Öykü

Prenses Penzye

Ne zamandır burada olduğunu bilemiyordu. Tüm çevresini hatta tüm ruhunu saran zifir bazen hafifliyor bazen de iyice koyulaşıyordu. Bir günün veya bir haftanın hiçbir önemi yoktu. Üzerine abanan bedeni hançeriyle hiçliğe gönderdikten sonra kendisini buraya bu şatoya getirip kapatmışlardı. Koca bir ejderhayı öldürdükten ve annesi kraliçeyi kurtardıktan sonra bir ödül almayı hayal ederken kraliyet muhafızları tarafından buraya tıkılmak hoşuna gitmemişti. Üstelik çevresinde kendisiyle alay edenlerle kavga ettiği içinde sıkça bu karanlık zindana atıyorlardı. Birden bir ses duydu. Uzaktan mahzenin taş koridorlarında ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Kulak kabarttı, bu defa kalabalık geliyorlardı. Karanlık kendisine sihirli güçler veriyordu sanki.

Meşeden yapılmış kalın kapının altından ince bir ışık süzülmeye başlamıştı. Bir an kendisini serbest bırakabilecekleri aklına geldi. Hak ettiği özgürlüğüne kavuşmak istiyordu ama gelenler bunu yapmazlardı. Anlaşılan bütün ülke hain ejderhalar tarafından işgal edilmiş olmalıydı. Ayak sesleri tam kapının önünde durdu. Zaman zaman kendisine yemek getiren zindancının sesi duyuldu. “Prenses’im bir adım geri durun.”

Birden hücresinin içerisinde parlak bir ışık peydahlandı. Bu nereden geldiği belli olmayan ama tüm hücreyi dolduran kutsal bir ışıktı bu. Ve kapıda beyazlar içerisinde üç melek göründü. Önde olan erkek melek hemen yanında duran iki dişi meleğe baktı. Gerilerdeki iri zebanilere uzak durmasını işaret ettikten sonra bir adım ileri çıktı. Korku ve saygı Prenses’in tüm hücrelerine yayılmıştı. Karşısında duranların, beyaz ışığın altında bembeyaz elbiseleri onların cennetten gelen bir melekler olduğunu açıkça belli ediyordu.

“Gel yavrum,” dedi şefkat dolu bir sesle. Elini uzattı köşede büzülen Prenses Penzye’ye. Bu büyülü çekirdek seni iyileştirecek” dedi. Taş hücresinin bir köşesinde büzülüp kalmış olan küçük kız sese güvenmekten başka bir çaresi olmadığını biliyordu. Yerinden doğruldu kapıda bekleyen üç meleğe doğru yürüdü. Korkmuş bakışları adamın parmak ucundaki minnacık nesneye takılmıştı.

Küçük kafile zemini gri ışıkla kapanan koridorda yürürken en arkada onları izleyen iki kadın kendi aralarında konuşuyordu. “Sizce bu operasyon başarılı olacak mı?” dedi. “Böyle bir mikroçip kafa içerisine yerleştirilince bir fayda görülebilecek mi?” diye devam etti.

“Bilemeyiz ama üvey babasından yıllarca gördüğü taciz ve tecavüzden sonra gerçeklik algısını yitiren ileri derecedeki bir şizofren için denemeye değer” dedi diğeri.

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Okuduğum en iyi öykünüzdü. Özellikle verdiği mesajla da alkışı hak etti.
    Ellerinize sağlık.

  2. Uzun zamandır bu foruma denemelerimi gönderiyorum. Çoğu zaman okunmadıklarını düşünüp kendimi kötü hissetsem de hiç bir şikayet hakkımın olmadığını da biliyorum. En az benim kadar emek veren arkadaşların yazdıklarına iki satır dahi cevap yazmayan birinin buna yani bir cevap dahası övücü kelimeler duymayı beklemesinin lüks olduğunu da biliyorum. Ama birden böyle bir iltifatla karşılaşmak çok iyi geliyor. Teşekkür ederim… İyi akşamlar.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar