Öykü

1 Tik 2 Tak

Gözleri açık karşısındaki adama söylediklerini anlarmışçasına bakan genç adam diğerinin elindeki ne küçük feneri ne de gözüne yansıyan ışığı fark edebilirdi. Polisler merakla odanın ortasında dolanırken diğer odaya açılan kapıdan gözüken bir kadın koltukta ağlarken, yanındaki memur onu teselli etmeye çalışıyordu. Çocuğun odasındaki polisler küçük tarayıcılarını evin her tarafına koymuşlar, gelen verileri değerlendirmeyi bekliyorlardı.

“Yine aynı mı?” diyerek   içeri giren adam kısa yeşil spor ceketinin cebinden bir tüp çıkarıp koluna enjekte etti. Hızlı adımlarla kurbanın olduğu odaya yürümeye devam etti.

“Efendim!” memurlar odanın içinde bir anda dona kalmışçasına durdular.

“Evet beyler, şaşıracak bir şey yok. Bir Monk sizi bu kadar heyecanlandırmamalı bence. Durumu anlatacak birisi var mı?” bakışları donmuş gencin karşısına geçip başını onun baş hizasına getirdi.

“Monk şey yani efendim. Genç adam VR’deyken bilinci kaybolmuş. Yaşıyor ama bir tür koma halinde. Sanal dünyaya fazla zaman geçirmiş olması muhtemel bir durum. Bu sıralar gençler arasında çok yay…”

Monk başını kaldırıp baktığında kapıdan giren adam değildi artık, Mona Lisa Maskesi bu kez onu ellili yaşlarda saçlarına ak düşmüş bir adam gibi gösteriyordu. Memurlar şaşkınca birbirlerine baktılar.

“Sanırım MLM’lerden size de vermeliler. Böyle aptal aptal bakmayın. Yaygın olan ne ölmeleri mi? Saçmalamayın beyler son ölümlerin hepsi aynı nedenden, hangi oyunu oynuyormuş baktınız mı?” diyerek odanın oyun için yapılmış özel bölümüne doğru yürüdü. Eğer paranız var ise odanın bir köşesine yaptırabileceğiniz bir düzenek ile oyunlar içinde her türlü hareketi yapabiliyordunuz. Hatta orada yaşayabiliyordunuz bile. Vücudunuza bağlı kablolar size hortumlar aracılığıyla yemek, su ve boşaltım sağlayabiliyordu. Hem de her türlü boşaltım. Sadece oyuna göre uygun aletleri alacak paranız olsundu.

“Hayır efendim.” Memurlardan birisi oyun konsolunun başlat butonuna bastı. Ama bir şey olmadı. Birkaç kez üst üste basınca Monk onu durdurup gencin elini alıp butona bastı.

“Evet beyler bu şeyler çok pahalı biliyorum ama veri bankasına arada girip bakın lütfen.Bu aletler kişinin parmak izi ve DNA koduyla çalışır. Ki bu da şu özgürlükçülerin özel yaşamı koruma yasasına tabi bir durum olduğu için böyle. Özel yaşam, özel alan güzel kelimeler, tabi özel olan politiktir sözünü unutmamak lazım ve politik olan devletin ilgi alanıdır değil mi?” gülerek açılan oyuna baktı. Odanın ortasında ki alanda beliren hologram da bir rol yapma oyunu vardı. Basit bir oyundu bu, kahramanınızın  özelliklerine göre oyun şekilleniyordu. Aslında pek dikkat çekecek bir oyun değildi ama son üç gençte bu oyunu oynarken komaya girmişlerdi. Sonuncusu da karşısında boş gözlerle ona bakıyordu.

“Yine aynı oyun.” Monk elini kulağına götürdü.

“Ben Monk 9 tam erişim istiyorum.” Dedi ve yanındaki sandalyeye oturup beklemeye başladı. Bir an merakla ona bakan diğerleri üzerlerine yönelen çakmak çakmak yanan mavi gözlerle karşılaşınca bakışlarını çevirip beceriksizce ortalıkta dolaşmaya başladılar.

“Bize Monk demelerine alıştık aslında kendi adıma hoşuma da gidiyor beyler. Ama sizler de bazen yurttaşlar gibi davranıyorsunuz. Bu yanlış biliyorsunuz. Yüzümdeki şu maske mi sizi bu kadar korkutuyor yoksa yetkilerim mi? Hımmm düşününce bu önemsiz bence, aynı taraftayız bizler devleti temsil eden insanlarız. İman koruyucularıyız biz, ne güzel benzetme ama, ve işimizi yaptığımız sürece iyi birer yurttaş olabiliriz.” Elleri ceplerinde beklerken aniden  ayağa kalktı.

“Tamam efendim. “koluna enjekte ettiği kapsül aslında kurbanın DNA koduydu ve izin ile artık onu kullanabilirdi.

“Evet beyler, şimdi işimizi daha uzmanlaştırabiliriz. Çoğunuz yenisiniz sanırım, gelin ve neden bir Monk olmak zor dinleyin beni. Şimdi ilk aklınıza gelen oyun oynarken ölen bir genç ama diğer üç gençte aynı oyunu oynuyordu ve üç gençte yine 13. Bölümde bir yerlerde ölmüştü. Daha ilginci her üç gençte yeni yurttaşlık yasasını teklif eden partinin üyesi olan ebeveynlere sahiplerdi. Sizce de hâlâ mı şüpheli bir durum yok? Ve daha da ilginci bu üç ebeveyn  arkadaşınki  gibi önde gelen üyelerden, sanırım birileri bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor.” MLM şimdi de otuzlu yaşlarda uzun burunlu, açık alınlı ve simsiyah gözlerle bakıyordu. MLM’lerin en güzel yanı beklenmedik şekilde değişmeleriydi. Eğer karşınızdakinin gözlerinin içine bakamıyorsanız ondan korkmalısınızdır.

“Peki yeni yurttaşlık yasası ne getiriyor? Özel alana erişim izni!” ellerini çırptı gürültüyle. “Tabi bu izin yetkin kişiler aracılığıyla yine suç potansiyeli taşıyan sözde yurttaşlarımıza uygulanacak. Peki bu kimin hoşuna gitmeyecek dersiniz? “cevap beklercesine bakışlarını etrafında gezdirdi. Diğerlerinin şaşkınlığından hoşnut olduğu maskeli yüzüne bile yansıyordu.

Tam bu sırada holo-telefonun sesi geldi. Ev sahibi kadın merakla yanındaki memura baktı. Diğeri başıyla düğmeyi gösterdi ve hemen önündeki küpe bastı. Bu küp ev sahibinden başka içerideki diğer herkesi gizliyordu. Kadın ağlayan gözlerini sildi ve yanıt tuşuna bastı. Monk 9 odadan çıkarak holo-telin  olduğu odaya doğru yürüdü. Odanın ortasına gelince makinenin yansıttığı simsiyah ekrana bakıyordu.

“Bozulmuş olmalı. Bu sıralar çok sık oluyor bu.” Diyen kadın bir daha bastı tuşa. Siyah ekran hâlâ oradaydı. Sonra bir ses duyuldu;

“1 TİK 2 TAK!” Sert bir tahtaya vuruluyordu sanki. Herkes şaşkın şaşkın baktı birbirine. Monk 9 bir adım daha atıp ev sahibesinin karşısında durdu. Sağ kulağının arkasında bir noktaya dokunup bekledi ve ardından kadını yavaşça kenara itti. Şimdi kadının yüzüne sahipti ve de sesine.

“Neler oluyor?” dedi. Yine aynı ses geldi;

“1 TİK 2 TAK!” dedi bir ses.

“Aptal alet, yine bozuldu sanırım.” Diyerek elini uzatan Monk 9 tam bu sırada yükselen çığlıkla başını kaldırdı.

“Anne! Anne yardım et!” ardından siyah ekran birden küçülmeye başladı tam küçük bir nokta halini almıştı ki birden durdu. Yavaşça büyümeye başladığında simsiyah kıllarla kaplı ince uzun kemikli parmaklar belirdi. Bir deliği tutarcasına iki kenarından dışarı doğru siyah noktayı itiyordu sanki. Bir an küçülmeye devam eden delik o kadar büyük açıldı ki neredeyse odanın üst kısmını kaplıyordu. Birden odanın yarısını dolduran kocaman kıllı çirkin kafayı andıran bir şey belirdi. Simsiyah kıllarla kaplı kocaman belirsiz yüzde parıldayan sarı kırmızı tüyler arasından beliren iki sarı göz onlara baktı ve “Güreşmek isteyen var mı?” diye sorduktan  sonra küçülen deliğin içinde kayboldu.

İçeridekiler korkuyla bir çığlık attı. Yeni polislerden birisinin sesi o kadar tizdi ki eğer farklı bir yerde olsa gülme krizine yakalanabilirlerdi. Monk 9 yüzüne yayılan tebessümle başını eğdi. “Ben varım.” Dedikten sonra oyun odasına doğru hızla ilerledi. Oyun kıyafetlerini ustaca giyerken merakla ona bakan görevlilere dönüp gülümsedi. Bu sırada içeride ağlayan annenin sesi ona kadar geliyordu.

“Evet yurttaşlar merak etmeyin daha önce kullandım. Ve lütfen biriniz şu kadını sustursun. Oğlunu getireceğimi söyleyin ona ve kocasının güvenli bir yerde olduğunu da eklemeyi unutmayın.” 9 başlığı takmıştı.

“Efendim, kurbanı getirebilecek misiniz?”

“Pek sanmıyorum. Zaten vatandaşlık numarası en başında silinmişti. Ama annesinin zırlamalarını dinlemek hoşuna gidecekse bunu onunla paylaşabilirsin.”

Eldivenlerini birbirine sürttükten sonra etrafına baktı.

“Tam koruma istiyorum, içeriye kimse girmeyecek. Hadi başlayalım.” Demesiyle oyundaydı.

İçeri girdiğinde burnuna gelen hafif lavanta kokusu hoşuna gitmişti. Yüzüne çarpan rüzgarla gelen diğer kokuları ayırt edebiliyordu. Ayaklarını sırayla yere vurdu. Sonra eğilerek yerden biraz toprak alıp elleri arasında ufaladı. Burnuna götürdüğü parmakları nemli toprak gibi kokuyordu.

“Para sen ne güçlüsün. Tam da yazılıma uygun şekilde oyuncunun anılarını  kullanmaya başladı. Evet bu kadar nostalji yeter. 13. Bölüme gidelim.” Dediğinde önünde beliren sarı bir kapıdan içeri girdi. Yine aynı ormanı andırıyordu ama kokusunda bariz bir fark vardı ve tanımlayamıyordu. Gözünün önünde rüzgara kapılmışcasına gelen bir parça kağıt bir kaç kez savruldu. Gülümseyerek kağıda baktı.

“Tamam tamam. Okuyacağım seni!” Havada yakaladığı kağıdı okumaya başladı;

“Güreşmek ister misin? Seni bekliyorum  Gulyabani!”

“Gulyabani.” Dedi seslice. Başını sol tarafa kaldırıp bir müddet aklında aradı.

“Türk efsaneleri demek. Bu hackerler gerçekten akıllı adamlar. Demek ondan güreşmek istiyor. Yenilmemek lazım, yoksa kurban oluruz.”

Elindeki kağıt sert bir rüzgara tutulmuşçasına hareket etmeye başladı. Ardından siyah bir nokta belirince 9 kağıdı ileri doğru fırlattı. Kağıdın üzerinde ki siyah nokta kağıdı kaplayana kadar büyüdü ve  içinde iki zayıf parmak belirdi. Kemikli siyah parmaklar bir solucan başını andırırcasına etrafı yokladıktan sonra birbirlerine zıt şekilde hareket ettiler. Kocaman bir delik halini alınca aniden dışarı bir karaltı fırladı. 9 pis bir koku hissedip  başını sağa çevirdiğinde geceyarısı mezarlıkta olduğunu gördü. Yine yüzünde gülümsemeyle etrafını inceledi.

“Ya ya, ya mezarlık ya da çöl olacak. Tek kitap okuyan sizlersiniz değil mi? Evet sıra can alıcı soruyu sormaya geldi. Tabi önce o güzel yüzünü görmemiz gerekir.” Merakla çevresine bakındı. Birden tam önünde sarı gözleri parlayan  kıllı yüzünün ortasında çürük dişleriyle birisi ona gülümsüyordu. Sarı kırmızı tüyleri onu tuhaf gösteriyordu.

“Selam yolcu!” Deyip bir gölge gibi uzaklaştı.

“Kadın gibi duruyor. Hiç bir şeyi atlamamışlar doğrusu. Selam yabancı.”

“Selam. Ben Gulyabani. Oyun oynayalım mı? İster misin?” Yine karşısına geldiği 9’a yalvarırcasına bakıyordu. Birden oyun ekranında oyunu kazanırsa elde edeceği uygulamalar belirdi.

“Bayağı yüksek ödüller veriyormuş. Gençleri anlayabiliyorum. Tabi ki isterim.”

Gulyabani neşeyle kemikli parmaklarını çırptı. Olduğu yerde birkaç kez zıplayınca kocaman ayakları 9’un göz hizasına kadar geldi.

“Bak senin ayaklarından sadece birisi ters, yanlış bu.” Diyen 9 neşeyle gülümsedi. Bu sırada kendi özel iletişim cihazından gelen sese yanıt verdi.

“Evet efendim. Tamam. Oyuna dahilsiniz.”

“1tik2tak! Oynayalım mı? Güreşelim mi?” Diyen gulyabaninin ayaklarının ikisi de ters olmuştu.

“Hadi başla güzel arkadaşım.” 9 iki adım çekilip beklemeye başladı.

Gulyabani elleriyle göğsünü kaplayan sarı kırmızı tüyleri narin bir şeymişçesine okşamaya başladı. Ardından uzun dilini 9’un başının etrafında döndürerek geri çekti. Bir müddet bekledikten sonra 9 ‘un karşısında  onlu yaşlarda küçük bir çocuk belirdi.

“Hiç korkutucu değilsin. Evet efendim, tam tahmin ettiğim gibi oyuncunun korktuğu şeyin şeklini alıyor. Evet efendim, daha önce beynime yüklettiğim sahte anılara göre şekillendi. Örgüt üyeleri sürekli olarak çevrimiçi değiller demek oluyor bu. Sadece bir eklenti olarak oyuna dahil edildiği konusunda haklıymışsınız. Sanırım pek bir şey yapamaz, o yüzden oyunu bitirmek isterim. Tabi izniniz olursa? Sonuçta ben hiç çocuk olmadım ve korkacak bir şeyim de yok.” Dedikten sonra “Belki de Monk olmamaktan korkuyorum. Çünkü tek bildiğim şey bu.” Diye düşündü. Ardından iletişim cihazından gelen sese yanıt verdi:” Teşekkürler efendim, devam ediyorum.” Dedikten sonra karşısındaki çocuğa merakla baktı.

“Evet küçük canavarım şimdi seninle ne yapacağız? Düşünelim.” 9 çaresizce etrafına bakan çocuğu izledi bir müddet. Hiç olamayacağı kadar küçüktü.

“Gel ufaklık, hadi gidelim.” Diyerek ona elini uzattı. Çocuk elini korkmadan ona uzatırken Monk yakaladığı eli kendine çekip sıkıca sarıldı. 9’un kolları arasında korkuyla çığlık atan çocuk tiz sesler çıkarıyordu. Sarı gözleri yerlerinden çıkıp sarı bir fenermişçesine parlıyordu. Vücudunda yer yer beliren kıllar küçük birer elmişçesine adamı itmeye çalışıyordu.

“Şişt! Bir şey yok. Buraya kadardı. Sakin ol ufaklık, sakin ol.” 9′ un sesi çok hafifti ve teskin ediciydi. Çocuk birkaç değişik bedene büründü ama bir türlü kurtulmayı başaramadı. Aslında Monk onu narin birşeymişcesine tutuyordu. Gulyabani yenilgiyi kabul ettiğini önce susarak belli etti, ardından başını 9’ un omzuna bırakıp derin derin nefes almaya başldı. En sonunda çırpınmayı bıraktığında 9’ un kolları arasında siyah-sarı ve kırmızı  ipek ip parçaları gibi akmaya başladı. Ardından küçük parçalara ayrılıp rüzgarda savruldu.

Monk 9 etrafına bakındı. Yine ormandaydı ve lavanta kokusu yine aynı tazelikteydi. Karşısında birden aldığı puanlar ve güçlerin olduğu küçük bir dikdörtgen belirdi.

“Evet, iyi başarı. Bizim genç yaşasaydı bayağı bir kazanımı olacaktı. Artık çıkabilirim.” Deyip komut verecekken  mesaj kutusunun ışığı yanıp sönmeye başladı. 9 kutuya dokundu ve karşısında beliren yazıya baktı.

“Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karşılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.”

9 gülümseyerek başını eğdi.

“Aha yine sizsiniz. Şu insan hakları beyannamesi takıntısı olan arkadaşlar. Haklısınız ama işte sizin anlamadığınız şeyde tam olarak bu, bir devlette tam olarak bunu sağlamaya çalışır. Şu an sizin yaptığınız şey tam da bu maddenin tersi değil mi sevgili yurttaşlar?”  yanıt bölümüne yazılan mesajı oyunun forum kısmına gönderdi.

Ormanın kokusunu tüm gücüyle içine çekti. Ayaklarını yine toprağa vurdu.

“Gerçek olamayacak kadar güzel burası. İyi yurttaş olmak neden bu kadar zor. Beni duyabildiğinizi biliyorum değerli takıntılı yurttaşlarım ama hesap yapmakta çok başarısızsınız. Bu dördüncü komadan sonra yaptığınız şey tüm basında yayınlanacak, hatta oyunlarda bile. Daha önce yeni yasa için  gönüllü olmayan herkes en azından düşünmeye başlayacak. İnsanlar gerçekten özgürlük isterler mi? Hiç düşünmüyorsunuz bunu. İnsanlar belki de sadece sabah işlerine tıkanmayan bir trafikte gidip, elektriklerinin kesilmediği, çeşmelerinin aktığı ve zevkle alışveriş yapıp akşam sevişip uyudukları bir dünya  istiyorlardır? Hangisi daha cazip özgür olup sorumluluk almak mı, yoksa sadece herşeyin bir düzen dahilinde devam ettiği güvenli bir hayat mı? İşte şimdi onlar devletin onlara verdiği o düzenli ve güvenli hayata daha bir sarılacaklar. Teşekkürler!” deyip oyundan çıktı.

Oyun odasından çıkarken polisler merakla ona bakıyorlardı. Kurbanın annesinin olduğu odaya girdiğinde umutla bakan anneye bir şey demeden açık holo-tvye baktı. Son kurban ile ilgili haberler yayınlanmaya başlamıştı bile.  Yeni yasayı savunan kurbanın babası metanetle neden yeni yasanın geçmesi gerektiğini anlatıyordu. Nemli gözleri dimdik karşıya bakıyordu. Bir an gözlerini aşağıya indiren adamın sol gözünden damlayan bir tek damlaya odaklanan kamera o anı ölümsüzleştirircesine ekranı kapladı.

“Sizin de dediğiniz gibi 1tik2tak  1tik2tak yurttaşlar, sizin de dediğiniz gibi!” diyerek kapıya yönelen Monk 9 yeşil ceketine uyum sağlayan yeşil gözleriyle gülümseyerek dışarı çıktı.

1 Tik 2 Tak” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba. Öykünün futuristik yapısı ve ana fikrinin tartışmaya açtığı konular açısından oldukça başarılı bir eser olduğunu düşünüyorum.
    Monk kapasite açısından son derece güven verici olsa da pek sevilecek bir karakter gibi gelmedi bana (ki böyle bir zorunluluk da yok zaten. Sadece geri bildirim olarak yazıyorum.)
    Sonuçta beğendiğim bir hikayeydi. İyi günler.

  2. selamlar Murat Bey teşekkür ederim. Monk karakteri daha önce yazdığım birkaç öykünün ana karakteri, ayrıca yine onlardan birisi olan “evcil hayvan” öykümde biraz daha fazla bilgi veriyorum onun hakkında. monklar daha çok gizli kolluk güçlerini temsil ediyor. aslında ben onları seviyorum.
    bunların dışında Monk karakterini içeren öykülerim insan hakları bildirisini temel alan öykülerden oluşuyor. yani maddeleri devlet için yorumluyorlar.
    zaman ayırıp okuduğunuz ve iletiniz için çok ama çok teşekkürler. :slight_smile:

  3. Merhabalar;
    Öykünüzün kurgusunu beğendim. Hatta daha detaylı okumak istediğim bir kurguydu diyebilirim.
    Fakat genel olarak anlatımda bazı sıkıntılar gördüm. Bazı yerlerde, birbirini takip eden cümlelerde yinelenen kelimeler beni biraz rahatsız etti. Bunun dışında, size tavsiyem noktalama işaretlerini daha çok kullanmanız. Böylece okurken cümlelerin daha anlaşılır ve akıcı olmasını sağlayabilirsiniz. Bazı cümlelerde uzanıp virgül, noktalı virgül eklemek istedim :slight_smile:

    Bir diğer eleştirim ise, ‘dahi’ anlamındaki -de bağlacının hiçbir kelimede ayrı yazılmaması.

    Tabi ki bunlar bir okur olarak acemice eleştirilerim. Monk 9’u başka bir öykü seçkisinde de okumak isterim.
    Kaleminize, emeğinize sağlık.

  4. selam sayın blusedai
    zaman ayırıp okumanız bir yana yorumunuz için teşekkür ederim. işin aslı haklısınız genelde imla ve yazım hataları çok yapıyorum. elbette bu kabul edilebilir değil ama inanın ne kadar düzeltirsem düzelteyim yanlışlarım yine de oluyor. daha da kötüsü bazen hiçbir yanlışımı göremiyorum belkide görmek istemiyorum. gerekli düzeltmeleri yapacağımdan emin oabilirsiniz. monk 9 daha önce Baykuş temasında “evcil hayan” öykümde yer alıyor. aslında bir kaç öykümde daha var ama onları burada paylaşmadım. karakterimi insan hakları beyannamesindeki maddelere göre şekillendiriyorum ve umarım bitirebilirim.
    ilginize, yorumunuza çok ama çok teşekkür ederim. :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!