Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Renkli Trenler İstasyonu

Şehir Kapısı’ndaki istasyonda büyük bir sessizlik hakimdi. Tren rayları üzerlerindeki sıcak hava dalgalarıyla beraber kıvrılarak istasyondan uzaklaşıyorlardı.  Bekçi Kokad küçük kulübesinde oturmuş serinliği hissetmekle meşguldü. Yaşlı kemikleri sıcağa dayanamıyordu. Soğuğa da dayanamıyordu gerçi. Artık gerçekten olmaktan korktuğu o kişi olmuştu. Yaşlı ve hasta bir kadın. Arada bir rayların ağaçların arkasında kaybolduğu yere bakmayı da ihmal etmiyordu.  Fosfor yeşili tren gelmek üzereydi ne de olsa. Tanrının onu bir bahçe hortumundan yarattığı söyleniyordu. Ama Kokad böyle şeylere inanmazdı. Onun inandığı tek şey trenlerdi ve aralarından bir tanesi de fosfor yeşili bir serseriydi hepsi bu. Onlara insanlarmış gibi davranmaya daha işine ilk geldiği günlerde başlamıştı. Böyle düşünmek ona kendini iyi hissettiriyordu.  Tam da düşündüğü gibi kısa bir süre sonra serserilerinin en renklisi köşeyi dönüp kulübenin üzerinde bulunduğu küçük istasyona yaklaştı. O çılgın sesi her yeri sarmıştı. Yaşlı Kokad derin bir nefes aldı. Onu bir kez daha görecek kadar yaşamıştı. Her şey on dakika sürdü. Trenin durması, tek yolcusunu indirmesi ve tekrar gözden kaybolması. O ise sadece izliyordu. Çünkü işi buydu.

Trenden inen yolcu istasyondaki banklardan birine oturdu. Kokad’ın gözleri bile tanımıyordu onu. İstasyondaki her şey kadar eskiyken hem de. Orta yaşlı bir adamdı gelen. Etrafa hiç de yabancı olmadığını gösteriyordu tavırları.  Nasıl bu kadar rahat olabildiğine şaşırdı doğrusu. Yanında yatan yardımcısını dürterek işini yapması için onu uyandırdı. Birinin gidip düdüğü çalması gerekiyordu. Yoksa adam sonsuza kadar Şehir kapısında kalacaktı. Derin bir uykudan uyandığı belli olan yardımcısı ağzını sonuna kadar açarak esnedi.

“ Genç erkeklerin biraz daha canlı olmaları gerek. Neden bu kadar çok uyuyorsun Salikan?” diye homurdandı yaşlı kadın.

Salikan onu duymazlıktan geldi.

“ Rüyamda bir kaplan gördüm.”

“Yakında öleceksin demektir bu.”

“Ne -”  Heyecanlı itirazı bir el işaretiyle durduruldu.

“Çok yakında değil. Ama öleceksin. Şimdi kalkıp git ve şu düdüğü çal. Biri geldi.” Hala yolcuya bakıyordu. Elinde çantası yoktu. Fosfor yeşili tren tek bir yerden yolcu alırdı. Bu kadar uzağa gelmişken neden bir çantası yoktu?

Genç yardımcı yerinden kalktı ve asık bir suratla kulübeden çıktı. Bu yaşlı kadın onu feci şekilde korkutuyordu bazen. Dalga geçtiğini bilse de bir kehanette bulunuyormuş hissine kapılıyordu. Dışarıda sabah serinliği çoktan geçmişti. Bunaltıcı sıcak dalgası yerden yükseliyordu artık. Yaz gerçekten can sıkıcıydı.  İstasyonun ucundaki bankta oturan yolcuya baktı. Kendisinin yerine onun ölmesini diledi. Çünkü ölmek için fazla hazırlıksız hissediyordu. Cehenneme gidesice kaplan rüyasına neden gelmişti ki? Cebinden çıkardığı düdüğü uzunca iki defa çaldı. İkincisinde bir damla tükürüğü avucuna düştü. Yine bir iğrençlik, diye düşündü. Düdüğü cebine atarken elini pantolonuna sildi.

Kokad sesi duyduktan sonra içinin huzurla dolduğunu hissetti. Şehir Bekçileri görevlerini yerine getirmişti. Geri kalan Şehir’i ilgilendiriyordu. Gözlerini üzerinden ayırmadığı yolcu yerinden kalkıp istasyonun arkasına doğru yürüdü. Yürürken sol ayağı aksıyordu. Trenden indiğinde fark etmemişti. Adam gözden kaybolana kadar onu izledi. Bir şeyleri değiştirecek birine benzemiyordu. Yaşlı bekçi, gizemli biri gibi görünse de yolcunun sürüp giden hayat üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını ve hiçbir zaman olmayacağını düşündü. İnsanlar hakkında yanılmazdı. Gözlerini usulca kapatıp öğlen şekerlemesi için koltuğunda iyice yayıldı. Başını geriye yeni yaslamıştı ki yardımcısı tekrar içeri girdi.

“Şu düdüğü çalmasam hiçbir şey olmaz bence. Şehir’den o kadar uzaktayız ki bu küçücük şeyi kimse duymaz. Sadece bir gelenek. Bu sıcakta o tükürük saçtıran şeyi çalmam gerekmiyor. Bir dahakine denememe izin vermelisin. Gelen yolcuyu ben ikna ederim.”

Kokad Salikan’a baktı. Onu çok ciddileştirmemesi için bir uyarı bakışıydı bu. Eskimiş sesine en sakin tonu vererek konuştu.

“ Düdük bir şeyleri harekete geçiriyor. Uzaktan duyulmasına gerek yok. Yakındaki bir şeye etki ediyor çünkü.”

Salikan geri adım attı. Bir kehanet daha duymak istemiyordu açıkçası.

“Çok garip bir yürüyüşü var fark ettin mi?” diye sordu konuyu değiştirerek.

“Uzağı fazla göremiyorum.”  Elini boş ver dercesine salladı Kokad.

“Bu gözlerle gökteki şahinin gözbebeğini bile görürsün. Ayrıca huysuzluğunla da beni gerçekten çok yakında öldüreceksin. Anneannemin arkadaşısın sen. Biraz daha güler yüzlü olman gerekmiyor mu? O kadar neşeli bir kadın senle nasıl arkadaş oldu hala anlamıyorum.”  Sıcaktan yüzü kızarmıştı. İçerideki serinlik ona hala etki etmiyordu.

Kokad aklı havada yardımcısına cevap vermedi. Kendisini arada sırada azarlamasına izin veriyordu. Bunu neden yaptığını kendisi de bilmiyordu aslında.  Salikan konuşmayı uzatmadı. Çünkü buna vakti yoktu. Gök mavisi rengindeki tren köşeden görünmüştü. Tekrar dışarı çıkması gerekiyordu. Kokad gülümsedi. Gök mavisi treni görecek kadar da yaşamıştı. Tanrının bu treni ipek bir mendilden yarattığı söyleniyordu. Elbette Kokad böyle şeylere inanmazdı. O sadece trenlere inanıyordu.

Renkli Trenler İstasyonu” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba,
    “Fosfor yeşili tren gelmek üzereydi ne de olsa. Tanrının onu bir bahçe hortumundan yarattığı söyleniyordu.” Buradaki ifade biçimini sevdim.
    Bir şeyleri değiştirecek birine benzemiyordu. Yaşlı bekçi, gizemli biri gibi görünse de yolcunun sürüp giden hayat üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını ve hiçbir zaman olmayacağını düşündü.” Güzel bir anlatım.
    “Gök mavisi treni görecek kadar da yaşamıştı. Tanrının bu treni ipek bir mendilden yarattığı söyleniyordu. Elbette Kokad böyle şeylere inanmazdı. O sadece trenlere inanıyordu.” Güzel anlatım güzel final.

    Başarılı bir kesit öyküsüydü. Salikan bir önceki öykünüzde de kullandığınız bir karakter sanırım ya da sadece aynı adı kullandığınız başka bir karakter. Güzel bir detay bu. Ben de sevdiğim birkaç ismi öykülerimde sıkça kullanırım.
    Önümüzdeki seçkilerde de umarım okuruz öykülerinizi.
    Kaleminize sağlık.

    1. Merhaba, okuyup böyle detaylı dönütler vermeniz beni mutlu etti. Teşekkür ederim. “Salikan” benim için çok özel bir isim o yüzden bu hikayede de kullandım. Dikkatinizden kaçmaması ne hoş. Diğer seçkilerde de buluşmak dileğiyle..

  2. Merhabalar. Siz de sayın Burak Yüksel gibi seçkiye hızlı giriş yapanlardansınız. Bir önceki öykünüzü çok beğenmiştim, bu da aynı şekilde, gayet hoştu. Yazım diliniz sade ve etkili, isimlere bayıldım. Bence epik bir öykü size çok yakışır. Gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

    1. Merhabalar. Umarım o epik öyküyü yazabilirim. Bu seçkide de hikayemi okuduğunuz ve yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Geçen defaki kibar isteğinizi de yerine getirmiş oldum sanırım. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle. Saygılar.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *