Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ölene Kadar Dostuz

Kapı çalındığında elindeki gazeteyi kenara bıraktı. Saat 7’ye geliyordu. Hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Bu saatte kimseyi beklemiyordu. Elinden geldiğince ses çıkarmadan kapıya yaklaşmaya çalıştı. Bir kere tedirgin olmuştu. Kapının deliğinden baktığında, kısa boylu, saçları dağılmış, kıyafetleri üstüne neredeyse iki beden bol duran ve telaşla etrafına bakınan bir adam gördü.

“Ne istiyorsun?” dedi sertçe. Sesinden bir an önce bu adamdan kurtulmak istediği hissediliyordu.

Adam telaşla ve mümkün olduğunca kısık bir sesle; “ Sizinle acilen görüşmem gerekiyor Doktor. Lütfen kapıyı açın.” dedi.

“Ben doktor falan değilim” diye karşılık geldi içerdeki adamdan. “Hemen buradan gitsen iyi edersin bayım” diye ekledi. Ayak sesleri kapıdan uzaklaşmaya başlamıştı.

“Yalvarırım beni içeri alın. Param var.” dedi. Sesindeki çaresizlik tüm vücudunun titremesine neden oldu. Kapının kilit sesi bütün koridorda yankılandı. Doktor yine de kapının zincirini çıkarmamıştı. Kapıda bekleyen adam, kapının açıldığını duyunca birkaç adım geri çekildi.

“Bu saatte beni rahatsız ettiğine göre çok önemli bir nedenin olmalı.” dedi Doktor.

“Lütfen içeri girmeme izin verin de size anlatayım.”

Doktor, koridorda kendine yalvarır gözlerle bakan adamı dikkatlice süzdü ve kapıyı sertçe kapadı. Kapı sürgüsündeki zincirin sesi duyuldu ve kapı açıldı.

“Geçin” dedi Doktor. Adam tam içeriye hamle yapacaktı ki, adamı durdurdu.

“Kimse seni izlemedi değil mi? Eğer bana oyun oynadığını sezersem, buraya hiç gelmemiş olmayı dilersen.” dedi

“Sizi temin ederim efendim, kimse beni izlemedi.” dedi ve içeri girdi.

Odayı sabah güneşinin ilk ışıkları aydınlatmaya başlamıştı. Döküntü denecek kadar kötü durumda olan iki kanepe odaya karşılıklı konulmuştu. Odanın sağ köşesinde eski bir televizyon vardı. Oda, yerlere saçılmış ve yığınlar oluşturan dergi ve gazeteler ile kanepelerin arkasında ne oldukları tahmin edilemeyen kalabalıklarla doluydu. Duvardaki boyalar yer yer dökülmeye başlamış, sıvaları kabarmıştı. Ağır bir rutubet kokusu ile tuhaf ancak ne olduğunu anlayamadığınız ve hassas bir mideniz varsa dayanmanızın mümkün olmadığı iğrençlikteki bir kokunun karışımı sizi karşılıyordu. Adam, bir an aradığı yerin burası olup olmadığı konusunda tereddütte kapıldı. Bir an önce meseleyi açmak istiyordu. Odanın ortasında duraksadı. Doktor kapıyı kilitledi ve adama döndü.

“Ne istiyorsun? Konuş bakalım.” dedi yıpranmış gömleğinin cebinden sigarasını çıkarırken.

“Yardımınıza ihtiyacım var.”

“Biliyorum, lafı geveleyip durma! Sadede gelelim. Ne kadar çabuk buradan gidersen o kadar memnun olurum.” dedi.

“Başım belada ve sizin beni kurtarabileceğinizi düşünüyorum.”

“Tabi ki bu olabilir ancak birini beladan kurtarmak epey külfetli bir iştir.” dedi ve kendini koltuğa bıraktı. Sigarasından derin bir nefes çekti ve adama oturmasını işaret etti. Adam bir an tereddütte kaldı ve sonra oturdu.

“Adresinizi bir tanıdığımdan aldım. Onu da bu tarz bir beladan kurtarmışsınız.” dedi. Yüzünde umutlu ve talepkâr bir ifade vardı. Doktor ise ona donuk gözlerle bakıyordu. Oturduğu koltukta doğruldu ve başını ellerinin arasına aldı.

“Ne kadar oldu?” diye sordu.

“12 saate yakın” dedi bakışlarını kaçırarak.

“Fark edilmemek için ne kadar zamanımız var? Senin yüzünden başımın derde girmesini istemem.” dedi ve sigarasından son bir nefes çekip söndürdü.

“24 saatten fazla değil” dedi. Adamın yüzü terden sırılsıklam olmuştu. Gözbebekleri yaşadığı endişeden ötürü büyümüş ve yerinde duramıyordu. Endişe, vücudunu iyiden iyiye ele geçiriyordu. Karşısındaki ise aksine oldukça sakindi ve ona düşünceli gözlerle bakıyordu. Adam oturduğu yerden kalktı ve pencerenin önüne doğru hızlıca yürüdü. Perdeyi araladı, güneş ışığı süratle içeri doldu. Adam düşünceli bir halde, sabahın ilk ışıklarıyla oradan oraya koşuşturan insanlara baktı. Kendisinin de iki gün öncesine kadar bu sıradan insanlardan bir farkı olmadığını düşününce içini bir hüzün kapladı.

“Bunu yapmak istediğini emin misin?” diye sordu Doktor.

“Evet, eminim” dedi, daldığı düşüncelerden sıyrılarak. “Bunu yapmak zorundayım. Hayatıma devam etmeliyim. Neden bütün bunlar benim başıma geldi ki?” Titremesine engel olamıyordu. Bunun bir kâbus olduğunu düşündü, bundan uyanmayı ümit ediyordu.

“İşlem için bir şey getirdin mi? Bir örnek.” diye sordu Doktor duygusuzca.

“Bir tutam saç yeterli olur diye düşündüm.” dedi cebindeki saçı çıkarırken.

“Yeterli” dedi. Saçı adamın elinden aldı ve ıvır zıvırla dolu masanın üstüne attı.

“Para yanında mı? diye sordu Doktor. Tekrardan bir sigara yaktı. Adam, ceketinin cebinden iki deste para çıkardı ve adama uzattı.

“Paranın hepsi burada, tam yüz bin lira var.” dedi. Doktor parayı aldı ve tartar gibi bir hareket yaptı.

“Bu bir ay öncesinin fiyatı, yirmi bin daha vermen gerekiyor.” dedi ve adama geri uzattı.

“Yanımda bu kadar var. Doğrusu başka param yok.” dedi adam.

“Benim sorunum değil! Git nereden bulursan bul ya da bu işi yapacak başkasını bulursun” dedi Doktor.

“Bunu yapamam, parayı kimseden isteyemem, zaten bunun için vakitte yok. İşlemlerin şimdiye başlamış olması gerekirdi. Lütfen bana yardımcı ol. Sana parayı getireceğim, söz veriyorum.” dedi. Doktorun koluna yapışmıştı. Adam sert bir hareketle kolunu kurtardı.

“Sözler… Sözler… Sözler… Hep verirler ama hiç tutmazlar. Ya para ya kapı lanet olası.” dedi kapıyı işaret ederek. Bulundukları oda boğucu bir hal almıştı. Kısa bir sessizlik oldu. O sırada paltosunun cebindekini fark etti. Heyecanla cebindekini çıkardı ve doktora uzattı.

“Al bunu! Eksiği tamamlar.” dedi. Doktor adamın elindeki saati aldı ve dikkatlice inceledi. Saat oldukça pahalı bir parçaya benziyordu.

“Eh! Bu işimi görür sanırım.” dedi ve saati cebine attı. Parayı da adamın elinden aldı ve kanepenin arkasındaki karmaşanın içindeki küçük bir kutuya koydu.

Adam rahatladığını hissetti. “İşlemler ne zaman tamamlanmış olur? diye sordu.

“8-10 saate tamamlanmış olur, eğer bir aksilik çıkmazsa.” dedi Doktor. Adamın ilk geldiğindeki tedirgin hali kaybolmuştu.

“Konuşulacak pek bir şey kalmadı. Bir an önce buradan gitsen iyi olur. Akşam on gibi gelirsin.” dedi Doktor ve kapıya yöneldi. Adam da peşi sıra kapıya ilerledi. Tam kapıdan çıkacağı sırada Doktor adamı kolundan yakaladı.

“Kıyafet getirmeyi unutma, bir klonla sokakta çıplak dolaşmak istemezsin.” dedi alaycı bir gülümsemeyle.

“Unutmam” dedi ve hızlıca evden ayrıldı. Kapının arkasından çıkardığı ses bir tokat gibi kulağında çınladı. Adam hızlı adımlarla merdivenden inerek gözden kayboldu.

Geri döndüğünde saat 9’u geçmiş, hava iyice kararmıştı. Elinde eski kıyafetlerinin olduğu bir çanta vardı. Kapıyı çaldı, ancak açan olmadı. Bu sefer daha kuvvetli bir şekilde çaldı. Ayak seslerinin kapıya yaklaştığını duydu, kapının sürgüsü çekildi ve kapı açıldı. Doktorun üzerinde boydan boya, askılı bir önlük vardı. Önlüğün her tarafı kan ve salyamsı bir sıvı ile kaplanmıştı.

“Erken geldin” dedi. Gelen adamı içeri aldı ve kapıyı kilitledi.

“İşimi hızlıca hallettim. Kıyafetler çantada.” dedi. Doktor bir şey demeden yandaki odaya geçti. Makinelerin tiz sesi tüm odayı kaplamıştı. Adam doktorun ardından içeri girdi. Odanın ortasında ameliyat masasını andırır uzunca bir masa vardı. Masanın üzerindeki cam tankın içi bej rengi bir sıvıyla doluydu ve içine onlarca kablo sarkıyordu. Doktor onun odaya girdiğini fark etmemişti. Bu bulanık suyun içinden nasıl bir şey çıkacağını merak ediyordu. Diğeri ise elindeki alet ile bir şeyin ayarını yapmaya çalışıyordu. Doktor, adamın odaya girdiğini fark edince elindeki aleti yanındaki tezgâha bıraktı. Dikkatli gözlerle sıvı dolu tankı süzen adama baktı.

“Henüz tamamlanmadı ancak sıvının bu rengi alması işlemlerin tamamlanmaya yakın olduğunu anlamına gelir.” dedi Adamdan gelen yanık et kokusu midesini bulandırdı.

“Her zaman en kolay yolu yakıp kurtulmak değil mi?” diye sordu.

“Belki de” dedi. Ardından ikisi de başka bir şey konuşmadan odadan çıktılar. Birkaç saat sonra işlem tamamlanmıştı. Adam odaya girdiğinde tankın içindeki suyun cam gibi berrak olduğunu gördü. Tankın içinde yatan ise, onu hapse girmekten kurtaracak kişiydi. Belki hapse girmeyecekti ama vicdanının zindanından kurtulması mümkün olmayacaktı. Doktor, su tankının yanındaki masa üzerindeki elektronik teçhizatlar üzerinde ayarlamalar yapıyordu. Şimdi tankın içine giren sadece iki kablo vardı. Boşta duran kabloları adamın göğsüne yapıştırdı ve tekrardan ayarlamalara döndü.

“Kurtuluş biletini almaya çok yakınsın” dedi ve panodaki birkaç kolu aşağı indirdi. Bir makinenin motoru gürültüyle çalışmaya başladı. Doktor, yanında meraklı gözlerle tankta yatanı izleyen adama, arkasındaki kolu kendisiyle aynı anda çekmesini söyledi. Üçten geriye saydılar ve ikisi de aynı anda kolu indirdi. Odanın ışıkları gidip geliyordu. Tankın içindeki sudan elektrik akımı geçtikçe, mavi dalgalar oluşturuyordu. Yatmakta olan adamın göz kapakları ve parmakları istemsizce kasılıp gevşiyordu. Akımın şiddeti gittikçe artıyordu. Sudan hava kabarcıkları çıkmaya, adam ise iyiden iyiye titremeye başlamıştı. Doktor birden elektriği kesti. Kulakları tırmalayan gürültü son buldu. Sudaki mavi dalgalar da yavaşça gözden kayboldu. Tankın içinde en küçük bir hareket yoktu. Adamın içini korku kapladı. Tüm planları bu klonu, öldürdüğü adamın yerine koymasına bağlıydı.

“Neden hareket etmiyor? diye sordu. O sırada Doktor, elindeki aletle sudaki elektriği kontrol ediyordu.

“Biraz zaman ver, bazen gecikmeler olur.” dedi ve masadaki kabloları takılı oldukları yerden sökmeye başladı. Bir süre sonra tankta yatan adam kıpırdanmaya başlamıştı. Bu kıpırdanmalar kısa bir süre sonra ise titreme nöbetine dönüştü ve adam, boğuluyormuşçasına derin bir nefes alarak tankın içinde doğruldu. Nefes almakta zorlanıyordu ve yuttuğu suları kusmaya başladı. Doktor ve diğeri, tankın içindeki adamı dışarı çıkardı. Adamı, bir koşu salondan getirdikleri battaniyeye sardılar.

Adam tuhaf duygular içindeydi. İki gün önce boğduğu adamın şimdi koluna girmiş ona yardım ediyordu. Salona geldiğinde onu giydirmeye başladı. Tanktan çıkan adam şaşkın gözlerle etrafına bakıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Tüm kıyafetlerini giydirmeyi bitirdikten sonra, saçını düzeltti ve koluna girerek kapıya doğru yöneldiler. Doktor, laboratuvar olarak kullandığı odanın kapısına yaslanmış bu ikiliyi izliyordu.

“Sizi dışarda görsem çok sıkı dost olduğunuzu düşünürdüm.” dedi.

“Zaten öyleydik.” diye cevap verdi adam. Kapıyı açtı ve arkadaşının dışarı çıkmasına yardım etti. Ardından doktorun sesini işitti, “Dostunla vedalaşsan iyi edersin çünkü yarına ölmüş olacak.” dedi ve arkalarından kapıyı kapattı. İki arkadaş birbirine yaslanarak merdivenlerden inmeye koyuldular.