Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ölüler

Edip, evlerine doğru bakıyordu. Uzun bir aradan sonra evinde olacaktı Çok heyecanlıydı. Acaba değişmişler midir?, diye düşündü.Gerçi değişim biraz küçüklerin işi ama.Gülüyordu. Yüzünde o masumluğun ve heyecanın kavuşumu vardı.Adeta koca bir günün sonundaki umut dolu ışıktı gözleri. Yarine kavuşmayı bekleyen sevdalının sıcaklığını ve dimdik dağların haklı gurur ve cesaretini taşıyordu. Koca bir üniversite bitmişti. Neyi bitirdiğinin önemi yoktu ama bitmişti işte. Sevinci hem garip bir vazife koşumu hem de bir boşluğa sürünüştü. Asıl sıkıntı ve dertlerin şimdi başladığını biliyordu. Ama hayat güzeldi. En azından , acısıyla tatlısıyla ama tabi ki hayırlısıyla okulumu bitirdim, diye düşündü. Artık düşünecek şey yoktu. Bir tek annesi (Babasının Edip’e biricik emaneti olan) düşünecekti bundan sonra. Varsa yoksa oydu. Hem artık yaşlıydı da. Ona güzel bir yaşam sunması gerektiğini biliyordu. Her şeyden önce iyi bir işi sonrası zaten gelecekti. Ama önce sıcacık yuvasında en çok görmek istediği insanı görecekti. Bundan sonraki yaşamının başlangıcı buydu. Sonu veya gidişi düşünmeye gerek yoktu. Hayat akardı. Su akar yolunu elbet bulurdu.

Annesi onu bekliyordu. Muhakkak ki çok güzel yemekler yapmıştı Edip. Sofrayı donatmıştır şimdi, diye düşündü. Annesinin huyunu biliyordu. Biricik oğlu, Edip’i geliyordu. Bu kadar da naz olsundu. Ondan başka kimi vardı ki hayatta.

Edip, zile basmak zorunda kalmamıştı. Apartmanın dış kapısının kapalı oluşu onun için büyük bir kolaylık oldu. Annesine sürpriz yapmaya bayılırdı. Gerçi bugün yarın geleceğini söylemişti ama işte sürpriz sürprizdi. Hayatta ondan değerli varlığı yoksa ondan başka da hak eden yoktu böyle küçük oyunları.

Yukarı çıktı. Merdivenleri çıkarken bir yandan seviniyor bir yandan da kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Sevinci hem kavuşma ritüelinden hem de okulun bitişindendi. Koca bir yükün omuzlarından atılışının verdiği rahatlıktı bu karmaşık duygu durumunun açıklaması. Çocuklar gibi şendi. Adeta coşmuştu. O kadar enerjikti ki ; merdivenleri birer birer çıkmak yerine üçer beşer çıkıyor sonra sakinleşmek için birkaç basamak aşağıya iniyordu. Böyle böyle son basamağı da çıktı. Bir hayli yorulmuştu. Biraz soluklanmak için kapının üstündeki merdivenlerde bekledi. Anneler çocuklarını soluk soluğa görmek istemezlerdi. Her yaş için bu bir kuraldı. Annelerin kalbine inerdi yoksa.

Edip oturup soluklandığı sırada içeriden seslerin geldiğini duydu. İçerden başka insanların sesleri geliyordu. Şaşırdı. Ama içerde kim olabilir ki, diye düşündü. Uzun süre sesleri dinledi. Hayır, yanılmıyordu. Annesinin sesi de geliyordu kulağına. Ama diğer tüm seslerin hiçbiri tanıdık değildi. Acaba komşular olabilir miydi? Ama annesi? Ama, komşuları da tanıyordu az çok. Tamam beş altı ay olmuştu gelmeyeli ama bu kadar da büyük bir değişiklik nasıl olurdu? Bu seslerin ne anlamı olabilir, diye düşündü. Sonuçta geldiği yer onların eviydi. Annesi ve onun evi olduğuna göre içerde olan başka insanların bir önemi yoktu. Kimse kim, dedi. Çalacaktı kapıyı annesinin boynuna sarılacak onu öpecek ve öpecekti. Bunca ayın özlemini bir gecede boşaltacaktı, damardan çıkan kan gibi oluk oluk akacaktı sevgi ve hasreti.

Kapıyı çaldı. Merakla kapının açılmasını bekledi. Heyecanı dinmemişti aksine bir de bu sesleri duyunca bedenini saran şaşkınlık da ayrı apayrı bir duydu durumuna sokmuştu. Biraz önce merdivenleri şapır şupur tırmanmıştı ama deminki duygularından eser yoktu. İlginçti. Merak ne kadar da apayrı bir duyduydu, hem vazgeçilemez hem de güçlü…

Kapı açıldı. Ancak kapıda duran genç kızı Edip tanımıyordu.

“Aaah, Edip ağabey hoş geldin.” dedi kapıdaki kız. Ve sözlerine” Biz de seni bekliyorduk,’’u ekledi.

Edip şaşkındı.”Hoş bulduk,” dedi ama şaşkınlığını gizleyemediğini biliyordu. Ortada garip olan bir şeyler vardı. Ama çözülecekti. Biraz daha zaman her şeye ilaç olurdu. Kimdi bu kız? Evlerinde ne işi vardı?

Edip, içeri doğru yöneldi. Salona doğru yürüyordu. Evde bir değişiklik yoktu,içindeki insanlar haricinde. Kız onu tanıyordu ama Edip’e kim olduğunu söylememişti. Gerçi Edip ‘te şaşkınlıktan sormayı unutmuştu ama fark eder miydi?

Solonda annesi Vecibe hanım ve birkaç kişi vardı. Vecibe hanım Edip içeri girer girmez hemen”Oğlum’’ diye seslendi. İçindeki sevinç gözlerinden fırlayıp dışarı çıkacaktı. Ana oğul kucaklaştılar sarıldılar, öpüştüler. Ancak ,Edip hayal ettiği gibi bir duygu selinde değildi. Koca bir körlüktü o an yaşadıkları. Bir an önce açıklama bekleyen bedeni ve zihni bir olmuş ve onu o an için oradan soyutlamışlardı. Neler oluyordu?

Sana bir sürprizim var demiştim, hatırlıyor musun?” dedi annesi. Edip hatırlıyordu ama üzerinden bir hayli zaman geçmişti. Bu muydu sürpriz?

“Sen önce üstünü bir değiştir sonra buraya gel. Sana söyleyeceğim bazı şeyler var.” dedi annesi.

Edip cevap veremiyordu. Şaşkınlığı halen devam ediyordu. Yabancı insanların önünde de taşkınlık göstermek istemediği için annesinin sözlerini onayladı ve içeri geçti.

Odasına geçerken koridorun diğer yanındaki odanın içinin de değiştiğini fark etti. Odaya, misafir odasına, yatak eklenmişti. Nasıl olurdu? Bir şeyler değişmişti. Bunun farkındaydı. Odaya gidene kadar gördüğü manzara bile bu durumu destekliyordu. Annesi’nin tavırları sıcaktı ama bir o kadar da tedirgindi. Beklenen büyük bir patlamanın korkusu vardı onda. Bir şeylerin, saklı olan bir şeylerin, ortaya çıkacağı manzarasını veriyordu tüm bu yaşadıkları ona. Odası değişmemişti gerçi ama diğer odayı düşünmeden edemedi. Neler olduğunu bir an önce öğrenmek istiyordu. Meraktan ölecekti. Ama içinden hiç iyi şeyler geçmiyordu. Olmadık düşünceler ve durumlar döndü durdu giyindiği sırada kafasında. Sürpriz bu muydu?

Edip, salona geçmekten korkuyordu. Annesi ve o diğer üç yabancı oradaydı. Onların oldukları yer evlerinin salonuydu. Misafir olsalar, yatak gibi bir işaret gözüne çarpmazdı. Evin kokuları değişmişti. Kalabalığın vermiş olduğu bir hınca hınçlık vardı insanların üzerinde. Korkuları ve çelişkileri birikti ve birikti. Ya kendini birkaç dakika içinde harap edecekti ya da düşündüğü şeylerin vermiş olduğu hafif paranoyaklıktan yerin dibine girecekti. Şimdi sorgulamanın zamanı olmadığını biliyordu Edip. Zaman yüzleşme zamanıydı.

Odasının kapısını açtı. Dışarıdan hiç ses gelmiyordu. Koridorda yürüdü yürüdü yürüdü. Hiç bitmemesi için dua ettiği bir andı. Bir yandan paranoya bir yandan da hüzün ve keder bastırıyordu. Kısa zaman dilimlerine küfretti içinden. Düşünceleri yıldırmıştı onu.

Salonda her şey yerli yerindeydi, misafir odasının aksine. Perdeler, televizyon, koltuklar, halılar hepsi hepsi aynıydı. Evde tek değişen insanlar mıydı o halde? İçindeki paranoyayı susturdu tekrardan. Böyle sürerse zamanın geçmeyeceğini biliyordu.

Annesi bir köşede elindeki yün ipiyle bir şeyler örüyordu. Bu durum normaldi. Annesi, bildim bileli böyle elişlerine pek meraklıydı. Ancak annesinin dışında odadaki diğer insanlar yabancıydı. Acaba tanışmak için ilk adımı o mu atmalıydı?

Sonra, annesi söze girdi:”Oğlum aç mısın?”

Edip aç olmasından öteye başka cevaplanması gereken sorular olması gerektiğini biliyordu. İçerde üç yabancı insan vardı ve hepsi bir hayli bu evdenmiş gibi rahatlardı. Ve hepsiyle de merhaba merhaba’dan öteye gitmeyen tanışıklıkları olmuştu. Neler dönüyordu?

“Anne, beni misafirlerimizle tanıştırmayacak mısın?’’ dedi Edip.

“Onlar misafir değil ki,’’ dedi annesi.

“Misafir değillerse kimler peki?’’ dedi Edip.

“Onlar artık bizim yeni ailemiz,’’ dedi annesi.

Edip şaşkındı. Tüm bu insanların onun yeni ailesi olmasının başka bir anlamı yoktu. Edip sormaya cesaret edemediği sorular ile yüzleşmek zorundaydı. Oturacak yere de ihtiyacı vardı. Düşünecek ne zaman vardı ne de düşünmeye gerek. Ne olacaktı şimdi? Dayanamadı ve bir cevap bekledi annesinden. Zihni yalpalanıyordu. Şaşkınlığı kızgınlığa dönmüştü bile. Bu düpedüz bir oyundu. Olamazdı. Düşündüğü şeyler gerçekleşmiş olamazdı. Bu insanlar kimdi? Hem ne gibi geçmişleri vardı? Evlerine nasıl yerleşebilirdi yabancılar? Sorular bitecek gibi değildi. Edip, düşüncelerle ve içsel yıkımıyla yüzleşemedi. Böyle bir yükü kaldırmak için yorgun olduğunu da biliyordu. Vazgeçecekti. Bedeni ve dili zihnini yenecek ve bir an önce cevap bekleyecekti. Hiçbir şey onlar kadar aceleci değildi bu dünyada.

“Burada neler döndüğünü tam anlamıyla bana açıklamak ister misin anne?’’ dedi Edip.

Annesi ,”Biz ,’’ diye söze girmişken; Edip annesini susturdu. Belli ki ona bakacak yüzü yoktu. Odayı bir an önce terk etmek istedi. Bu bir yıkımdı. Bir insanın, bir ailenin dramıydı. Bu işler bu kadar kolay mıydı? Yok olmak istedi. Sindirebileceğinden daha büyük bir lokma vardı sanki ağzında. Gözleri kör olmak istedi. Zihni düşünmeyi bıraktı. Boğazı kenetlendi ve onu boğmak istedi. Tüm bedeni onu bir kez daha öldürüyordu. Ne kadar daha ölebilirdi ki? Bir insan daha nasıl bir sürpriz ile karşılaşabilirdi? Halbuki merdivenlerdeki Edip neler hayal etmişti. Neler neler olacaktı. Kader miydi bu? Hangi hayatlar kaldırabiliyordu böyle acıları? Bunu kaldıran insanları da anlayamazdı.

İçindeki ilkellik ön plana çıktı. İlkel ben bedenini yarıp ayrı bir vücut haline gelmişti.Yendi tüm sorularla olan savaşı. Empatiler de öldü, başka insanların mutluluğu da öldü.Başka hayatlar da öldü. Benlik algısı da kalmadı,saygıda kalmadı, kadın da kalmadı, insanlık da kalmadı. Bir evden çıkan dram tüm insanlığı öldürdü.

Etrafına baktı ve anında, odadaki değişikliği fark etti. Babası ile olan resimleri yoktu. Edip bir kez daha yıkıldı. Her şey değişmişti. Babası da o da ikinciye öldüler. Kendi ölümünün bu kadar küçük yaşta olacağını tahmin edemezdi. Değişmeyen tek şeyin annesinin ördüğü yünden şeyler oluşu acıydı. Gerçekten acıydı. Hayat en büyük oyunlarını oynuyordu, hem de büyük bir ukalalıkla. Erkenden pes ediyordu. Yılmışlığını sonuna kadar yaşadı. Kabul edemezdi. Babasına yapılan bu ihaneti göz göre göre kabul edemezdi. Ama bu bir ihanet değil ,diyordu içinden bir ses. Annesine de kızamazdı. Kızacağı biri ya da bir şey varsa eğer kaderiydi. Bir tek ona kızabilirdi. Bunca yükü kaldırabilecek bir yapıda değildi. Yük müydü? Yük olan annesi miydi, yoksa onun mutluluğu mu? Yobazlığın ağılığını hissediyordu bu kez de. İnsanların ölülerin arkasından tuttukları yaslar da anlamlı gelmiyordu.Hem ölen ölmüştü bir kere… Yüzleşmekten korktuğu şeyler başına gelemezdi.Ölümle yüzleşemezdi. Daha çok gençti.Bu olgunluk… Hangi roman karakteri böyle bir acıyı böyle içten yaşardı. Bu hayatın ta kendisiydi. Acı ve kasvet dolu…

Ağzını bıçak açmıyordu. Annesi ondan bir cevap bekliyordu.

Konuşacak bir şey yoktu. Hayatlar tekrar ve tekrar yaşanacaktı. Yaşayanlar düzenlerini kuracaktı. Ölenlere bu Dünya’da yer kalmazdı Yaşayanlar bunu bilir ve ona göre yaşardı. Ölümün kendisi zaten ölümdü. Ölüler bir daha gömülse fark eder miydi ki yaşayanlar için?, diye düşündü. Bu onun son düşüncesiydi.

Ölüler” için 3 Yorum Var

  1. Edip’in duyguları oldukça gerçekçi yansıtılmış. Aynı şeyi ben yaşasam herhalde ben de böyle hissederdim. Elinize sağlık, güzel bir öyküydü.

Okan Akıncı için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *