Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kural

Masanın üstünde duran kâğıt paraları alıp son kez aynadaki görüntüsüne baktı. Dağınık kumral saçlarını eliyle düzeltti. Büyük siyah gözlerinin birini kırparak kendine en etkileyici gülümsemesiyle baktı. Karşısında duran büyük ve geniş asansöre girip “fani insanların dünyası” butonuna bastı. Sonra simsiyah gözlerini kapatıp bir müddet bekledi. Asansörün kapısı her zamanki gibi tenha sokakta açıldı. Ve genç adam hızlıca çıktı asansörden.“ Kahretsin midem!” son günlerde böyle oluyordu. Zaten hep boş olan midesi dünyaya geldiğinde iyice varlığını hissettiriyordu genç adama. Evet, bu doğruydu. Geldiği gezegende her şey kusursuzdu. Tıpkı genç adamın kendisi gibi. Hiç kimsenin eksik bir organı yoktu. Açlık, susuzluk da… Tam üç yüz elli iki ay dedi kendi kendine. Üç yüz eli iki aydır buradayım. Geriye sadece bir ayı kalmıştı. Ve o eskisi gibi saymıyordu kalan ayları. Çünkü bir hata yapmış ve âşık olmuştu. Her sabah buluştukları parka gitti genç adam. Dün yağmış olan yağmurun bıraktığı toprak kokusunu çekti içine. Her zaman oturduğu banka oturdu. Genç kız gecikmedi bu sefer. Kahverengi, dalgalı ve oldukça uzun saçlarını geriye doğru küçük sarı bir tokayla toplamıştı. Oval yüz hatları daha çok ortaya çıkmıştı böylece. Genç adam kızın yanına koşup kolundan tutarak banka oturttu. Ve o simsiyah gözlerini genç kızın bembeyaz yüzünde parlayan kocaman mavi gözlere sabitleyerek konuşmaya başladı:

“Bugün oldukça güzel görünüyorsun Eylül.”

Eylül başını teşekkür edercesine eğdi. Beyaz yanaklarında hafif pembelikler oluştu. Sonra her zaman dolu dolu olan büyük, masmavi gözleriyle sanki görürmüşçesine genç çocuğu inceledi.

“ Sen de öylesin Ediz.”

Ediz gözlerini en mutlu kişiyi dahi hüzünlendirebilecek mavi gözlerden kaçırdı. Ve belki de bundan önce yüzlerce kez sorduğu soruyu sordu Eylül’e:

“Eğer görebilseydin en çok neleri görmek isterdin?” Genç kız ince, pembe dudaklarını ıslattı önce. Belli ki bu konuda anlatacak çok şeyi vardı. O anlatırken Ediz yavaşça elindeki simidi yemeye başladı.

“ Öncelikle gökkuşağını görmek isterdim. Sonra denizi ve okyanusları. Ve tabi ki de lunapark…”

Devamını dinleyemedi genç adam. Genç kızı tanıdığı günü hatırladı. Bu banka oturmuş ağlıyordu. Ediz yanına yaklaşıp ne olduğunu sormuştu. Eylül cevap vermemişti bu soruya. Genç adam bu olağanüstü güzellik karşısında büyülenmişti. Öylece oturup önünde hıçkırıklarla ağlayan bu kızı seyretmişti. Bir müddet sonra Eylül gözyaşlarını silip genç çocuğa sormuştu. “ Bana gökkuşağını anlatır mısın?” Genç adam ne kadar çabalasa da anlatamamıştı. Bitmiş simidin üzerine bir sigara yaktı. Bu sırada eylül halen daha iştahla anlatıyordu görmek istediklerini. Bir ara şunu demişti:

“ En çok da seni görmek istiyorum.” Bir an kendine bir daha bu konuyu asla düşünmeyeceğine dair verdiği söz geldi. Evet, bir yolu vardı. Eylül’ü kendi dünyasına götürürse görebilirdi. O ana birden tuttu Eylül’ün kolunu. Hiç kimsenin olmadığı tenha bir yere götürdü. Asansörü çağırdı. Eylül aniden ittirdi genç adamı:

“ Ne oluyor Ediz? Ne bu şimdi? Neredeyiz?”

“Görmek istiyor musun Eylül? Güneşi, ayı, yıldızları her şeyi görmek itiyor musun? Görmek istiyorsan ver bana elini.”

Eylül duraksadı bir an. Aklından Ediz’in deli olup olmadığını sorguladı. Sonra tutuverdi genç adamın elini. Asansör şiddetli bir biçimde sarsıldı. Ediz gözlerini kapatıp sarıldı Eylül’e. Eylül asansör durunca ittirdi genç adamı. Olanca gücüyle bağırdı:

“ Seninle gelmemeliydim! Neredeyiz? Sana gü…”

“ Gözlerini aç Eylül! Gözlerini aç ve etrafa bak.”

Genç kız sımsıkı kapalı olan gözlerini yavaşça araladı. Bir süre etrafa bakındı. Sonra genç adamı inceledi. Kendine baktı aynada. Mırıldandı. “ Ama bu nasıl olur?”

“ Eylül lütfen konuşmamı bölmeden dinle. Ben kendi gezegenimden ceza olarak dünyaya gönderildim. Bizim gezegenimizde tüm kusurlar kaybolur. Ve senin de gözlerindeki kusurlar kayboldu. Yanaklarındaki gamzeler de. Şimdi gel benimle istediklerini göstereyim sana.” Genç kız büyülenmiş bir şekilde tuttu gencin elini. Şaşkınlıkla izliyordu etrafındakileri. Birlikte gökyüzüne baktılar saatlerce. Gökkuşağını incelediler. Ediz görmek istediklerinin hepsini gösterdi Eylül’e. Sonra tekrar bindirdi genç kızı asansöre. Dünyaya geri döndüğünde son kez genç kızı öptü beyaz yanaklarından. Ve sonra bıraktı elini.

“ Git hadi ve beni unutma.”

“ Peki sen? Gelmiyor musun?”

“ Gelemem Eylül.” Artık gidemezdi. Cezasının bitmesine bir ay kala kuralı çiğnemişti. Genç çocuk uyarılmıştı. “ Eğer, demişlerdi. Asansöre bir faniyi bindirirsen kuralı çiğner ve sonsuza kadar arafta kalırsın.”

Yavaş yavaş kapanmaya başladı asansör. Şimdi gitmek hiç görmeyen birine gökkuşağını anlatmaktan daha zor ve imkânsızdı. Eylül bir an asansöre girmeye çalıştı. Fakat bir güç sanki izin vermiyordu buna. Asansör kapandı ve Eylül karanlık dünyasına geri döndü. O günden sonra her açılan asansörün arkasında genç adamı bekledi.

Kural” için 12 Yorum Var

  1. Mutlu son olmasını isterdim ama böylede güzel olmuş ellerine sağlık
    Gökkuşağını anlatmak …
    Anlamlı 🙂

  2. Ediz in Eylül icin yaptığı fedakarlık çok etkileyici…Çok başarılı bir yorum, tebrikler…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *