Öykü

Aliş

Köyün biraz dışından geçen tali yolun hemen kenarında toplanan ahali giderek kalabalıklaşıyordu. Oldukça çorak olan bu arazide tek başına dikilen heybetli bir çınar ağacı vardı. Yaşı tam olarak bilinmese de en az dört asır devirdiği söylenirdi. Çınarın dibine her yıl olduğu gibi Hıdırellez masaları kurulmuştu. Etrafta koşturan çocuklar biraz uzaktaki ateşe ellerine geçirdikleri çalı çırpıyı sevinç naraları ile atıyordu. Aliş, elindeki kutu meyve suyunun kamışı ile oynuyor, bir yandan da giderek büyüyen ateşi izliyordu. Meyve suyu bitince oturduğu yerden yavaşça doğrulup aksayan bacağıyla ateşe doğru gitti ve elindekini fırlattı. Meyve suyu kutusu ateşe bir adım mesafeye düştü. Aliş bir süre yanmayan kutuya baktı. Plastik kamış eridi, kutu sıcaktan ezildi büzüldü şekilsiz bir hal aldı. Aliş arkasını dönüp oturduğu yere doğru ağır ağır yürüdü.

Aliş’in annesi Zeliha, yaklaşık beş yıl önce şehir merkezine göç eden Gonca’yla hasret gideriyor, bir yandan da göz ucuyla Aliş’i kolluyordu. Gonca, en zor zamanlarında Zeliha’ya çok destek olmuştu. Yaşça Zeliha’dan epey küçük, delidolu neşeli bir kadındı. Babasız büyümek zorunda kalan Aliş’in üstünde büyük emeği vardı. Çocukları çok seven Gonca, Aliş’le gün boyu türlü türlü oyunlar oynardı. İyi bir abla kardeş ilişkisi kuran bu iki kadın, Gonca’nın kocasının iyi bir iş bulma umuduyla şehre yerleşme kararı vermesi sonucu ayrı düşmüştü. Önceleri bir iki telefonlaşsalar da her iki kadın da kendi hayat mücadelesine gömülmüş, uzun süre birbirlerini görmemişlerdi. Zaman hızla geçmiş, Gonca ve kocası beş yıl sonra ilk kez köye ziyarete gelmişti. O da Gonca’nın analığına son görevlerini yerine getirmek için.

Gonca, bütün gün Zeliha’nın eteğinden ayrılmamış, sanki aradan yıllar geçmemiş gibi ikide bir ona sarılıyor, “Ablam, güzel Ablam”diyerek öpüyordu. Zeliha’nın Aliş’i de alıp yanlarına gelmesi için saatlerce dil döktü ama umut veren bir yanıt alamadı. Artık akşam yavaş yavaş çökmüş, yiyeceklerle içeceklerle donatılmış masalar etrafında sohbetler dönüyor, gelecek yıldan beklentiler hayır dualarına karışıp bol bol “Amin” eşliğinde çınarın dalları arasından göğe karışıyordu. Zeliha ve Gonca diğer kadınların biraz uzağında baş başa vermiş etrafı izliyordu. Gonca, başını Zeliha’ya çevirip bir an duraksadıktan sonra lafa girdi:

-Ablam, bir şey diyeceğim sana ama hem utanıyorum hem de seni üzmesinden çekiniyorum.

-Benden mi çekiniyorsun deli kız? Söyle bakalım neymiş diyeceğin?

-Ablam, biliyorsun sana karşı mahcubum. Kaç zaman aramadım, sormadım. Kendi derdime düştüm. Demem o ki Alişim’e ne oldu da böyle oldu? Biz giderken dördündeydi. Hiçbir şeycikleri yoktu.

-Bir garip hikayesi var ki, ne anlayan çıktı Gonca, ne de bir izahat getiren.

-Ne oldu ablam anlat. İçini dar edecekse sormadım farz et.

-Anlatayım Gonca, anlatayım. Sizin gittiğiniz yıldı. Yine böyle bir Hıdırellez günü, yedik, içtik, eğlendik. Aliş daha küçük, erkenden eve geçip yatırdım onu. Neyse, biz evde uyuyoruz, şenlik de bitti, ses seda kesildi dışarda. Birden bir korna sesiyle yataktan fırladım. Ama nasıl korna çalıyor, deliler gibi. Bizim buralara pek otomobil uğramaz, hadi uğradı diyelim, işte şu yoldan geçer. Köyün içinde, gecenin bir körü kimdir bu diye kapıya çıktım. Baktım, Sütçü Mustafa’nın kamyoneti bizim ev tarafına doğru geliyor. Yol bozuk, kamyonet beşik gibi sallanıyor. Bidonlar, fıçılar hep devrilmiş. Kamyonetin arkasından beyaz beyaz yere süt akıyor. Karanlığın içinden beyaz bir iz bıraka bıraka geliyor. Mustafa geldi kapının önüne, suratı da bembeyaz, bağırdı “Bacım yetiş,” diye. “Ne bu hal? Ne oldu?” dedim. “Aliş,” dedi, “Çabuk gel, hastaneye yetiştirelim”. Ben içimden dedim delirdi herhalde, Aliş içerdedir. İçeri bir girdim, Aliş yok yatağında. Kan beynime sıçradı, fırladım kamyonete, baktım Aliş koltukta yatıyor. Üstü başı is pis içinde ama yara bere görünmüyor çocukta. Yalnız gözlerini açmış kocaman, çok korkmuş belli. Konu komşu da uyandı tabi. Biz aldık Aliş’i doğru hastaneye. Yolda Mustafa sayıklayıp durdu, “Birden çıktı bacım karşıma, çınarın orda, sanki gökten düştü önüme, fren yaptım ama nafile.” Adam bir yandan ağlıyor, bir yandan sürüyor, bir yandan yeminler ediyor. Ben ne olduğunu anlamamışım zaten, Alişim’in ne işi var gecenin bir körü orda diye kendi kendimi yiyorum.

Gonca nemlenen gözlerini yere dikmiş dinlerken, “Vah yavrum, vah Alişim” dedi. Bu esnada Hıdırellez ateşi iyice harlanmış, çocuklar koşup koşup üzerinden atlamaya başlamıştı. Aliş ateşin biraz uzağında onları izliyor, huzursuzca yerinde kıpırdanıyordu. Zeliha devam etti:

-Doktordu, filmdi derken sabahı ettik. Bir hafta yattı orda Aliş. İlk zaman bir şey demediler ama hastaneden çıkmaya yakın doktor dedi ki çocuk biraz aksayacak. Yaşı küçüktür, kemikleri gelişiyor, şimdi müdahale edersek daha da bozarız, bir süre takip edip bekleyelim, sonra çare bulmaya çalışalım. İşte böyle her sene gideriz baktırmaya, yaşı dokuz oldu daha bir şey demediler.

-Allah şifasını versin, iyi olur inşallah. Peki, Aliş’in oraya nasıl gittiği, ne olduğu çıktı mı ortaya?

-Herkese sorduk ettik, gören olmamış. Görseler bırakırlar mı bir başına? Ben de nasıl uyanmadım o gece hâlâ hayret ederim. Çıt çıksa açılır gözüm ama kulağıma kurşun dökmüşler sanki. Yalnız bir tuhaflık daha var ki, hiç çıkamadık işin içinden.

-Nedir ablam?

-Sütçü Mustafa anlattı üzerinden birkaç gün geçince. Aliş’e çarptıktan sonra adam fırlamış tabi aşağı. Aliş ne ağlıyor ne sızlıyor. Yara bere de görünmüyor. Yalnız çocuk sanki köyü ilk kez görür gibi etrafına bakınıyor, üstüne başına bakınıyor. Adamcağız çocuk şoka girdi herhalde diye düşünmüş. Kamyonete koyup bana doğru gelirken Aliş yolda tuhaf laflar etmiş. “Anam nereye gitti?”, “Çocuklar nereye gitti?”, “Ateşi kim söndürdü?” diye sorup durmuş. Sonra ellerine bakmış bakmış, “Ellerim küçüldü ana” demiş durmuş.

Gonca soluksuz dinlerken, Zeliha da kendi ellerine bakıyordu. Sonra tereddütle karışık Gonca’ya dönüp,“Hastanedeki ilk gece seni de sayıkladı,” dedi. Gonca gözlerini fal taşı gibi açarak, “Ne dedi ablam, ne dedi kuzum,” diye yalvaran gözlerle Zeliha’ya baktı. Zeliha:

-“İyi ki geri geldi Gonca Ablam,” dedi. “Bir daha gitmesinler,” dedi. Siz gideli daha az bir zaman olmuştu. Seni de çok severdi bilirsin. Doktora da sorduk böyle böyle laflar ediyor diye. Kazanın etkisidir, geçer birkaç güne dedi.

Gonca bunları duyunca iyice kendini koyverip ağlamaya başladı. Tek bir laf etmiyor içli içli ağlıyordu. Bu esnada Aliş aksayan bacağıyla hızlı hızlı ateşin etrafında dönüyordu. Zeliha bir yandan Gonca’yı teselli etmeye çalışırken bir yandan da Aliş’in niye böyle hareketlendiğini anlamaya çalışıyordu. Sonra Aliş gözlerini kapatıp aniden ateşe doğru hızlanmaya başladı. Zeliha yerinden fırlayıp, “Aliş! Dur annem!” diye bağırdığı esnada Aliş yerden çok da yükselemeden ateşin dumanı içinde gözden kayboldu.

Aliş yerde gözlerini açtı. “Atladım!” diye sevinçle haykırdı. Üstü başı is içinde kalmıştı. Yerden doğruldu. Etrafına baktı. Kimsecikler yoktu. Ateş sönmüş, hafif hafif tütüyordu. Şaşkınlıktan dilini yutacak gibi oldu. O esnada yoldan bir çift farın yaklaşmakta olduğunu gördü. Hemen yola doğru koşmaya başladı. Biraz yavaş ama aksamadan koştuğunu fark etti. Yola vardığında farın uzaktan gelen ışığıyla ayaklarına baktı, sonra ellerine baktı. Dudaklarından tek bir cümle döküldü, “Ellerim küçüldü ana”…

Aliş” için 18 Yorum Var

  1. Merhaba Hakan. (Bir an Aliş diyesim geldi 🙂 )
    Hikayeni beğendim. Gayet güzel işlemişsin. Finale bayıldım 🙂
    Nacizane bir fikrim olacak sadece. Hikayedeki asıl karakter Aliş olmasına rağmen, başlarda Aliş’i merak etmemizi sağlasaydın bence daha iyi olurdu diye düşünüyorum ben.Dürüst olmak gerekirse, Zeliha’nın Gonca’ya asıl mevzuyu anlattığı yere kadar, ilgimi çekmedi. Sonunun nereye varacağını görmek için okudum diyebilirim. Zeliha asıl mevzuyu anlatmaya başladığında hem Aliş’i hem de hikayeyi merak ettirmeyi başarmışsın. Bunu bize başta da verseydin, sanırım daha iyi olurdu. Bunlar benim düşüncelerim. Kalemine sağlık.

    1. Merhaba Umut, dediğin gibi öykü ilk 3-4 paragraf bittikten sonra okuyucuyu yakalıyor. Bu kısmı olabildiğince sıkmadan vermeye çalıştım. Güzel yorumun ve eleştirilerin için teşekkürler.

  2. Merhabalar, öykünüzü çok sevdim, özellikle sonlara doğru içinde kayboldum. Yukarıdaki yoruma da katılıyorum. Daha etkili bir giriş öyküyü çok farklı bir düzeye çekecektir. Sonunu çok sevdim, düşündürüyor, muğlakta bırakıyor ve yavaş yavaş netleşiyor. Ellerinize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

  3. Merhaba,
    Çok güzel bir öykü olmuş. Sanki diyaloglardaki geçişlerde ufacık pürüzler var gibi ama konuyu o kadar güzel işlemişsiniz ki üzerinde durmaya bile değmez. Özellikle sonuna bayıldım, çok güzel bağlamışsınız, hele o dönemeci fark ettiğimde ne kadar hoşuma gittiğini anlatamam. Ellerinize sağlık. Gelecek şeçkilerde görüşmek dileğiyle.

    1. Bir Gürpınar hayranı olarak diyalog odaklı bir öykü yazmaya çalıştım. Finali sevmenize çok sevindim. Yorumlarınız için teşekkür ederim. Görüşmek üzere…

  4. Merhaba,
    Bir önceki öykünüzü de çok beğenmiştim, bu öykünüzü de çok beğendim. Seçtiğiniz konu, işleyişiniz ve konuya uygun anlatım dili gayet güzeldi. Finalde ben de şaşırdım açıkçası. Spoiler olmasın okumayana -gerçi öyküyü okumadan yorumlara bakmazlar diye düşünüyorum- ama Aliş aynı sahneyi tekrar tekrar yaşıyor mu yani her Hıdrellez’de? Öyleyse harika bir final.
    Kaleminize kuvvet.

    1. Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Henüz öyküyü okumayanlar buradan sonrasını okumasın 🙂 Sorunuzun cevabı evet, öykü dört yaşındaki Aliş ile dokuz yaşındaki Aliş’in döngüsünü anlatıyor diyebiliriz. Görüşmek üzere…

  5. Bu tarz öyküleri çok severim 🙂 elinize sağlık.

    Tek eleştirim ardı ardına çok kısa cümleler kullanmış olmanız; noktalı virgül kullanarak ya da bir şekilde cümleleri birleştirerek daha iyi bir öyküye dönüşebileceğini düşünüyorum.

    Sonraki seçkilerde görüşmek üzere.

    1. Merhaba, yazım tarzı olarak kısa cümleleri tercih ediyorum. Öykünün diyalog kısmındaki art arda kısa cümleler ise başından geçenleri anlatan bir köylü kadını canlandırmaya çalıştığım için Zeliha’dan kaynaklanıyor diyebilirim 🙂 Yorumunuz için çok teşekkürler, görüşmek üzere…

  6. Merhaba, öykünüzü çok sevdim. Sonunu, Aliş’in döngüsü gibi bir iki kez okudum. Diyaloglar çok samimi ve gerçekçiydi. Aliş’i aksayan ayağı dışında biraz daha hayal etme imkanımız olsaydı sanki daha da güzel olurdu diye geçmedi değil aklımdan. Ellerinize, yüreğinize sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *