminimce. Her neyse, umuyorum seni güldürebilmişimdir. Umuyorum çok soğuk bir şaka yapmamışımdır.

Hayır, tabii ki bu mektubu burada ölmeden hemen önce yazmadım. Açıkçası ne kadar zaman önce yazdığımı bilemeyeceğim ama ne zaman yazdığımı söyleyeceğim. Sana biraz hayat hikâyemden bahsetmek istiyorum. Tam olarak Kasım ayının çarşambaya gelen 3. gününde öğleden sonra saat tam 13.30’da, 32 yaşımdayken onkolojistimden çıktım ve eve gelip eşyalarımı topladım. Kendisi olabildiğince ruhsuz bir şekilde beynimdeki tümörün ameliyatla alınamayacağını bu yüzden en iyi ihtimal ile üç ya da dört ayımın kaldığını söylemişti. Bunun üzerine yürüme kararı aldım. Evet, belki aptalca ama aynı filmlerdeki gibi böyle bir şekilde bu illetten kurtulabileceğimi düşünüyordum. Kesinlikle cesaretimden dolayı ve hayatta son yapmak istediğim şey olduğu için yürümeye başlamadım. Ölmek istemiyordum ve korkuyordum. Sadece bir mucize aramaya çıktım diyelim buna biz. Tabii, sen şimdi bunu okuyorsan sanırım o mucizeyi bulamadım.

Yaşadığım şehrin gürültüsünden ve pisliğinden uzaklaşmak, açıkçası gözüme de ayrı bir güzel gözüktü. Belki ikinci bir şans elde etmiş olabileceğimi düşünmüştüm. Bak sana bir soğuk espri daha: sanırım hâlâ aynı ‘hayata’ devam ediyorum. Evet, ikinci şansı yakalayamadım sanırım. Üzücü olduğunun farkındayım ama işte, şu anda buradayız ya da sadece sen oradasın ve ben nerede olduğumu çoktan öğrenmiş olabilirim.

Seni çok daha fazla sıkmayacağım. Zorluk da çıkarmak istemem ama senden bir ricam olacak ve benim durumumda olan biri için bu ricayı yerine getirebileceğini sanıyorum. Ailem yanlarında kalmamı istemişti ama ben bunu reddettim. Bencillik olduğunu kabul etmem gerekiyor. Ortada bir bencillik var ama bunu ailem mi yapıyor yoksa ben mi tam emin olduğum söylenemez. Sadece benden arda kalan et parçasını aileme bir şekilde ulaştırmam gerekiyor. Hangi ülkede olduğunu bilmiyorum ama umuyorum çok zorlanmazsın. Sadece gerekli mercilere haber verip bedenimi onlara götürürken sen de eşlik et bana ve durumu aileme açıkla yeter. Aşağıda adresim var. Merak etme, bulursun, malum, teknoloji, çok ilerledi.

Sana sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sana sonsuz özürlerimi diliyorum.

Çünkü ben öldüm. Sevdiğim kadın benimle birlikte öldü. Tattığım yemek benimle birlikte öldü. Yaşadığım ev benimle birlikte öldü. Annem benimle birlikte öldü. Babam benimle birlikte öldü. Daha yapmadığım çocuklarım benimle birlikte öldü. Güldürdüğüm ve güldüreceğim birçok insan da benimle birlikte öldü. Üzerine bastığın yeryüzü benimle birlikte öldü. Kanserim benimle birlikte, sonunda, öldü. Çünkü ben öldüm dostum.

Kendine iyi bak dostum.”

* * *

Dürüst olmak gerekirse, mektubunu okurken düşündüğüm tek şey esprilerinin gerçekten soğuk olduğuydu. Trajikomikti. Ben de güldüm. Trajik ve komik olmasının aslında sebebi elimdeki telefona bakarken fark ettiklerimdi. Çünkü bugün ayın dördüydü. Dostum… Evet, dostum, şehirden henüz çıkmış ve ilçeye daha varamamışken yığılmıştı. Eğildim ve sanki beni duyacakmış gibi “Hiç problem değil, dostum.” dedim.

“Hiç problem değil, seni eve götüreceğim. Bari kendini özletebilseydin biraz.”

İadeli Taahhürlü” için 4 Yorum Var

  1. Ziya dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Erdem Bey.
    Güzel bir tema yakalamışsınız. Öykünün başlığını “İadeli taahhütlü” olarak düşünmüşseniz içerikle oldukça uyumlu olmuş derim. Sanki öyküyü yazarken çok heyecanlanmış gibisiniz.
    Zaman konusunda kararsızlık yaşıyorsunuz. Öykü şimdiki zamanda geçerken siz arada bir geçmış zamana kayıyorsunuz. İlçeye gidiyorsunuz, siz gidiýordum diyorsunuz. Mesajı olan bir öykü ama mesajlar yanlışları içeriyor. Mektup samimi gelmedi. Yazan hasta kişinin duygularını alamadım.
    Bunları söylüyorum iyi çalışılırsa güzel bir öykü çıkar düşüncesindeyim.
    Sevgilerimle

  2. Hızlı yazılmış bir öykünün tadı da bir başka oluyor. Bence öykü ruhunu yakalamış bir hikayeydi. Benim aksime… :sweat:

  3. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    beğenmekle beğenmemek arasında kaldım açıkçası. Mektup biraz daha uzun olabilir miydi? adam bir günde ölmese miydi? bulan adamın işi ile ilgili detaylara gerek var mıydı? ama diyorum ki okudun gayet. o yüzden bu kadar soruya da gerek yok. elinize sağlık.