Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kara Kutu

Minik, beyaz ve soğuğun etkisiyle titreyen elleriyle, süt kabını yere koyup kedilerin gelmesini bekledi. Kısa bir zaman sonra kabın etrafı küçük, büyük kedilerle doldu. Ellerini yumruk haline getirip aradaki boşluğa minik dudaklarıyla sıcak hava üfledi. Sonra ellerini minik, kızarık burnuna götürüp onu ısıtmaya çalıştı. Gözlerinden süt içen kedilere bakarken merhamet yayılıyordu. İstemsiz bir şekilde başını kaldırdığında yaşlı bir kadınla göz göze geldi. Daha önce hiç karşılaşmadığı bu kadına güzel yüzünü aydınlatan gülücüklerinden birini gönderdi. Bu gülümseyiş karşısında kadının kahverengi, büyük gözleri daha bir irileşti.

“Annen kızmıyor mu sokak kedilerine dokunmana?” Minik kızın hafif çekik, soluk yeşil gözlerine bir anda kara bulutlar indi.

“Annem yok benim. Ben küçükken ölmüş. Yani beni evlatlık alan kadın öyle söylüyor. Hem yaşıyor olsaydı kızmazdı. Buna eminim. Çünkü annem bir melekten bile daha iyiymiş.”

“Bunları sana seni evlatlık alan kadın mı söyledi?”

“Evet, o öyle iyi biri ki bana annemin yokluğunu hiç hissettirmiyor. Ah, şu an sizinle yani bir yabancıyla konuştuğumu görseydi bana nasıl kızardı bilemezsiniz. Kediciklerin sütü bitmiş. Doldurmama izin verin.”

Minik kız titrek elleriyle kaba biraz daha süt koydu. Yanı başında duran sarı kedinin yumuşak tüylerini okşadı. Artık eve gitmeliydi. Yaşlı kadına hoşça kal diyebilmek için arkasını döndüğünde soluk yeşil gözleri boşlukla karşılaştı. Yaşlı kadın çoktan gitmişti.

* * *

“Herkes hata yapabilir Scarlett. Ona bir şans daha vermelisin.”

“Onunki küçük bir hatadan ibaret değil, Ellen. Beni aldattı. Üstelik bunu yaptığı yetmemiş gibi beni herkesin önünde küçük düşürdü.”

“Bu konuyu bu kadar abartma lütfen. O bir erkek. Erkeklerin doğasında vardır aldatmak.”

“Bilemiyorum Ellen. Ona ikinci bir şans vermenin doğru olup olmadığına bir türlü karar veremiyorum.”

“Yarına kadar düşün. Yarın gelmek istersen ara beni. Gelip seni alırım, birlikte güzelce hazırlanırız. Hem Ashley değişti, eskisi gibi değil. Yarınki yemeğe gel ve bunu kendi gözlerinle gör derim.”

“Yarın sana haber veririm, iyi geceler.”

Scarlett arkadaşının tek kelime bile etmesini beklemeden telefonu kapattı. Kendini yatağa atıp düşünmeye başladı. Ashley onun üç ay önce tanıştığı, ilk erkek arkadaşıydı. Bundan üç ay önce onu bir davette görmüştü. Sarı sık kirpiklerini kırpıştırarak, derin anlamlar yüklü kahverengi gözleriyle baygın baygın bakması Scarlett’ in ona aşık olmasına yetmişti. Daha sonra iki ay süren bir beraberlik yaşamışlardı. Kısa sürmesine rağmen belki de hayatının en güzel anılarına sahip olmuştu onunlayken. Ve yaklaşık bir ay önce hayatında ilk defa tam bir şekilde aldatılmıştı. Scarlett Ashley’ i aynı dalgın bakışlarla başka bir kıza bakarken yakalamıştı. Söylediği söz Scarlett’ i daha da yaralamıştı. Ashley bir eliyle yanındaki sarışın kızı belinden sarıyor, bir yandan da herkesin içinde şunu söylüyordu: “Saçmalama tatlım. Evet, Scarlett çekici bir kız ama ben onunla sadece oynuyorum. Aramızda küçük bir oyundan ötesi yok.” Scarlett tüm öfkesini bir mesaja sığdırıp Ashley’e yollamış, bir daha da onunla hiç konuşmayacağına kendi kendine bir söz vermişti. Aradan üç hafta geçtikten sonra Ashley ona pişman olduğunu söylemiş ve ona bir şans daha vermesini istemişti. Scarlett başlangıçta bu teklifi kesin bir dille reddetmiş olsa da sonradan arkadaşlarının araya girmesiyle bu konuyu tekrar düşüneceğini söylemişti. Eğer yarınki yemeğe giderse bu muhtemelen evet anlamına gelecekti. Aslında bu yemek ondan intikam alması için bir fırsat doğurabilirdi. Aynada kendini incelemeye başladı. Ona güzel denemezdi belki ama kesinlikle çekici denebilirdi. Çıkık elmacık kemiklerinin sertleştirdiği yüzünü, yuvarlak çenesi yumuşatıyor ve ona çekici, tatlı bir görünüm kandırıyordu. Soluk yeşil renkteki gözleri, yeşilin hiçbir tonunu sevmeyen birini bile büyülemeye yetecek kadar güzeldi. Gözlerini ortaya çıkaran hafif bir makyaj ve beyaz teninin pürüzsüzlüğünü daha da belli eden yeşil elbisesiyle yemeğe gidip, kendisini aldatan o yakışıklı çocuğa, Ashley’ e, tatlı tatlı gülümseyebilirdi. Sonra da Ashley’e onu tamamen unuttuğunu, ona baktığında hiçbir şey hissetmediğini söyleyerek onu komik duruma sokabilirdi. Ama bunu yapmayacaktı. Ya yemeğe gidip Ashley’ e bir şans daha verecek, ya da hiç gitmeyecekti. Hızlıca vurulan kapı tokmağıyla düşüncelerinden sıyrıldı.

Bu saatte kapının vurulması çok sık yaşadığı bir olay değildi. Bir arkadaşını da beklemiyordu. Üşengeç adımlarla kapıya yaklaştı. İnce sesinin kalın çıkmasına özen göstererek sordu: “ Kim o?” Kapının ardından hiçbir cevap gelmedi. Normalde böyle durumlarda kapıyı açmazdı ama anormal zamanında olmalıydı ki, kapıyı açtı. İşin tuhaf kısmı hızlıca vurulan bir kapı tokmağı duyduğuna emin olmasına rağmen kapıda kimse yoktu. Kapıyı kapatacağı sırada gözü yerde duran kahverengi, tahtadan yapılmış, eski kutuya takıldı. Kutunun üstünde en az kutu kadar eski bir zarf durmaktaydı. Elindeki kutu ve zarfla odasına geri döndü. Muhtemelen bir arkadaşı ona bir hediye bırakmıştı. Gözleri zarfta yazan silik ama bir o kadar da düzenli yazıya takıldı. “ Kutuyu açmadan önce mutlaka zarfın içindeki mektubu oku.”

İnce, uzun parmaklarıyla zarfı yıpratmamaya özen göstererek açtı. Sarı bir kağıda düzenli bir şekilde yazılmış olan mektubu okumaya başladı. Biraz korku ve bolca merakla…

“ Sevgili Scarlett,

Bu mektubu sana gönderen ne her genç kızın beklediği beyaz atlı prensin ne de yıllardır samimi olduğun bir arkadaşın. Bu mektubu gönderen zamanın bilinmezliğinde ve gizeminde kaybolmuş, yüzünü kırışıklıklar kaplamış yaşlı bir kadından başkası değil. Belki sen beni tanımazsın Scarlett ama ben seni çok yakından tanıyorum. Bembeyaz tenini, soluk yeşil gözlerini ve o mükemmel gözlerden saçılan derin merhamet duygusunu daha dün gibi hatırlıyorum. Lütfen Scarlett sana o eski kutuda ne olduğunu söylediğimde mektubu fırlatıp kutuyu bir kenara atma. Söylüyorum, umarım hazırsındır. Ruhlara ve hayaletlere inanır mısın bilemem ya da büyüye ve büyünün verebileceği zararlara. İnanmıyorsan bile şu an inanmalısın. Çünkü o kutuda yıllar önce kötü bir büyüyle o kutuya hapsedilmiş bir ruh var. Kızımın biricik Melanie’ nin ruhu. Aynı zamanda da senin annenin ruhu… Scarlett bu söylediklerim ne bir şakadan ne de bir yalandan ibaret. Söylediklerim tamamıyla gerçek ve doğru. Ben senin büyük annenim. Bu seninle ilk konuşmamız değil. Yıllar önce kızım seni doğurduğu sene o kutuya hapsedildi. Kutu açıldığında ruhun çıkmasının tek yolunun açan kişiye bağlı olduğunu öğrendim. Hapsedilen ruhun çıkması ancak kutuyu onu en çok seven kişinin açmasıyla olurmuş. Yıllarca denedim. Kutuyu açmadığım ova, düzlük, orman kalmadı. Hiçbiri işe yaramadı. O zaman anladım ki kızımı benden daha çok seven biri vardı. Sonra seni hatırladım Scarlett. Ve seni buldum. Sen elindeki küçük kapla kedilere süt veriyordun. O zaman konuştuk seninle. Biliyorum, hatırlamana imkan yok. Annen için Scarlett, bana inan ve o kutuyu bir kerecik olsun sevgiyle aç. Ölmeden önce kızımın ruhunun serbest kaldığını görmek istiyorum.

