Öykü

İhtiyar Orlok

Fırtınalı bir günde denize çıkmak kolay değildir. Hele ki yaşınız ilerlemişse.

Orlok ihtiyar bir balıkçıydı. Son zamanlarda fazla balık yakalayamamış ve küçük kızının ilaçlarını alamamıştı. Fırtınalı bir gün olacağını bilmesine rağmen, hasta çocuğu için balık yakalamayı ummuştu.

Pek çok defa yemini, ağını ve oltasını kullanarak Doğa Ana’dan balık dilenmiş lakin sonuç alamamıştı. Bu defa çaresizlik içinde denize açılmak zorundaydı. Sessiz sedasız teknesine bindi ve küreklerini çekmeye başladı. Fırtınaya yakalanmadan dönmeyi düşünüyordu. Fakat işler umduğu gibi gitmedi. Hava yavaş yavaş kararıyor, deniz çalkalanıyordu.

Fırtına daha da şiddetlendi ve tam o sırada çok güçlü bir balığın oltasına takıldığını fark etti. Kolları yaşlı birine göre kuvvetli sayılabilirdi. Ama balık güçlüydü. Dalgalar teknesini sallıyor, rüzgar titremesine sebep oluyordu. Son bir hamleyle balığı teknesine çekti. Yirmi kiloya yakın bir Deniz Alası ellerinin arasında son nefesini veriyordu. Uzun zaman sonra yakaladığı en iyi balıktı ve mutluluktan gözleri yaşardı. Bu epey para ederdi. Onu kaybetmemek için misinasıyla kemerine sıkı sıkı bağladı.

Çok geçmeden büyük bir dalga üzerine çöktü. Dengesini kaybeden yaşlı Orlok kendini denizde buldu. Suyun altından birden yüzeye fırladı. Teknesi rüzgarla uzağa sürükleniyordu. Bir seçim yapmak zorunda kaldı ya batmakta olan teknesine ya da üzerinde tek bir palmiye olan küçük bir adaya yüzecekti.

Ada adeta Tanrı’nın bir armağanı gibi önüne sunulmuştu.

Bir karar verdi. Biraz sonra 10-15 metre eni ve boyu olan kara parçasına çıktı. Oturdu ve beklemeye başladı. Üşüyordu, hatta sıtma tutmuştu. Kıyının ışıkları uzaktan gözüküyordu. Ancak buradan oraya böyle bir fıtınada yüzecek gücü yoktu. Bekledi… İhtiyar Orlok’un ve kuşların uğradığı bu ada, Yeniden ümitlerinin yeşermesine sebep olmuştu.

Tek bir tekne veya gemi geçmedi. Bekledi…

Karnı acıkmaya başladı. Rüzgarın etkisiyle palmiyeden düşen açai meyvelerini yedi. Elinde ki balığa sıkı sıkı sarıldı, umutla baktı yine bekledi…

Sıcak nefesiyle ellerini ısıtmaya çalıştı. Sonra kollarını göğsünde birleştirdi, dizlerini kendine çekti. Bekledi…

Aradan saatler geçti. Deniz yükselmeye başladı. Git gide daha fazla yükseliyordu ve Orlok ağaca yaslandı. Çok değil 4-5 saat sonra Ada su altında kalacaktı.

Yine bir karar vermesi gerekiyordu. Ya palmiye ağacına tırmanacak ya da kıyıya yüzmeye çalışacaktı. Bekledi…

Her iki seçenekte intihar sayılırdı. Ne deniz çekilene kadar ağaçta tutunabilir ne de kıyıya kadar boğulmadan yüzebilirdi.

O bir denizciydi. En azından denizle savaşarak ölmek istedi. Ama ölemezdi. Hasta çocuğuna ilaç almak zorundaydı. Bekledi…

Kararını verdi.

Son bir kez adaya baktı. Onu hayatta tutan, savaşma gücü veren, düşünmesine yardımcı olan minik adaya şükranlarını sunup, göz yaşlarıyla veda etti.

Bir sıçrayışta yükselen denize atladı. Bir kulaç, sonra bir kulaç daha… Dalgalar onu yutuyordu. Ama Orlok’ta bir o kadar inatçıydı. Belindeki Deniz Alasının ağırlığına rağmen yüzmeye devam etti. Gücü tükenmek üzereydi ve bir süre sonra kendinden geçti.

Doğa Ana onu denizle sınamıştı.

Sabahın ilk ışıklarında, bütün gece onu arayan polisler ve balıkçılar, kucağında umuduna sarılmış derin uykuda yatan, ihtiyar bir adam buldular.

İhtiyar Orlok” için 9 Yorum Var

  1. merhaba, hoş bir öyküydü. İhtiyar balıkçıya üzüldüm; ölmeseydi keşke ama evet, ölüm olunca hikayenin daha etkili olduğu da bir gerçek. Gayet akıcıydı öykü, anlatım da iyiydi. Kaleminize kuvvet.

    1. Yorumun için teşekkürler. Aslında balıkçının ölüp ölmediğini açık bırakmaya çalıştım. Ama genelde herkes öldüğünü düşündü. Daha acemiyim ? umarım ilerde daha da güzel öyküler yazarım ?

    1. Aslında balıkçının ölüp ölmediğini okuyucunun algısına bırakmayı tercih ettim 😀

  2. Üslubunuz hiç de fena değil.

    Adanın ölçülerini biraz geniş tutmakta fayda var. Eğer dalgalar adamı devirecek kadar yüksekse, muhtemelen çapı 15 metreyi bulan adayı kaplayacaktır da. Ve ayrıca ada da suların yükselmesi ile denize gömülmemesi gerek. Fakat alt hikayenin güzelliği için bu detayların kalması gerek se, o halde en azından palmiye ağacını çıkarabilirsiniz. Tuzlu su ve palmiye ağacı… Tuzlu suda nadir bitki ve birkaç tür ağaç yaşayabilir ki, bu listede palmiyenin yeri ne yakız ki yok.

    Tek cümlelik paragraflar güzel durmuş.

    Son paragrafı güzel düşünmüşsün. Eğer genelleme yerine adamı tek bir kişinin bulduğunu yazarsan, vurgu artacaktır. Yani o anı göz önüne getirirsen, polisler ve balıkçılar kol kola sahilde yürüyor olamaz değil mi? Etrafa dağılmışlardır, özellikle balıkçıların denizi araştırması daha makuldür.
    “Sabahın ilk ışıklarında, bütün gece onu arayan polislerden birisi/bir polis, kucağında umuduna sarılmış derin uykuda yatan, ihtiyar bir adam buldu.” gibi.

    Elinize sağlık.

    1. Yorumun ve eleştirin için teşekkür ederim ? Gelişmek için bu tarz eleştirilere ihtiyacımız var ? Genelde sonunu düşünmeden yazıyorum hikayeleri ve fazla araştırma yaptığımı da söyleyemem ? Tek seferde çıkan bir hikaye olduğundan tutarsızlıklar pekala mümkün ? Önümüzdeki ayın hikayesini de bir oturuşta yazıp gönderdim ? düşünüyorum da keşke biraz daha üstünde çalışsaydım ? tekrar hikayemi okuduğun için teşekkürler ?

  3. Merhaba,
    Güzel ve akıcı bir çalışma olmuş. Elinize ve kaleminize sağlık 🙂 ada biraz küçük kalmış öyle bir fırtınada hemen sular altında kalırdı ve balıkçı bu adacığı bulamazdı. Tekrar ellerinize sağlık güzel olmuş 🙂

  4. Yorumunuz için teşekkürler ? Evet adayı biraz küçük tutmuşum. Bazı tutarsızlıklar olmuş bi sonraki öykülerim de bunlara dikkat etmeye çalışacağım. ?

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *