Öykü

Uyan ve Hükmet Küçük Kukla

Tek bir amacı vardı. Hayır deme şansının olmadığı, başarısızlığın kabul edilmediği tek bir görev. Görevin kendisine teklif edildiğini haklı bir gurur ve biraz da ukalalıkla iş arkadaşlarına duyurdu. Sonra, patronun odasına ulaşan merdivenleri tırmandı. Daha önce bu onura erişme şansı olmamıştı. Oda, beklediği kadar korkunç değildi. Çalışanlar arasında dönen efsanelerden farklıydı. Duvarlarda alt kattakilere benzer tablolar, içeriye sinmiş yoğun bir adaçayı kokusu ve en ortada, duvarı kaplayan camın önünde geniş bir masayla görkemli bir koltuk. Dışarıdan gelen ışık gözlerini kamaştırıyor, patronunun siluetinden başka bir şey seçemiyordu. Adeta gölgeden oluşmuş gibiydi. Gözleri adını konduramadığı bir renkle parıldıyor, parmaklarıyla masada tutturduğu ritim tok bir ses çıkarıyordu.

“Görevini biliyorsun,” dedi çalışanının gözlerine bakarak. Karşılığı ürkek bir baş sallama oldu.“Bana doğru gel, şu çemberin ortasına geç.”Çalışanı yerini alınca parmaklarını şıklattı. Çemberin içine çizilmiş koyu kırmızı yıldızın, beş sivri köşesinden parlak alevler çıktı. Patronu bir şeyler mırıldanırken, kendisi cenin pozisyonu alıp korkudan ağlamamak için dişlerini sıktı. Arkadaşlarına övündüğü kadar eğlenmiyordu şu anda. Patronunun sesinin arkasından, daha yumuşak daha güçsüz bir ses duymaya başladı. İlk duyduğu sözcük “çocuk” oldu. “Tanrım,” diyordu arka plandaki adam, “tek istediğim bir evlat.” Vücudunun hafiflediğini hissetti. Yere doğru baktığında ayaklarının silikleştiğini, havada süzüldüğünü gördü. Oluyordu işte. Patronunun, mırıldandığı sözcüklerin arasından güldüğünü işitti. “Tanrıymış.” Başını kaldırdığında, devasa camdan nokta kadar bile ışık gelmediğini gördü. Patronu karanlığa karışmış, şimdi gerçekten gölgeye dönmüştü. Sonra tam boynunun da silikleşmeye başladığı sırada, patronu gözlerini açtı. İki kırmızı çukuru gördüğü anda, etrafındaki mumlar söndü. Kendi dünyasındaki varlığı son buldu.

İlk hissettiği acı oldu. Sanki uzuvları kesiliyormuş gibi keskin bir acı. İlk tepkisi bağırmak oldu. Kendisinden duymaya alışkın olmadığı, garip bir tınıda çıktı çığlığı. Karşısındaki adam afallayarak geri sıçradı. Elindeki sivri uçlu aleti olası bir tehdidi savuşturmak istercesine havaya kaldırdı. “Baba,” dediğini duydu birkaç saniye önce yontmakta olduğu kuklanın. Olduğu yere yığılmakla kaçıp gitmek arasında kaldı. İkisini de yapacak gücü bulamadı şaşkınlıktan donup kalmış bedeninde. “Baba,” dedi kukla yeniden. Adam elindeki aletleri düşürdü. Kontrolsüzce kuklaya gitti, sarıldı. Ahşabın henüz zımparalamadığı yerlerinin tenine batmasını umursamadı. Sarıldığı çocuğu yaşlı bir çam ağacından yaptığı gerçeğini umursamadı. Sadece kendisine babadiyen kuklaya sarıldı.

Birkaç hafta içinde kuklanın adı koyuldu: Pinokyo. Yaşadığı yeni ev, baba dediği et ve kemikten oluşan yaşlı adam, kulağa hiç de tehditkâr gelmeyen yeni ismi… Hepsinden nefret etmişti ama görevinden elde edeceği başarı katlandığı acılara değecekti. Kuş tüyü yatakta yatıp sözde babasının anlattığı masalı dinlerken sahte gözyaşları yüzünü kapladı. “Babacığım,” dedi yaşlı adama sarılırken. “Sirkteki o kuklalar neden benim gibi değillerdi? Bende bir sorun mu var?” Yaşlı adamın yüreği parçalandı. Çocuğunu avuttu, uykuya dalana kadar yanında bekledi. Sonra yataktan usulca kalktı, atölyesine geçti. Parmaklarında yaralar açılana kadar kuklalar yontu. Tanrıya yakardı çocuğunun yalnızlığını gidermesi için. Gün ağarırken Pinokyo’yu uyandırdı, gözlerini parmakları ile örtüp onu atölyeye yönlendirdi sürprizini göstermek için.“Şimdi tek yapmamız gereken dua edip beklemek. Kuklalar böyle dünyaya gelir.” Raflardaki kuklalara bakan Pinokyo’nun gözlerindeki sevinci görmek acısını dindirdi. Geceleri daha fazla kukla yapmak için atölyesine geçiyor, gündüzleri Pinokyo’nun ihtiyaçlarıyla ilgileniyordu. Birkaç hafta bu düzeni sürdürdü. Sonra bir gün kuklalardan biri canlandı. Bir tane daha. Ve bir tane daha.

Yeni gelen her kukla Pinokyo’yu mutlu ediyor, bu da babasının işini daha şevkle yapmasını sağlıyordu. Canlanan her kuklayla daha çok kukla yapması gerekiyordu. Her biri daha fazla arkadaş istiyordu. Pinokyo’nun babası yontmaya devam etti. Bir gün kuklalardan birkaçı yanına geldi. Kendi ebeveynlerinin nerede olduğuna dair sorular sormaya başladılar. Adam, hepsinin babası sayıldığını anlatmaya çalıştıkça ağladılar, kabul etmediler. Kendileri gibi bir ebeveyn istiyorlardı.

Usta, iltihap kapmış elleriyle acılar içinde kıvranırken diğerlerinden daha büyük bir kukla yapmaya girişti. İşin sonlarına doğru yatağa düştü. Dayanamıyordu. Pinokyo başucuna oturup, yaşlı adamın saçlarını okşadı. “Önemli değil babacığım. Bütün arkadaşlarım aileleri olmadığı için üzgün ama ben sana sahibim. Hissettiğim suçluluk, diğerlerinin beni dışlaması önemli değil.” Ertesi gün usta ayaklandı. Yapacağı son şey de olsa o kuklayı bitirecek, hepsini, özellikle de Pinokyo’yu mutlu edecekti. Öyle de oldu. Son kuklayı da bitirdiğinde yatağa düştü. Bu sefer kalkacak şansı olduğunu düşünmüyordu. “Pinokyo?” dedi kapı izinsizce açıldığında. Vedalaşmak için gelmiş evladına güçlü görünmek için gözyaşlarını yuttu. Gelen Pinokyo değildi. Yaptığı son kukla da canlanmıştı. Adımlarıyla adeta yeri sallayarak yanına geldi. Kuklalara göz kulak olacak birinin olması içini rahatlattı. “Her şey için teşekkür ederim,” dedi kukla. Usta öksürüklerinin arasından, artık hepsine sahip çıkması gerektiğini anlatmaya çalıştı. Kukla güldü. “Patronların görevi bu değildir.” Oda soğudu. Patron dışarı çıkarken fısıldadı. “Yardımlarını asla unutmayacağım seni cahil, sefil yaratık.” Kapı kapanmadan usta ölmüştü.

Patron, bahçeye tezahüratlar eşliğinde çıktı. Islıklar ve tahta ellerden çıkan alkış sesleri. Etrafı yüzlerce çalışanıyla çevrilmişti. “Uzun süredir beklediğimizi biliyorum. Bu yolda çok emek harcadık. Hepinizle gurur duyuyorum,” dedi aynı anda her biriyle göz göze gelerek. “Bekledik ve bekledik. Şimdi hasat zamanı.” Savaş çığlıklarının arasında devam etti: “Şimdi hükmetme zamanı.”

Uyan ve Hükmet Küçük Kukla” için 1 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Kısa fakat farklı bir hikaye yaratmışsınız. Ellerinize sağlık.
    Sanki hikayenin devam serisi gelecekmiş gibi sonlanmış.
    Bu arada patronunuzla aranız pek iyi değil gibi :slight_smile:
    Sevgiler…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!