Öykü

Kibirli Kibrit

Sen nereden bileceksin hangi ağaç daha çabuk yanar, tutuşur. Minik kahverengi benek neden oraya kondurulmuş, hangi maddeden yapılmış.

Kibrit ustası değilsin ki sen. Uzman olduğun konuda evet 3 gün konuşabilirsin ona bir şey diyemem.
Ama kibrit hakkında, sigaranı yaksa ne ala.

Varlık nur yani ışıktır, yokluk ise karanlık. Kibriti çaktın mı görürsün aydınlığı. Mesele kibriti çakmadan ışık saçmakta değil midir? Bizler kendimiz bir nurdan ibaretken hep bir vasıtayla aydınlanmayı seçtik.

Bu kadar budala olmak mümkün müdür? Mümkündür Efendim.

İnsanlar bu hafta yağan yağmurun arkasından konuştular. O kadar hiddetli gök gürültüsünden, şiddetli şimşekten sonra bu kadarcık yağdı, dediler.

Affedersiniz ya.

Yağan yağmuru beğenmez olduk. Yetinmez olduk. Ölçüsünü ayarlayan var biz ne karışırız. Biz uzman mıyız?
Ne de çok delil var. Bütün bunlar âlemin en güzel biçimde ve noksansız yaratılmış olduğunu bize gösterir. O kadar şimşekten bu kadar yağmur düşse de nasibimize, biz onu çok seviyoruz. Bize verdikleriyle de vermedikleriyle de.
Her şey gibi kara delikler de kuvvetle muhtemel onun hikmetiyle yaratılmıştı. Kudret sahibinin hikmetiyle.

Hiçbir şeyin kendisinden kaçışının mümkün olmadığı bu kozmik yapı uzayda olabilir ama asıl karadelikler içimizde, aramızda. Yıldızları, gezegenleri yutarak onların bu fani âleme veda etmelerine sebep olan kara delikler,
toplumun dertlerini, değer yargılarını yok sayan kara deliklerdir. İlla büyük bir patlama olması gerekmez, yalan söylersiniz kara deliğe düşersiniz, şikâyetçi olursunuz yine düşersiniz. Kibirli olursunuz fena düşersiniz. Kapkaradır içerisi. Kibrit yetmez o karanlığı aydınlatmaya. Kibirli kibrit yakmaz, yanar! Bizler düşmemeye çalışacağız. Ayağımızın biri her zaman sabit olacak ki diğeriyle dolaşırken öteki hep onda kalsın. Sabit ve sağlam bir sol ayak çalışması. Denge ise sadece onun için bozulabilir. Onun için bir şeyler yapılacaksa.

Daha önce yok denilirken kendisine nasıl mevcut dendiğini bilemeyiz. Bildiklerimiz sınırlı. Deniz büyük. Fenerle tararsın kara geceyi, ararsın ömrün boyunca.

Harika teyyareler, acayip lambalar, ayın değişik halleri gibi.

Ayı çok seven insanlara ayyaş diyebilir miyiz desek ne olur?

Gökyüzündeki hayat, orada dostluklar, aşklar nasıl kim bilir.

Yıldızla ayın sohbeti mesela. Güneş her sabah doğarken bugün de doğduk çok şükür, darısı yarına diyor mudur? Biz ayın dolunay halini çok severken ay dolunay olmaktan mutlu mudur? Uçak geçerken rahatsız olan var mıdır? Yukarıda yani.

Bazen onlar tarafından nasıl göründüğümüzü merak ediyorum, bize gülüyorlar mıdır? Ağlanacak halimize mi demeliyim.

Ne çok severim, “Süzülseydiiik süzülseydik,” demeyi. Artık sözlerimiz eylemleşmeyi bekler. Zira neydi yürümezdi lafla peynir gemisi.

Ah İstanbul sahilleri. Balıkçılar. Benim kardeşimle yürürken balıkçıların halleriyle neşelendik. Bi’ tane abi oltayı denize atacağına bize doğru uzattı, kardeşim, “Bizi çekecek galiba” dedi. Sonra balıklara üzüldük. Ölünce denizdeki kuma gömüldüklerini falan düşündüm saçma buldu kardeşim. Bi’ tane beyefendi oltayı öyle bir attı ki zannedersiniz oltasına balina köpek balığı gelecek. Öyle havalıydı. Hep hayalimde derbeder bir dayı ile teknelerin orada sohbet etmek var. Ne anlatır ama o anlatsa ben dinlesem. Dost olsak.

Önümüzden geçen yük gemilerinden birisi sanki Karadeniz’e gidiyordu. Öyle bir atmosfer sezdik. Biraz yıpranmış bir tekneydi. Yeşil beyaz renkler vardı içeride ha uşağum.

Dönüş yolunda, durakta beklerken balıkçı amcalar Chopin Waltz tarzında müzikler açmıştı. Balıklar son dakikalarını tango yaparak geçiriyorlardı. Otobüse bindik hikâyeler bitmiyordu, şoför deli kullanıyordu, nihayet yer bulup oturduk derken benim kardeşim yeni binen teyzeye yer verdi. Teyze gülerek dedi ki düşmelerim meşhurdur benim, pek de severim düşmeyi, bi gülerim kendime. Gençler teyze der kaldırmaya çalışırken, “Bırakın azcık gülelim,” dermiş. Bizi de güldürdü. Ne diyoruz o zaman, Allah da seni güldürsün düşmeyi seven teyzeciğim, düşmeden gülesin.
Gökyüzünü konuşurken, nasıl geldik buralara, işte dünyadan vazgeçemiyorduk. Dünya mıydı kara delik. Bizi türlü türlü sebeplerden içine çekiyordu. Belki de tam da bu yüzden balıklar çıkmak istemiyordu denizden. Sudan çıkmış balığa dönüşmemek için. Onların kara deliği karaydı. Herkesin düşmek istemese de düştüğü veya düşeceği bir kara deliği var.

Biz sevelim sadece, tapmadan. Sıkmayalım, güzel sevelim. Hepimiz aynı ev sahibinin çok sevdiği misafirleriyiz unutmayalım.

Kibirli Kibrit” için 1 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba
    Yazınızda öyküden çok bir köşe yazısı ya da deneme tadı aldım. Bu beğenmediğim anlamına gelmiyor tabi. “Kibirli kibrit yakmaz, yanar!” cümlesi sonundaki ünlem işaretini fazlasıyla hak ediyor. Bir de Yüksek Sadakat’ın şarkı sözünden alıntı yapmanız gözümden kaçmış değil.
    Sevgiler…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!