Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kapadokya

Aylardan temmuz günlerden pazardı. Barış yataktan kalkmış üstünü giyiyordu. Selin ise kahvaltıyı hazırlamıştı. Barış uzun boylu, sarı saçlı ve mavi gözlüydü. Selin ise Barış’tan biraz daha kısa, siyah saçlı ve yeşil gözlüydü.

Selin mutfaktan Barış’a seslendi, “Aşkım kahvaltı hazır.”

Barış, “Geliyorum.”

Barış yatak odasından çıktı ve mutfağa gitti. Yemek masası hazırdı. Masada: haşlanmış yumurta, ekmek, peynir, zeytin, reçel, çay vs. vardı. Selin masaya oturdu. Çayları doldurdu. Barış ellerini yıkadıktan sonra masaya oturdu.

Barış ikiye bölünmüş haşlanmış yumurtanın yarısını aldı ve ağzına attı. Ardından ekmeği attı. Çiğnemeye başladı. Selin ekmeği alıp üstüne yağ sürdü ve ekmeği ısırarak yedi.

Barış, “Yaz geldiğine göre sana bir sürprizim var. Planladığımız geziye gidebileceğiz.”

Selin, “Aaaa! Gerçekten mi? İş yerinden izin alabildin mi? Bu aralar çok yoğundun.”

Barış, “Sonunda alabildim. Bir haftadır ısrar ediyordum. Dün verdiler. Sadece iki haftalık izin alabildim. Daha fazla veremediler.”

Selin, “Olsun. İki hafta yeter de artar bile. Ne zaman çıkıyoruz?”

Barış, “Bugün hazırlanalım. Yarın yola çıkarız.”

Barış ve Selin kahvaltılarını yaptılar.

Barış, “Ellerine sağlık.”

Selin, “Afiyet olsun.”

Selin ve Barış masayı toplamaya başladılar. Masa toplandıktan sonra Barış oturma odasına gitti. Masanın üstündeki Yunan mitolojisine ait kitabı aldı. Kitabın bitmesine az kalmıştı. Koltuğa uzandı ve kaldığı yerden Minotor’u anlatan bölümden okumaya devam etti.

Selin ise bahçeye çıktı. Bahçedeki çiçekleri kontrol etti. Birkaç çiçeğin yapraklarının kuruyan kısımlarını koparıp kenara attı. İbriğe su doldurdu. İbrikle çiçekleri sulamaya başladı.

Selin bahçede işini hallettiğinde eve girdi. Çamaşır makinesinin yanına gitti. Çamaşır makinesi bitmişti. Çamaşırları sepetin içine doldurdu. Sepeti aldı ve çatıya çıktı. Çamaşırları asmaya başladı.

Barış kitabı bitirdi. Kitabı masaya koydu. Televizyonu açtı ve izlemeye başladı.

Selin çamaşır asmayı bitirdi ve aşağıya indi.

Selin bavulları hazırlamak için yatak odasına gitti. Barış, Selin’i gördü ve yatak odasına gitti. Beraber bavulları hazırlamaya başladılar. Yaklaşık iki saat içinde bavulu hazırladılar.

Saat 00.00 oldu.

Barış, “Saat geç oldu. Yarın erkenden kalkıp gidelim.”

Selin, “Evet çok geç oldu. Hemen yatalım. Erkenden yola çıkacağız.”

Geceliklerini giyip yatağa yattılar ve uyudular.

Saat 07.00’de kalktılar. Kahvaltı yaptılar. Hazırlandılar. Bavulları arabaya koyup yola çıktılar. Yola çıkmaları saat 09.00’u buldu.

Selin, “Kapadokya nasıl bir yer acaba?”

Barış, “Gittiğimizde göreceğiz. Eminim güzeldir.”

Selin navigasyondan Kapadokya’yı açtı.

Selin, “On bir saat yolumuz var.”

Barış, “Bizi uzun bir yolculuk bekliyor.”

Bazı yerlerde mola vererek yolculuklarını tamamladılar. Bir otele gidip yerleştiler. Saat 21.30’du.

Barış, “Sonunda geldik. Çok yoruldum. Hemen yatmak istiyorum.”

Selin, “Gerçekten çok yorucuydu. Bavuldaki eşyaları yerleştirdikten sonra yatacağım. Sen yat istersen.”

Barış, “Tamam. İyi geceler.”

Barış yatağa yattı ve uyumaya başladı. Çok yorulmuştu. Selin bavuldaki eşyaları dolaplara yerleştirdikten sonra yattı ve uyudu.

Sabah oldu. On iki buçuk saatlik yolculuğun ardından ikisi de rahat uyku çektiler. Selin kahvaltıyı hazırladı. Yemek masasına oturdular.

Barış, “Ne yapalım bugün?”

Selin, “Balon gezisi yapabiliriz. Oradan yer altı şehirlerini gezeriz. Olur mu?”

Barış, “Olur. Kahvaltımızı yapalım. Hazırlanalım. Hemen çıkarız.”

On beş dakikada kahvaltı yaptılar. Beraber masayı topladılar. Hazırlandılar ve otelden çıktılar. Arabaya bindiler ve yola çıktılar. Kaldıkları otel balon turu yapılan yere yarım saat uzaklıktaydı.

Yarım saat içinde balon turu yapılan yere geldiler. Barış arabayı park etti. Arabadan indiler.

Selin, “Çok güzel gözüküyorlar. Çok heyecanlandım. Hemen gidelim.”

On dakika yürüdüler ve balonun yanına geldiler.

Barış, “Şu balonun önüne geçte fotoğrafını çekeyim.”

Selin balonun önüne geçti. Barış fotoğrafını çekti.

Selin, “Ben de seni çekeyim.”

Barış’ta fotoğraf çekindi. Sıcak hava balonuna binmek için görevlinin yanına gittiler.

Barış, “Kolay gelsin. Biz sıcak hava balonuna binmek istiyoruz.”

Görevli, “Tabii ki kaç kişisiniz.”

Barış, “İki kişiyiz.”

Görevli, “2000 lira tutuyor.”

Barış cebinden paraları çıkardı. 2000 lira saydı ve görevliye verdi. Görevli; Barış’ı ve Selin’i hazırladıktan sonra sıcak hava balonuna bindirdi. Balonda fotoğraf çekindiler ve Kapadokya’yı izlediler. Bir saatlik turun ardından aşağıya indiler.

Barış ve Selin, “Kolay gelsin.”

Görevli, “Teşekkür ederim.”

Görevlinin yanından ayrıldılar.

Barış, “Sıra yer altı şehirlerini gezmekte.”

Arabaya geri döndüler ve bindiler. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından yer altı şehirlerine geldiler. Barış arabayı park etti. Arabadan indiler ve yirmi dakikada yer altı şehrinin kapısına geldiler.

Barış, “Çok ilginç duruyor.”

Selin, “Zamanında burayı nasıl yaptıkları merak konusu. Kaybolmadan geri dönersek iyi olur.”

İçeri girdiler. Farklı yollardan geçerek yer altı şehrini gezdiler. Demir kapının önüne geldiler. Bu yolun ilerisi keşfedilmediği için tehlikeli olduğundan kapanmıştı.

Selin, “Burası neden kapalı acaba?”

Barış, “Daha ilerisini keşfetmediklerinden olabilir.”

Selin, “Olabilir.”

Fotoğraf ve video çekerek iki saat yer altın şehrinde gezdiler.

Dışarı çıktıklarında havadan uçak geçiyordu. Uçaktan toza benzer şeyler düşüyordu.

Barış, “Uçaktan düşenler ne?”

Selin, “Dumana benziyor. Uçak arızalandı mı acaba?”

Tozlar bir süre sonra durdu.

Barış, “Durdu. Arızalanmamış demek ki. O neydi?”

Selin, “Bilmiyorum. Otele dönelim. Çok yoruldum.”

Barış ve selin arabaya bindiler. Otele gitmek için yola koyuldular. Otele beş kilometre kalmıştı. Yoldaki insanlar öksürüyordu. Hem de hepsi.

Barış, “Bunlara ne oldu böyle?”

Otele yaklaştıkça insanlarda gariplikler olmaya başladı. Bazılarının derisi kahverengiye dönmeye başladı. Bazılarının boyu yükselmeye başladı. Bazılarının kafasından boynuzlar çıkmaya başladı.

Selin, “Ne oluyor bu insanlara? Geri dön kaçalım.”

Barış arabayı geri döndürdü.

Barış, “Nereye gideceğiz?”

Selin, “İstanbul’a dönmek için artık çok geç. Bunlara ne oluyorsa biz yoldayken çoktan dönüşürler. Yer altı şehrine dönelim. Uçaktan düşen her neyse oraya gelmemişti.”

Barış, “İyi fikir.”

Yolda ilerlerken insanların dönüşümü az kalmıştı. Artık boyları iki metreyi geçmiş, vücutları kahverengiye dönmüş ve kafalarında boynuzları çıkmıştı. Yarı insan yarı boğaya dönüşmüşlerdi.

Barış, “Bunlar çok tanıdık geliyor. Düşünmem lazım. Iıııı. Hah buldum. Okuduğum Yunan mitolojisi kitabındaki Minotor’lar. Uçaktan düşen duman ya da her neyse insanları Minotor’a dönüştürdü. Kendilerine gelmeden hemen buradan uzaklaşmalıyız.”

Barış arabayı daha da hızlandırdı. Yer altı şehrine bir kilometre kala Minotorlar kendilerine gelmişti. Minotorlar etraflarına baktılar. Ne olduğunu anlamaya çalıştılar. Kimileri birbirine saldırmaya başladı. Kimi yoldaki arabaları parçalıyordu. Kimi evleri ve yolları yumrukluyordu. İçlerinden beş tanesi yolda giden arabayı fark etti. Yani Barış ve Selin’i.

Minotorlar arabanın arkasından koşmaya başladı. Barış ve Selin Minotorlar’ı fark ettiler.

Selin, “Geliyorlar.”

Barış, “Az kaldı.”

Yer altı şehrine yüz metre vardı. İnip yürüdükleri yolu da arabayla geçtiler. Yer altı şehrinin kapısına geldiklerinde arabadan indiler. İçeri koştular.

Minotorlar çok yaklaşmıştı. Barış ve Selin yer altı şehrinde ilerlerken Minotorlar kapının önüne geldi. Biri kapının önündeki arabayı parçaladı. Dördü içeri girdi. Arabayı parçalayanın işi bitince o da içeri girdi.

Barış ve Selin bir demir kapının önüne geldi.

Selin, “Şimdi ne yapacağız?”

Barış, “Bilmiyorum. Bu demir kapıyı kırmaktan başka çaremiz yok.”

Selin yerde iki taş buldu.

Selin, “Bunlarla deneyebiliriz.”

İkisi birlikte kapıya vurmaya başladılar. Kapıya vurdukça sesler geliyordu. Bu sesler Minotorlar’ın dikkatlerini çekti. Beşi gelen sese yöneldi.

Selin, “Garip sesler geliyor.”

Barış, “Kapıya vurma sesine geliyorlardır. Hızlanalım.”

Taşlarla kapıya vurmaya devam ettiler. Kapı gevşedi ve açıldı. O sırada yolun ucunda Minotorlar belirdi.

Barış, “Geldiler. Koş.”

İkisi koşmaya başladılar. Arkalarında da Minotorlar. Beş dakikalık koşmalarının ardından bir uçuruma geldiler. Yol karanlık olduğu için göremediler ve uçurumdan aşağıya düştüler.

Barış ve Selin, “Aaaaaaa!”

Bir süre sonra sesler kesildi. Karanlık. Çok fazla karanlık. Ardından yavaşça gelen bir ışık.

Barış ve Selin’in gözleri yavaşça açıldı. Bilinçleri yerindeydi. Etraflarına baktıklarında her yerde Minotorlar vardı. Sonra ellerine baktılar. Elleri kahverengiydi. Boyları uzamıştı. Sonra birbirlerine baktılar. Onlar artık bir Minotor’du. Ama bu duruma aldırış etmediler. Yürümeye başladılar.

SherlockHolmes