…”

Mektubun tamamını okuduktan sonra katlayıp tekrar zarfa yerleştirdi. Hayatında gördüğü en saçma şakaydı bu. Kafasından bu saçma düşünceleri atarak yatağına uzandı. Yarın ilk iş olarak bu saçma mektubu ve eski kutuyu çöpe atmaya karar verdi. Ani bir kararla yarınki yemeğe gitmeye karar verdi kendi kendine. Yarın sabah fikrinin değişmesine fırsat vermeden bunu Ellen’ e söylemeliydi. Bu aldığı kararın doğru olup olmadığına halen daha emin değildi. Kendini uykuya bırakırken, bir yandan da beynini doğru kararı verdiğine ikna etmeye çalıştı.

Kendini zifiri karanlık bir yerde buldu. Burası sanki ucu bucağı bilinmeyen bir mağara gibiydi. Basık ve nemli bir mağara gibi… Buranın neresi olduğuna ve ya buraya nasıl geldiğine dair tek bir fikri bile yoktu. Bildiği tek bir şey varsa o da şuydu ki; buradan bir an önce çıkmak istiyordu. Arkasını döndüğünde çok uzaklarda minik bir ışık gördü. Buranın çıkış olduğuna karar verdi. Işığa doğru koşmaya hazırlanmışken arkadan ince, etkileyici bir ses duydu.

“Lütfen, beni bırakıp gitme.” Ses dört bir yanda yankılandı. Nereden geldiğini ve ya neden geldiğini bilmediği sese istemsizce cevap verdi.

“Neredesin? Kimsin? Burası çok karanlık seni göremiyorum.”

“ Çok yakınındayım Scarlett. Eğer istersen beni bulabilirsin. İstersen ve inanırsın.”

Scarlett sık siyah kirpiklerini kapadı ve içinden sesin sahibini görmek istediğini geçirdi durdu. Parmak şaklatmasına benzer bir ses duydu ve gözlerini araladı. Karşısındaki manzara ürkütücüydü. Tam karşısında bir demir mahzen vardı. Kapkara demirleri olan ve asma kilitle kitlenmiş mahzenin içinde, belki de şu ana kadar gördüğü bütün beyaz tenlerden daha beyaz ve daha solgun bir tene sahip olan bir kadın vardı. Kadının gözleri Scarlett ’in gözlerine öyle benziyordu ki sadece gözlerini görseydi onu kendisi sanabilirdi.

“Yaklaş bana, aç şu kilidi, çıkar beni buradan.”

Scarlett kilide yaklaştı.

“ İyi de nasıl açacağım bunu?”

“Az önceki gibi Scarlett. İste ve inan.”

Scarlett’ in kilidi açması daha kısa sürdü. Paslı, kara demirden oluşan kapı gıcırtıyla açıldı. Kapı açılmasına rağmen genç kadın yerinden hareket bile etmedi.

“Niye gelmiyorsun?”

“Gelemem, Scarlett. Kalbin çıkmam için doğru duygulara sahip değil. Unutma kızım istersen ve inanırsan yapamayacağın hiçbir şey yok.”

Scarlett genç kadına anlamsız ve boş bir şekilde baktı. Sonra bilmediği bir nedenden dolayı başı döndü. Önce düşüyormuş gibi bir hisle karşılaştı bedeni sonra kendini sıcacık yatağında terden bitkin bir halde buluverdi.

Gördüklerinin hepsi bir rüyadan ibaretti. Daha önce hiç bu kadar gerçek bir rüya görmemişti. Işığı yaktığında gözleri kutuya ve üstüne fırlatılmış zarfa takıldı. Belki de mektupta yazanlar gerçekten doğruydu. Belki de rüyasındaki kadın annesinden başkası değildi. Üstüne montunu geçirip arabasının anahtarını aldı. Arabayı bir ormanın girişine sürdü. Yol boyunca gözleri kutuya kaydı durdu. Ormanın girişinde rastgele bir yerde durduktan sonra kutuyu alıp dışarı çıktı. Kutuyu sonbaharın etkisiyle sararmış olan yaprakların üstüne koydu. Yavaşça açtı. Hiçbir şey olmadı. Saçma bir mektuba ve bir rüyaya uyup buraya kadar geldiği için kendini aptal gibi hissediyordu. Daha sonra mahzendeki kadının söylediğini hatırladı. Kapağı sonuna kadar açık olan kutuyu eline alıp gökyüzüne kaldırdı. Gözlerini kapatıp annesinin ruhunun çıkmasını istedi. O kadar çok istedi ve inandı ki bir an başının döndüğünü hissetti. Birkaç dakika sonra yavaşça açtı gözlerini. İstemsizce ağzı açıldı gördükleri karşısında. Gökyüzünü kuzey ışıklarına benzeyen yeşil renk kümeleri kaplamıştı. Kutudan halen daha yeşil renkte bir duman bulutu çıkıyordu. Kutuyu yavaşça bir ağacın dibine bıraktı. Eliyle yeşil dumana dokunmaya çalıştı. Böyle yaparken annesine sarıldığını hisseder gibi oldu bir an. Arabasına girip annesinin ruhunun dağılışını seyretti. Aklına yaşlı kadının –büyük annesinin- mektuba yazdığı son cümleler geldi.

Son olarak Scarlett sana büyük annen olarak ilk ve belki de son defa bir öğüt vermek istiyorum:

Yaşamın boyunca birçok insanla karşılaşacaksın. Onların bedenlerinin ve yüzlerinin güzelliğine bakmadan önce ruhlarını kontrol etmelisin. Şunu unutma ki Scarlett ruhunu bir kutuya hapseden ve o kutuyu insan eli değmemiş, bakir ormanlara fırlatan insanlarla özel bir şey yaşayamazsın.

Büyük annelik görevimi yerine getirmeyip, bir korkak gibi kaçtığım için senden özür diliyorum. Hiç ete bürünmüş iskeletlerle karşılaşmaman dileğiyle…

Hafif çekik, soluk yeşil gözlerinden bir iki damla arabanın direksiyonuna düştü. Telefonunu çıkartıp arkadaşı Ellen’ e bir sesli mesaj bıraktı.

“Ellen gece boyunca düşündüm ve bir karar verdim. Evet, belki bir daha hayatım boyunca Ashley kadar güzel yüzlü birini bulamayabilirim. Ama eminim ki daha güzel bir kalbi bulmam çok da zor olmayacaktır. Yarınki yemekte bensiz çok eğlenmen dileğiyle…”

Telefonu yan koltuğa atıp annesinin ruhunun yer yer yeşile boyadığı gökyüzünü izledi. Gökyüzünün bu hali yarınki haberlere konu olacaktı. Ve gerçeği annesi, büyük annesi ve kendisi dışında kimse bilmeyecekti. Sonsuza kadar…

Kara Kutu” için 9 Yorum Var

  1. Hikayeyi ancak böyle bitirebilirdin. Kuzey ışıklarının oluşmasına da böyle bir anlam yüklemen bence yaratıcıydı. Tebrik ederim, beynine sağlık :))

  2. yazdıklarınızı büyük bir ilgi ile takip ediyorum. ilerleme kaydettiğinizi görür gibiyim; bu eser de kanıtı… 🙂

    1. teşekkür ederim.okuduğunuz için teşekkür ederim 🙂 daha çok ilerleme görmek için takibi kesmeyin, lütfen 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *